<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268</id><updated>2012-02-08T15:44:58.343+02:00</updated><category term='sezen abla'/><category term='recycle'/><category term='art and craft'/><category term='ömür geçer gönül geçmez'/><category term='falan filan'/><category term='proje'/><category term='oh  happy days'/><category term='yazarlık'/><category term='&quot;'/><category term='oh happy days'/><category term='hayallerim aşkım ve ben'/><category term='munalım'/><category term='soundtrack'/><category term='&quot;organize işler&quot;'/><category term='kendine güvenmek'/><category term='elişi'/><category term='aç kalmadan kiloları nasıl verdim'/><category term='yenilik'/><category term='günlük'/><category term='manyak hayat'/><category term='merci la vie'/><category term='casting'/><category term='liste'/><category term='productivity'/><category term='su gibi akıp gider zaman'/><category term='bunalım'/><category term='dükkan'/><category term='kendiyle uzlaşmak'/><title type='text'>Yazar ne yazar ne yazamaz ve Yazar yavaş yavaş yazar</title><subtitle type='html'>yazmak isteyip bir türlü yazamayan bir istanbul'lunun online günlüğü...hayatından, dertlerinden bazen de aşklarından bir kesit...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>297</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-113822446638634230</id><published>2012-01-16T03:21:00.000+02:00</published><updated>2012-01-16T03:21:25.921+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Everybody hurts.</title><content type='html'>Kalbini delip geçer. Parça parça olursun. Toparlanmaya çalışırsın. Önemsememeye bakarsın. Başka bir açıdan yaklaşmaya uğraşırsın. Kendini avutmak istersin. Zamanla silinir. Ama zaman sonra gene yapacağını yapar. Aynı şey tekrarlanır. Bu bazen kalkanlarının zayıf yerinden geçebilen bir bakıştır. Bazen beklemediğin bir söz. O ağızda ve o anda çıktığı için kırıcıdır. Batar. Kırıcı olduğunun farkında bile olmayabilir. Bazen de kasten kırıcıdır ve amacına ulaşır. Bazen de işte, bir insanı sadece kayıtsızlık darma duman eder. Önemsediğin bir insan. Seni önemsemesini beklediğin. Çok değil asgari düzeyde. Ama önemsemez. Hatta varlığını bile unuttuğunu fark edersin. Seni o an tekrar görene dek. Görür hatırlar ve geçer. Meşgül bir insan dersin. Ne var ki hep meşgül olmuştur. Sana. Belki abartıyorum. Belki de hiç abartmıyorum. Acıttığına göre şu an içimde derin bir yerleri, bir gerçekliği olmalı.&lt;br /&gt;Belki farkında olmadan aynısını ben de başkasına yapıyorum. Bilmiyorum.&lt;br /&gt;Belki onu önemsediğimi bile bilmiyor. Ondan asgari düzeyde bir ilgi beklediğimi. Kasten ilgisiz olacak kadar bile bir yerim yok onun ruhunda. Canım acıyor o eski yerden. Böyle zamanlarda buhar olup kaybolmak istiyorum havada.&lt;br /&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;Bazı insanlar ölümü bir çanta gibi sırtlarında taşır. Yorulduklarında indirip intihar etmek isterler.&amp;nbsp;&lt;/blockquote&gt;Hakan Günday, Az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntı tam olmayabilir. Aklımda kaldığınca yazdım. Kitap yanımda değil, S.'da. Ben öyle bir insanım işte. Çantayı indirip yere koyuyorum bazen. Ve yaşama dürtüsü işe koyuluyor hemen. Pişman olursun bak. Acaip güzel günler var ilerde, bir bilsen, hayatta intihar etmezsin. S.ktiğimin günleri. Deme öyle. Bilmiyorsun. Yıllar sonra D. 'yle tekrar karşılaştığında demedin mi iyi ki geçen sefer ölmemişim diye. S.ktiğimin D.'si. Şimdi öyle oldu. Bilmiyorsun ki. İlerde karşına seni o kadar sevindiren&amp;nbsp;kim çıkacak. Hem evinde yaşadığın huzur var. Sen kahvaltı ederken bile hayat ne güzel demez misin? Tamam ya sus artık anladım. İyi tamam. &amp;nbsp;O çantayı kaldır ortalıktan bir de çay koy madem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırıldım. Belki hassas bir zamanım. Belki başka zaman da olsa kırılırdım. Belki de başka zaman bu acının izlerini daha kolay süpürürdüm. Ama bunun reseptörlerle bir alakası olmalı. Reseptörleri S.'la konuşurken düşündüm. Ruhumuzda oyuk şeklinde reseptörler var, hep aynı tip insan gelip dolduruyor onları dedim. Başka tip gelirse o reseptörü doldurmuyor ve bağlanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de bir reseptör ayarına geçmeliyim. O zaman çok şey değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki günlük dünya zaten. Amaaan. Kendi hayatıma baksam ben. Okunacak kitaplarım var. Pakrat Estukyan'ın Hay Hikayeler'i var mesela. Bu gece onu da gördüm kalabalığın içinde. Pakrat Estukyan'ı. Kitap yanımda olsaydı imza isterdim. Aslı Erdoğan'ın Kırmızı Pelerinli Kent'i de var. Sonra Yekta Kopan'lar: Aşk mutfağından yalnızlık tarifleri ve Kediler güzel uyanır. Hakan Günday'ınkiyle beraber almıştım bunların hepsini. Kendime yılbaşı hediyesi paketim. Yılbaşı da bahanesi tabii. Hakan Günday taze bitti. Çok çarpıcıydı. Çok cesur ve şiirsel buldum. Şiddeti bu kadar şiirsel yazan başka biri var mıdır? Şiddetten nefret eden bana bile okuttu o kitabı. İlk satırlarda kesinlikle yanlış bir kitap seçimi diye düşündüm. Keşke almasaydım. Fakat o kadar güzel yazılmıştı ki belki katlanabilirdim. Azar azar devam ettim. Ve sonra alıştım. Öyle bir sardı ki. Günlerce herkesle sadece bu kitabı konuşmak istedim. Günde onsekiz defa. Hiç bıkmadan. Yazın söyleşisine gitmiştim. Keşke söyleşisi şimdi olsa diye hayıflandım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazasım gelmişti bu gece. Zor başladım şimdi de bırakmak istemiyorum. Stat counter'ın istatistikleri konusu var. Wordpress'in iç istatistiği ile arasında bir tutarsızlık var. Wordpress geçenlerde bir günde 550 'yle rekora koşarken aynı gün için stat counter 80 diyordu. Statcounter'a güvenim sarsıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu da bitti. Ama hiç yatasım yok. Bari yatakta kitap okuyim madem. Hakan Günday'dan sonra başka kitap okumak zor gerçi. İnsan sevgilisinden ayrılır ayrılmaz kendini başka sevgilinin kollarına atıyormuş gibi. Bir sadakatsizlik hali. Hiç tarzım değildir. Saat üçe geliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-113822446638634230?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/113822446638634230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=113822446638634230' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/113822446638634230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/113822446638634230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2012/01/everybody-hurts.html' title='Everybody hurts.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6992580148430891989</id><published>2012-01-05T16:06:00.000+02:00</published><updated>2012-01-05T16:06:41.473+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Hokkabazın halleri.</title><content type='html'>Yeni yılın ilk postundan merhabalar.&lt;br /&gt;Dışarda nefis bir güneş var. Kahvaltımı bitirdim. Çay bardağımı yanıma aldım, demlikte kalan çayı bitirene kadar içiyorum. Yeni bir adet edindim: portakal yedikten sonra kabuklarını atmıyorum, dilimleyip çaya ve hatta kahveye atıyorum. Evet french press'in içine portakal kabukları ekliyorum, &lt;a href="http://bestebonnard.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Beste&lt;/a&gt;'nin yılbaşı liköründen esinlendim. Çok sofistike bir tat ortaya çıkıyor: portakalın hafif fakat kendine özgü kokusu kahvenin arkasına saklanıyor azıcık da taşıyor arkasından. Tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılla ilgili kararlarım bu sene diğerlerine göre farklı. Genel anlamda daha kaliteli bir hayat hedefledim. Daha kaliteli bir hayat herkes için farklı farklı şeyler ifade edebilirken, benim için, temel olarak güzel filmleri, ilginç sergileri, kitapları kaçırmamak, aktif bir hayata ağırlık vermek (bunun içinde spor var) ve haftada en az bir kez değişik bir yemek tarifi denemek var. Bu doğrultuda ilk haftanın yemeği, bir fransız klasiği olan &lt;i&gt;hachis parmentier&lt;/i&gt; oldu. Aslında tadı kıymalı patatesli musakkadan pek de farklı değil sadece fırından çıkmış borcamda görüntüsü daha güzel. Yanına da güzel bir cacık yaptım. Genelde döne dolaşa aynı sekiz-dokuz yemeği yiyorum. Ama değişik tarifler denemek istiyorum. Mesela hiç karnıyarık pişirmedim ben. Tatlı repertuarım nispeten daha genişken, ana yemeklerden sınıfta kalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıya da bir çalışma çerçevesi bulamıyordum. Şimdi bir haftalık yazı planı ile çalışmayı deniyorum. Bugün üçüncü gün. Sistem fena gitmiyor. Bakalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle anlatınca sanki herşey tıkır tıkır işliyormuş, ben de arzu ettiğim hayatı yaşıyormuşum gibi yanlış bir kanıya varılabilir. Oysa ben kendimi iki eliyle üç top çevirmeye çalışan bir hokkabaz gibi hissediyorum. Yazıyı yakalasam, spor dışarda kalıyor, yazıyla sporu yakalasam akşam yemeğini pişirmeye zaman kalmıyor.&lt;br /&gt;Plan program yapsam kağıt üzerinde bile yetişemiyorum. Hem sergi gezmek, hem yüzmeye gitmek, hem yazı yazmak, hem ortalığı toplayıp yemek hazırlamak olmuyor işte. Belki daha derinden yaklaşmak gerekiyor olaylara. Belki de üzerinde biraz daha düşünmek. Bilemedim. Düşünerek hallolacak bir sorun olsa bari. Belki de öyledir. Bir denemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte sevgili günlük. Şimdi bir üst paragraftaki denklemi çözmeye girişeyim bari. Bu hokkabazlık halleri sona ersin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6992580148430891989?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6992580148430891989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6992580148430891989' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6992580148430891989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6992580148430891989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2012/01/hokkabazn-halleri.html' title='Hokkabazın halleri.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6028066666094065824</id><published>2011-12-27T18:32:00.000+02:00</published><updated>2011-12-27T18:32:54.632+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Bana hala gıpgıcırmış gibi gelen 2011'i tüketmek üzereyiz. Gidiyor. Muhasebesini yapmak istemiyorum bu senenin. Yapsam da buradan yayınlamam. Kimsenin ilgisini çekmez nasılsa. Zamanın geçmesi beni etkilese de. Zamana hükmetmek. İnsanın en büyük aciziyeti. Zaman sonsuz, bizim zamanımız sonlu. Mekan da sonsuz oysa apartmanlarda üst üste yaşıyoruz. Bir arsayı almak istesek parayla. Evet bu sıralar derin düşüncelerdeyim. Einstein okuyorum, söylemesi ayıp.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta şehir dışındaydım. Kardeşim ve yeğenimle dağa gittik. Yolculuk yapmayı seviyorum. Sıkıntısı da var tabii. Hele belli bir ortama ilk defa gidiyorsan. Sana işin raconunu gösterecek kimse yoksa. Öncesinde &lt;a href="http://qunegond.wordpress.com/" target="_blank"&gt;Kunegond&lt;/a&gt;'u arayıp aklımdaki sorulara yanıt aldım. Sonra oradayken de kayak etiketi altında yazdıklarını okudum. Çok iyi geldi. Biraz da kayak hocasından&amp;nbsp; malumat toplayınca idare ettik işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü kayak yaptım ilk defa. O kadar çok istemişim ki kaymayı. Televizyondan o kadar çok izlemişim ki o slalomları. Şimdi artık ölsem de gözüm arkada kalmaz. Tabii ki bazı tehlikeler atlattım. İkinci derste az kalsın rahmetli oluyordum. Sapan yetersiz kalıp uçuruma doğru meyil edince. Hoca arkadan "aç arkaları" diye bağırınca, bağırırken sesine karışan dehşeti sezince. Ya da bana öyle geldi. Sapan yetmeyince nerden geldiğini anlamadığım bir refleksle kayakları sağa çevirebildim ve yol kenarındaki tümsek beni durdurdu. Kayakları çeviremeseydim önüm ağaçlar ve çok dik ve dar bir yokuştu. Sonra sanki bir şey olmamış gibi tıkır tıkır geri döndüm. Karizmayı çizdirmedim yani! Son gün en güzeliydi. Ta tepeden aşağıya üç kere kaydım. Çok hızlı bile gittim. Martta tekrar gitmek istiyorum. Kısmet olursa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar kayak diyarında zaman geçirince herşeyi kayak olarak algılamaya başlıyor insan. Dönüş yolunda arabalar mesela. Kayıyorlar sanki. Düz yolda hem de. Bazen ne kadar tehlikeli hareketler yapıyorlar. Eskiden fark etmezdim. Sonra daha soyut şeylere de kayak gözüyle bakıyorsun. Hayattaki tersliklere mesela. Tümsek o diyorum. Sen kaymana bak. Dengeni bozma. Sen ilerlediğinde o tümsek geride kalacak. Kızma ona. Geç yolunu. Panik yok. Panik yapmamak. Kontrolü kaybettiğinde bile. Meçhule doğru giderken önünden arkandan insanlar mermi gibi geçerken bile. Çok güzeldi be. Aklım orada kalmış. Ayrıca otel de çok konforluydu. Mutfağı muhteşem. Tabii bütün gün açık havada spor yapan insanları doyuracak şekilde hazırlanmış. Yedikçe yedim. Yedikçe kiloları da aldım. Ama benim önüme yirmi çeşit tatlı koyarsan olacağı bu. Hele o üzerinde dumanı tüten kremalı sufleye, o dağ başında kim dayanır? Affetmedim. Edemezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kondisyonum zayıf olduğu için ve kendi başıma kayamayacağım için günde en fazla bir saat kaydım. Geri kalan zaman çoğunlukla otel lobisinde şömine başında geçti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyordum? Dönüş yolu. Binmişim otobüse. Yolu bilmiyorum. Otobüsü kullanan biliyor nasılsa. Teslim olmuşum. Karanlıkta gidiyoruz. Ben cam kenarındayım. Bilgisayarı açtım. Otobüste verdikleri kulaklığı bilgisayara taktım. Klasik müzik. Yolda nasıl güzel gidiyor. Bir yandan evernote'u açtım. Sonra okumak üzere topladığım makaleleri. Einstein'ın genel görelilik kuramına o zaman sardım. Günlerdir entellektüel pek bir faaliyetimin olmamasından mıdır nedir, okuyasım geldi. Uzay-zamandan bahsediyor. Kütlelerin uzay -zamanı eğip bükerek onları etkilemesinden. "Zaman" diyor makale, "geleceğe doğru serbest düşüştedir". Otobüsün yolda kayışına bakıyorum gözlerimi camdan dışarı dikip. Düşüyoruz yani. Dursak bile düşüyoruz. Bir an başım dönecek gibi oluyor. Toparlanıyorum. İyi ki otobüsü kullanan ben değilim. Bende yükseklik korkusu var. Nasıl olacak bundan sonrası?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse kazasız belasız döndük. Sadece soğuk algınlığı gibi bir durumum var. Kardeşimden kaptım. Kuşburnu çayı içiyor, viks ile buhar banyosu soluyorum. Evi havalandırıyorum. Dinlenmeye çalışıyorum. Belki iki senedir rafta duran Diary of a wimpy kid'den 1oo küsür sayfa okudum. Dün de havuza gittim. Bu sene kesinlikle masa başı işlerini sportif faaliyetlerle dengeleme niyetindeyim. Bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6028066666094065824?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6028066666094065824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6028066666094065824' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6028066666094065824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6028066666094065824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/12/bana-hala-gpgcrms-gibi-gelen-2011i.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8233602844763722416</id><published>2011-12-15T20:17:00.001+02:00</published><updated>2011-12-15T20:19:09.278+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>Kendi halimdeyim...</title><content type='html'>Yeni bir yazı &lt;a href="http://www.novel-writing-help.com/" target="_blank"&gt;sitesi &lt;/a&gt;keşfettim. Görselliği vasat. Sunuma pek özen göstermemiş. Bir sürü yerde aynı yerlere tekrar tekrar bağlantılar vermiş. Karma karışık. Fakat çok faydalandım. O kadar faydasını gördüm ki romanın başrol karakteri üzerinde çalıştım bugün. Zannettiğim kadar kolay yazmıyormuşum. Karakter yaratmakta çok başlarındaymışım işin. En başlarında. Biraz hazmetmem lazım oradaki bilgileri. Oturması zaman alacak. Ama bir türlü romanı yazamayan insanlara tavsiye ederim. Roman fikri nedir? Neye benzer? Nasıl bulunur? Mesela ben zibilyon çeşit karakter yaratabilirim diye düşünüyordum. Fakat yazmayı bitirdikten sonra herşey kağıt üzerinde kalıyor. Ete kemiğe bürünmüyor. O zaman da hevesim kaçıyor. Eksik yapıyormuşum. Sitede örneklerle anlatıyor. Neyse ilgi duyan bir baksın diyelim ve bu konuyu burada keselim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi günü nihayet havuza yazıldım. Salı günü de ders dönüşü olmasına ve saatin akşam sekiz buçuk olmasına aldırmadan, akşam yemeğini bile yemeden pılımı pırtımı toplayıp havuza gittim. Yirmi dakika yüzdüm. Havuzdan çıkıp soyunma odalarına geldiğimde nefes nefeseydim. Duşumu aldım. Üzerimi giyindim. Kendi kendime, bu saatte de havuza mı gidilirmiş, daha akşam yemeği pişireceğimi, o saatte orada olmanın delilik olduğunu söylene söylene spor çantasını sırtlamış oradan ayrılıyordum ki, birden acaip bir huzur çöktü sanki üzerime. Nasıl bir kendinden memnun olma hali...Meğer ben aktif bir hayatı yaşamak istiyormuşum da ilk defa bünyeme bunu yaşatmışım gibi. Endorfin mi salgıladı acaba beyin? Bilemedim şimdi, ama çok güzeldi. Sekiz kilometre yürüdüğüm zamanlar bile böyle olmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de işte biraz roman kahramanı üzerine çalıştım, bir yandan da tarçınlı zencefilli kurabiye pişirdim. Mutfak o kadar güzel koktu ki. Tıpkı çocukken, annemin mutfağının kokusu gibi. Nostaljik bir kokuydu. İnsanı mutlak güvende hissettiren bir koku. Bu arada önemli bir keşifte bulundum: artan kurabiye hamurunu, ikinci fırın tepsisinde eşzamanlı olarak pişirdim. Yani ben önceden bir posta kurabiye pişirir, ilk tepsidekiler ılınırken ikinci tepsiyi üşene üşene fırına atardım, bir yirmi dakika da onlar pişerdi. Bugünse, böyle artan bir dolu hamura üşene üşene bakarken, böyle birdenbire sanki bir yerden vahiy geldi, aynı bir dedektif edasıyla, dedim ki kendime, kız yazar, aklını başına topla, sence o fırın tepsilerinden neden iki tane var? Yoksa mı???? Ve ikisini birden attım fırına. Tabii bir tanesinin altı daha fazla pişti bir tanesinin üstü ama gelecek sefer, o ikisinin yerlerini pişme süresinin yarısında filan değiştirebilirim. Alttaki üste üsteki alta. Bitti gitti. Neden daha önce akıl etmediysem!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni çeviri işi geldi, bu akşam onu yapacağım. Yarına hazır olması lazım. Nasılsa roman üzerine bugün yeterince çalıştım. Çabucak onu da yapar bitiririm. Bir sayfa filan. Pucca çıktığından beri Okan'ı izliyorum akşamları. Başka da izleyecek bir şey bulamıyorum. Bu akşam da uykum gelmezse izlerim. Haydin ben kaçtım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8233602844763722416?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8233602844763722416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8233602844763722416' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8233602844763722416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8233602844763722416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/12/yeni-bir-yaz-sitesi-kesfettim.html' title='Kendi halimdeyim...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8229535806778716187</id><published>2011-12-09T00:04:00.000+02:00</published><updated>2011-12-09T00:04:58.203+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'></title><content type='html'>&amp;nbsp;Radyo 3 dinliyorum. Gene küçük ışıklar yanıyor. Dışarda bir ara yağmur başlamış. Asfalt ıslak, hava nemli. Az önce kahveyle iyi gider diye bakkaldan çikolata almaya çıkarken fark ettim. Ben daha öğrenciyken bir arkadaşım vardı, yazdan yaza görürdüm, bir de Noel tatilinde Türkiye'ye geldiğimde beraber çıkardık Beyoğlu'na. Bana o zaman demişti: kış mevsimini sevdiğini, soğukta bir süre yürüdükten sonra, bir kafeye girip ısınmanın tadı sadece bu mevsimde çıkar demişti. Üşümeye ne gerek var, yaz olsun, bahar olsun gene kafeye gireriz diye düşünmüştüm. Ama şimdi anladım onu. Sıcacık güzel evime girince dışardan. Üşümek de güzelmiş, sonradan sığınıp ısınabileceğin bir yerin varsa tabii. Seni bekleyen bir fincan filtre kahve, kuru çoraplar, radyoda değişik bir müzik. Dertsiz ve tasasızsan. O günkü görevlerini tamamlamışsan. Önünde birkaç günlük bir tatil varsa. Yoksa da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyor musun günlük ben geçen hafta yazıya farklı bir açıdan yaklaştım ve iyi geldi. Hikaye parçacıkları yazmanın doğal olarak yaptığım en önemli yazı etkinliği olduğunu keşfettim ve onu denedim. Alt alta gittiği yere kadar hikaye başlangıçları veya ortaları yazdım. Tıkanınca yenisine geçtim. Şu klasik 5N 1K sorularına yanıt aradım: Ne zaman? Kim? Nerede? Ne? Nasıl ve niçin'i zorlamadım. Onlar hikayenin derin tarafı. İlla devam etmek zorunluluğu olmayınca daha serbest yazabiliyorsun, daha cesur oluyorsun. Tıkanırsa tıkansın. Zaten beş satır yazmışsın. Çünkü doğal olarak hep yaptığım ve beni bu kadar senedir "yazar" rumuzuyla bu bloga yazdıran en büyük güç bu. Kendi kendime günde ben diyeyim kırk tane, sen de seksen tane hikaye parçası uyduran benim. Kendimi bildim bileli. Hep de elimde kağıt kalemle dolaşamam ki. Yazmıyorum onları ve gidiyorlar. Aslında birçoğundan bir nane olmaz. Ama gene de hiç kağıdın üzerinde bunu denememiştim. Çünkü hayatın içindeyken geliyorlar aklıma. Film seyrederken, belediye otobüsünde tutunmaya çalışırken, metroda giderken. Yürürken. İnsanları izlerken ve dinlerken. Bir de yazı alıştırmalarında beni en çok sıkan şey, alıştırma yaparken zaman kaybettiğim hissiydi. İyi ama ben ne zaman kendi hikayelerimi yazacağım? İşin zor tarafı tabii ki beyaz kağıdın karşısına oturduğunda kendi hikayenin ne olduğu, neresinden başlayacağın hakkında en ufak bir bilgi sahibi bile olamamak. Bu hikaye başlangıcı yazma yoluyla kendi hikayelerimden birini buldum. Daha önce yazdığım bir öyküde de o temayı işlemişim bilmeden. Romana da yamalanabilir. Öyle bir hikaye çekirdeği çıktı. İşlenmesi lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl ilham nereden geldi söylemezsem çatlarım. "BBC writing a story" diye google'da arattım. Bir tane hikaye ağacı gözüme çarptı: "&lt;a href="http://www.bbc.co.uk/schools/starship/english/storyplant.shtml"&gt;story plant&lt;/a&gt;". Çocuklar için hazırlanmış aslında bu site. Bir tane bitki var. Sen onu suluyorsun. Sana "ne zaman?" diye soruyor. Ve yapraklarında seçenekler sunuyor: çok uzun seneler önce, güneşli bir sabahta falan diye gidiyor. Birini seçiyorsun, site sana bir hikaye başlangıcı sunuyor o seçiminle. Sonra "kim" diye soruyor: yaşlı bir dede ve torunu, Kim ve Jeanny filan. Her seferinde sana seçimini azıcık süsleyerek bir kaç satır yazı çıkartıyor. Öyle öyle gidiyor işte. Otomatik hikaye yazıcısı. Bana ilham veren bu oldu. Onları görünce yazmak kolay birşey gibi geliyor. Ben bunlardan yüz tane yazarım dedim. Daha bile güzelini yazarım. Ve nitekim başladım işte yazmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu yazıyı sonlandırmalı. Gidip çalışmalı. Usul usul. Olduğu kadar. Ve bugün iyi birşeyler yapmış olduğunu düşünerek rüyalar alemine adım atmalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8229535806778716187?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8229535806778716187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8229535806778716187' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8229535806778716187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8229535806778716187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/12/3-dinliyorum.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6413732957647034349</id><published>2011-11-23T21:33:00.001+02:00</published><updated>2011-11-23T22:54:08.902+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Bir sonbahar akşamı yazısı.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-GrDK66Zx5Cw/Ts1NZzH-j3I/AAAAAAAAALw/NLJgKSUrSXY/s1600/DSC_1763.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://1.bp.blogspot.com/-GrDK66Zx5Cw/Ts1NZzH-j3I/AAAAAAAAALw/NLJgKSUrSXY/s320/DSC_1763.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İşte gene akşam oldu. Evimdeyim. Şu yukarıda görülen mutfak masasının üzerinden ulaşıyorum sizlere. Bir fincan filtre kahve ve sütlü çikolata eşliğinde hayatımın muhabirliğini yapıyorum. Keyfim yerinde. Çalıştım bugün. Derse gittim. Sonra Cumartesi günkü düğün için kıyafet ayarlamalarına giriştim. Bir tane uzun siyah elbise aldım. Üzerime denemedim hala. Dolaba astım. Herhalde üzerime olur diye umuyorum. Akşam yemeği uyduruktu. Ne yemek istediğime karar veremedim bir türlü. Lahmacun siparişi verebilirdim fakat besleyici olmazdı. Ben de kalmış mercimek yemeğiyle pilavı karıştırdım. Yemek bitince bilgisayardan maillerime baktım: yeni bir çeviri işi almışım. Beş sayfalık. Biraz teknik. Ama yetiştirebilirim Pazartesi'ne. Günün en önemli işlerini halletmiş oldum böylelikle. Tabii ki roman projesi böyle durumlarda arka plana itilmiş oluyor. Bu da canımı sıkıyor. Bir projem daha var, yapana kadar pek kimseye bahsetmek istemediğim. O da geri planda kalıyor. Bu ikisi için bir zaman çizelgesi oluşturmam lazım. Roman için zamana oturtmak zor ama bir çaresine bakmam gerekiyor. Yoksa seksen yaşımda hala hiçbir şey yazmamış olacağım. Zaten kırk bitti. Bu böyle kafama darbe almış gibi baygın baygın uykulardan bir kurtulabilsem. Belki herşeyin bir saati olsa: yatma saati, kalkma saati, yemek saati, kahvaltı saati. Fazla mı disiplin olur? Bir hafta deneyeyim ben bu işi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvem bitti. Birazdan bu yazıyı yayınlayıp hayatımın plan program işlerini sıraya sokmak üzere kırmızı üçlü koltuğa geçerim. Müziği açmadım bu akşam. Böyle daha güzel oluyor bazen. Perdeleri çekip birbaşıma kalmak. Küçük ışıkları yakmak. Sonbaharı seviyorum. Yapılacak işlerimin olmasını. Para kazanmayı. Hesap yapmayı. Haftasonu dostlarla buluşabilme ihtimalini. Yeğenimin telefonda bana öpücük gönderdiğini söylemesini. Üç hafta önce öğrettiğim cümleyi öğrencimin ben beklemediğim anda bana pat diye söylemesini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6413732957647034349?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6413732957647034349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6413732957647034349' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6413732957647034349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6413732957647034349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/11/bir-sonbahar-aksam-yazs.html' title='Bir sonbahar akşamı yazısı.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-GrDK66Zx5Cw/Ts1NZzH-j3I/AAAAAAAAALw/NLJgKSUrSXY/s72-c/DSC_1763.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3469827123020441172</id><published>2011-11-14T01:11:00.001+02:00</published><updated>2011-11-14T01:58:42.340+02:00</updated><title type='text'>Zaman tüneli.</title><content type='html'>Nerelerden geldiğimi asla tahmin edemezsiniz. Yani nerelere gittiğimi. Tamam daha fazla süspens yaratmayıp söylüyorum: geçmişten geliyorum. Dört gündür yoldaydım, bugün döndüm. Biraz mecburi bir yolculuktu. Bazen sancılıydı, çokça şaşırtıcı ve öldürücü dozda duygulandırıcıydı. Dönüşümse muhteşem oldu. Gene bavullar ortalıkta. Gene ortalığı toplamam iki üç günü bulacak. Fakat nasıl hafifledim. Eski derisini üzerinden sıyırıp atan bir piton gibi hissediyorum kendimi. Gıpgıcır yeni postum var, ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O eve taşındığımızda sekiz yaşındaydım. Bu evime geldiğimdeyse otuz yedi. Arada dokuz yıl Fransa'da yaşadım fakat oradan taşıdıklarımı da annemin bugün kaldığı eve yığmıştım. Bu yeni evime taşındığımda ise bütün kalan eşyalarım kolilenmiş ve tavana kadar çıkan bir yığın halinde üstüste yığılmıştı. Üç yıldır bekliyorlardı onları ayıklayıp kaldırmamı. Kendi evimdeki atölye dediğim odayı düzenlemekle başladım. Şeffaf kutular satın aldım. Her kutuya bir işlev verdim. Orası toparlandı. Nefes aldığımı hissettim. Sonra da sıra en korkutucu olan kolileri halletmeye geldi. Ona da dört gün önce giriştim. En üstteki boyumun yarısı kadar olan koliden çok korkuyordum. İçi kitap ve ders notları dolu sanıyordum. Ezilip altında kalmaktan korkuyordum. Boş çıktı. Selofan kağıtlar vardı içinde. Her güne bir koli mottosuyla işe koyuldum. İlk gün işim bir saatte bitti. En zoru bugünküydü. Sonuncu. Bütün hayatım gözlerimin önünden ayrıntılarıyla tekrar geçti. Commodore 64'ün teypi, içinde oyun kasetiyle, 200 oyun vardı o kasetin içinde ve tepe tepe oynamıştık babam, abim ve ben. Her gün yeni oyunlar keşfederdik. Commodore 64'ün kendi ekranı yoktu, televizyona bağlardık. Abimin kabartmalı harflerle etiket yazmaya yarayan adını bilmediğim aparatı. Ne kadar değerliydi benim gözümde bir zaman onun o bantlarını harcamaya kıyamazdım. Bugün o bantları almaya kalksam satılmıyordur. Günlükler. Onbeş yaşımda yazmaya heveslendiğim ilk romanımın taslağı. Ortaokul fransızca ders kitapları. Hatta ders notları. Rousseau'nun Sosyal Kontratı. Parfümlerim. Suluboya takımlarım. Pastel boyalarım. Kardeşimin eskiz defteri ve çizimleri. Fransa'dan aldığımız ucuz bir yolluk. Mektuplar. Yüzlerce mektup. Sanki ömrüm mektup yazarak geçmiş sanırsın. Pullar. Özenle biriktirilmiş. Hatta pulların maşası. Çocukken bayıldığım mini boy kurşun kalemlerim, bir kürdandan biraz daha büyük. Yetmişli yıllarda babamın elime mikrofonu tutuşturup okulda öğrendiğim şarkıları şiirleri okuttuğu teyp. Müzik kasetleri. Kaç tane bilmiyorum. Bir tane David Hasselhoff kartpostalı. Bir tane imzalı Michael Douglas fotoğrafı. Fan klübünden istemiştim postayla gelmişti. Sene 1983 olmalı. Bir tane sony walkman. Radyolu. Çalışıyordur hala. Diğer teyplerle beraber çöplüğü boyladı fakat. Yetmişlerden kalan teypler ve commodore 64'ün teypiyle. Flash bellek yok o zaman tabii. Emektar walkmanim. Walkman'i pilsiz şebeke elektriğiyle çalıştırmak için adaptör.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle böyle geçmiş toz gibi ortalığa yayıldı. Beni içine aldı. Birçok eşyayı çöpe attım. Kolilerce çöp çıktı. Bazen içim kıyıldı. Bazılarına kıyamadım. Üç senedir hiç eksikliğini duymadığım pul koleksiyonumu çöpe atamadım. Nereye koyacağımı bilmiyorum. Ama kıyabildiğim onca gereksiz yük sanki ruhumdan sıyrılıp evrene geri gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişin eşyalarına bağlanmak geçmişe saplanıp kalmak demek. Geçmişte belki önemliydi. Fakat günü yaşayıp geleceğe yer açmak lazım. Çöpe giden onca eşya sanki beni geçmişten kopartıp taze başlangıçlara hazırladı. Terapilerde de geçmişi çok irdelemişimdir. ( İlaç ve reçeteler de çıktı) Geçmişte mi yaşayacaksın? Geleceğe mi yüzünü döneceksin. Bütün mesele bu. Atacaksın daha güzellerinin bunların yerine geleceğini düşünerek. O zaman hayat daha hafifliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3469827123020441172?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3469827123020441172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3469827123020441172' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3469827123020441172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3469827123020441172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/11/zaman-tuneli.html' title='Zaman tüneli.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-4267244161147145532</id><published>2011-11-01T02:35:00.000+02:00</published><updated>2011-11-01T02:35:34.377+02:00</updated><title type='text'>Anne biz terörist miyiz?</title><content type='html'>Annenin boyun fıtığı şikayeti vardı. Doktor arkadaşıma muayene olmaya gelmişti. Ben de hasbel kader orada bulunuyordum. Mutfakta. Çay içiyorduk. Laf lafı açtı. Ermeni olduğum lafın arasına sıkıştı. Onlar da Doğulu'ydu. Tam olarak Zaza. Zaza diye etnik bir grubun varlığını ben Murathan Mungan'dan bilirdim, bir de Mıgırdiç Margosyan'ın kitaplarından. Yoksa bilmezdim. Çektikleri zorlukları anlattılar. Benim Fransa'da Türk olarak yaşadıklarımla birebir örtüşüyordu. Evet, ben Türkiye'de Ermeni, Fransa'da Türk'tüm. Karışık biraz. Mesele o değil. Mesele şu: içim burkuldu. En çok da kızının hikayesine: bir gün sokaktan ağlayarak gelmiş.&lt;br /&gt;- Kızım niye ağlıyorsun?&lt;br /&gt;- Anne çocuklar benimle oynamak istemiyor.&lt;br /&gt;- Neden kızım?&lt;br /&gt;- Çünkü biz Kürtmüşüz, teröristmişiz. Anne çocuklar doğru mu söylüyor? Biz adam mı öldürüyoruz?&lt;br /&gt;Biliyorum bu ülkede çocuklarına, "Kürt çocuklarıyla oynama" demeyen de var, ama dokunuyor işte. Çünkü ben o kızın yaşlarındayken, Asala diye bir terör örgütü vardı ve habire bir yerleri bombalardı, ya da Türk elçiliklerine saldırı düzenlerdi, ve o günlerde okuduğum "gazete" ( çocukken her gün gazete okurdum), ilk sayfaya manşet olarak en koca harflerle: Yine Ermeni terörü! yazardı. Sanki ben adam vuruyormuşum gibi.&lt;br /&gt;Biliyorum havanda su dövüyorum. Blogumu okuyup, bloglarında dolaştığım insanlar beni üzmez. Benim amacım da onları üzmek değil. Mesele Türk-Ermeni-Kürt-Fransız meselesi de değil, bunu anlayacak kadar büyüdüm artık. Ama bazı yaralar var işte, izi geçmiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-4267244161147145532?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/4267244161147145532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=4267244161147145532' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4267244161147145532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4267244161147145532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/11/anne-biz-terorist-miyiz.html' title='Anne biz terörist miyiz?'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3452079722081569595</id><published>2011-10-29T19:29:00.000+03:00</published><updated>2011-10-29T19:29:58.668+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Keyif.</title><content type='html'>Şu an keyfin doruklarındayım. 2 saatlik yürüyüşten dönüyorum. Hızlı tempo gezinti desek şuna. Bana angarya olmadığını yürüyüşün kendisini sevdiğimi anlatabilmek adına. Son yarım saat yorgunluğu hissettim yine de. Yılmadım, yılamazdım. Otobüs durağını geçmiştim.Taksiye binmek istesem mümkün değildi çünkü trafik akışının ters yönündeydim. Mecburen yürüyecektim. Yolda gelirken evin bir iki eksiğini tamamladım. Bir tanesi duş jeliydi. Bir tanesi de kakao ve kabartma tozu. Eve vardım. İlk yorgunluğu üzerimden atar atmaz, buharlı duşa girdim. Ve burası reklam gibi olacak ama kesinlikle başka bir duş jelinde bu etkiyi hissetmedim: Palmolive Hamam Detox. Hafif nane rayihalı. O nasıl bir gevşemedir, nasıl kendini arınmış ve bakımlı hissetmektir. Şiddetle tavsiye ederim. Güzel bir yorgunluğun üzerine, güzelcene sıcacık suların altına atın kendinizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi rahat ev kıyafetlerimi giymiş, koltukta uzanıyorum. Kucağımda bilgisayar. Bacak kaslarım hala biraz sızlıyor. Spor salonuna da hala karar verebilmiş değilim. Hangisine gideyim diye. Yolda giderken dedim bari bir taşla iki kuş vurayım, hikayeyi düşüneyim. Letafet apartmanı diye bir apartman gözüme çarptı. Bir hikaye apartmanı gibi duruyordu sanki adı. Oradan bir hikayenin ilk cümlesini türettim. Fakat devamı yok. Henüz. Şimdiyse bana başka şeyler çağrıştırıyor: Letafet hanım'ı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Letafet hanım üzerine ipek sabahlığını giydi ve perdenin tülünü araladı. Karşı kaldırımın köşesinde duran arabadan genç ve zarif bir kadın elinde bavullarla iniyordu.&lt;/i&gt; &lt;i&gt;Kadın kafasını kaldırıp ona baktı. Letafet hanım işlemeli mendili ile ona bir işaret yaptıktan sonra pencerenin önünden çekildi, iki saat önce hazırlanmış kahvaltı sofrasını kısaca son bir defa teftiş ettikten sonra kapının yanında kızını beklemeye koyuldu. Karşısındaki antika aynada hayatın yüzüne çizdiği çizgileri izliyordu.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Letafet hanım'ı bir kenara bırakıp, akşam yemeği hazırlıklarına girişmem lazım. Hala evin bazı eksikleri var. Saçlarımı kurutup, çıkıp alayım bari.&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3452079722081569595?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3452079722081569595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3452079722081569595' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3452079722081569595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3452079722081569595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/10/keyif.html' title='Keyif.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-9118505596429484588</id><published>2011-10-16T18:25:00.000+03:00</published><updated>2011-10-16T18:25:50.078+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Evdeyim.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dYNclOTIhhg/TprbdVlepHI/AAAAAAAAALg/p0l32Vxbcew/s1600/DSC_1424.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://3.bp.blogspot.com/-dYNclOTIhhg/TprbdVlepHI/AAAAAAAAALg/p0l32Vxbcew/s320/DSC_1424.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Pazar. Dışarda yağmur çiseliyor. Çamaşır makinesinde çamaşırlar dönüyor. Bir saat önce evin temizliğini yaptım, sonra da salonun ortasında duran takı malzemelerini atölye dediğim odaya götürdüm. Oraya bir el atmam lazım, çok dağınık ve dolayısıyla kullanışsız. Bilgisayardan hafif bir müzik dinliyorum. Bal Sultan'ın bugünkü yazısında bahsettiği radyo Voyage. Güzel bir müzik. Kafa ütülemiyor. Bugünkü Radikal'de yağmurla iyi giden müziklerin listesini buldum. Hevesle hemen youtube'dan dinledim. Fakat hüsrana uğradım: hiçbirini beğenmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap çevirisinde ikinci işi almadım. Fransız klasiklerini kakalamak istediler bana. Birinci verdikleri kitabı çevirmek dört ayımı aldı. Tam gün, haftada altı gün, günde sekiz-on saat mesai. İkincide Sefilleri teklif ettiler. Şaka mı yapıyorsunuz dedim. Yoo dedi kız. Dedim siz bana hani gençlik kitapları verecektiniz? Onlar ingilizceymiş. Sefiller kim bilir kaç cilt. Çok ağır bir dili var. Sıkıcı. Yapamayacağım dedim. Şu anda başka planlarım var. Ama bahsetmek için henüz çok erken. Olup olmayacağından da şüpheliyim. Bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada blogum altıncı yılını doldurmuş. İlk yazılarıma bir göz attım. O zaman annemlerle yaşıyordum ve depresyon yakamı bırakmıyordu. Şimdi kendi evimdeyim ve depresyon bir yerlerde bana yetişemedi, sanki ben koştum gittim. Sonra ben blogu açar açmaz Attila İlhan vefat etmiş. Onunla ilgili yazmışım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde eski kağıtları ayıkladım. Birçok amacıma erişmişim fakat iki şeyi gerçekleştirememişim, kendi işimi kurmak ve roman yazmak. Roman üzerine çalışmışım. İki koca dosya var. Bir fırsatını bulup onların içindekileri de elden geçireceğim. Haziran'dan bu yana birşey yazabilecek zamanım yoktu. Fakat şimdi...Tabii ki önce işimi oturtmak istiyorum, ama şunu da biliyorum kendi adıma. Bir süre belirlemem lazım. Çeviride son tarih muğlak oldukça işi savsaklamaya başlamıştım. Romanda süre belirlemek daha zor çünkü satır satır yazılan bir şey değil roman. Karakterleri geliştireceksin, olay örgüsü filan. Kısa hikayenin bendeki süresi bir hafta mesela, o kolay. Bir öyküyü bir haftada yazabiliyorum. Sadece öykü yazmak beni heyecanlandırmıyor. Roman yazmak heyecanlandırıyor. Frankfurt kitap fuarının haberi vardı geçenlerde. İzlanda dili yeryüzünde topu topu 350 000 kişi tarafından konuşuluyormuş fakat her yıl 2.5 milyon kitap satılıyormuş orada. İki kişiden birinin yazar olduğu ülke diyorlarmış kendilerine. Hem yazıyorlar hem okuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıya ara verdim. Makinenin içindekileri serdim kurusun diye. Sonra kupkuru bir simit vardı kaç günlük, bir yerde okuduğum bir yöntemle taptaze bir simit haline getirdim onu. Kaşar peyniri ve beyazla yedim. Yanında sütlü neskafe. Müzik aynı. Bu pazar böyle evde geçiyor işte. İlerki günlerde spor salonun kaydımı yaptırabilirsem, o zaman belki daha hareketli geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam Woody Allen'ın filmine gittim. Midnight in Paris. Sanırım şimdiye kadar gördüğüm Woody Allen filmlerinin içinde en beğendiğim buydu. Daha doğrusu şimdiye kadar tek beğendiğim Woody Allen filmi demeliyim. Görsellik tastamam. Hikaye de iyi yedirilmiş. Sadece başrol oyuncusu bir Woody Allen gibi konuşuyordu, çok irkiltici buldum. Kendisi yaşından dolayı oynayamamış yerine bir oyuncuya kendi tarzını copy paste ettirmiş. Gittiğime pişman olmadım, paramın karşılığını aldım, fakat o kadar. Bir pazar akşamı, bu yağmurlu havada hafif ve eğlenceli bir filme gitmek istiyorsanız Midnight in Paris'i tavsiye edebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi elime Saf ve Düşünceli Romancı'yı alacağım. Tatilde yanımda götürdüm hala bitmedi. Bitmesini istemediğimden biraz da. Okumak için can atıp bir yandan da kıyamadığım bir deneme yazarı daha var: Paul Graham. Onun da bir yazısının çıktısını almışım, saklamışım. Tekrar okuduğumda onun hakkında daha çok şey bilmek istedim. Araştırdım. Karşıma &lt;a href="http://www.paulgraham.com/articles.html"&gt;şunlar &lt;/a&gt;çıktı. Lise öğrencilerine hayatla ilgili tavsiyeler veriyordu benim sakladığım makalede. Fakat Hackers and Painters isimli kitabında (ODTÜ yayıncılıktan çıkmış okumak isteyenlere duyurulur) içinde servet nasıl edinilir diye bir denemesi varmış okumadım ama merak ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-9118505596429484588?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/9118505596429484588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=9118505596429484588' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/9118505596429484588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/9118505596429484588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/10/evdeyim.html' title='Evdeyim.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-dYNclOTIhhg/TprbdVlepHI/AAAAAAAAALg/p0l32Vxbcew/s72-c/DSC_1424.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3545205207369823411</id><published>2011-10-09T19:02:00.000+03:00</published><updated>2011-10-09T19:02:53.105+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Uzundur yazmıyordum. Hatta ağız tadıyla yazmadığım daha da uzundur. Hiçbir sorumluluğum yok şu an. Çevirim bitti. Parasını bilem ödediler. Dört ay ağır çalışmışım yeni fark ediyorum. Bırakınca anlaşıldı. Evet ev işleri bitmez. Ama sırt çevirilebilir. Bir aciliyeti yok sonuçta. Bavulum salonun ortasında içinde tatilden kalma eşyalar. Tatile gittim çeviriyi teslim eder etmez. Altı gün tam tadında bırakıp geri geldim. Yüzdüm güneşlendim, bronzlaştım. Senelerdir denize girmiyordum. Yüzme tarzım değişmiş. Böyle sanırsın bir yerden vahiy geldi, kendimi daha stil yüzerken buldum. O yüzden dönüşte de yüzmeye karar verdim. Havuz araştırdım. Bir tane spor kulübü buldum. Bana bir metro durağı mesafesinde. Pek lüks. Biraz kazık dolayısıyla. Bir tane daha var daha yakın, daha cafcafsız ve daha hesaplı. Fakat saatleri daha kısıtlı olduğu için daha hesaplı. Pazarlık yapmayı öğrenemedim bir türlü. Sevgilim benim yerime pazarlık yapacakmış. Öyle diyor. Fiyatları aşağı çekeceklerine inanmamakla beraber umutla bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar gazete okumaya başladım yıllardan sonra. Bu hafta iki defa aldım mesela. Çocukken her gün okurdum. Gazetelerin yazı dili her ne kadar gevşediyse de gene de okudukça yazımın beslendiğini hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka önemli bir yenilik, sabah kalkış saatlerim. Tatilde alıştım saat sekiz-sekiz buçukta uyanmaya. Gece on buçuk dedin mi uykum geliyor. Onbir buçuğa kadar yatmış oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kalksam, çayımı demlesem, eşofmanlarımı giysem, çay demlenirken gazetemi alsam, gelsem kahvaltımı etsem, gazetemi okusam, kalksam spor kulübüne gitsem, yarım saat yüzsem, bir saat yürüsem, duşumu alsam, yazımı yazsam...Saat öğlen olur be...Sanki emekli hayatı sürüyorum. Ne zaman çalışıcam? Ne zaman para kazanıcam? Aman üf bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam TRT1'de Benjamin Button'un tuhaf hayatı var saat 9.00'da. Onu izleyip yatıp uyurum herhalde. Pek ilhamlı bir yazı olmadı. Oysa ne güzel yağmur yağmıştı bugün. Neler neler yazacak gibiydim. Bir tatil fotoğrafı bile koymadım. Belki ilerleyen günlerde.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3545205207369823411?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3545205207369823411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3545205207369823411' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3545205207369823411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3545205207369823411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/10/uzundur-yazmyordum.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-787263128156111188</id><published>2011-09-14T02:39:00.000+03:00</published><updated>2011-09-14T02:39:50.928+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Yazmayacaktım fakat dayanamıyorum. Gidip yatacaktım. Bir saat önce. İnternete takıldım. Bloglar arası dolandım. Eskisi kadar sık internette değilim artık. Offline hayatım eşit ağırlıkta şu sıralar. Her gün yazacak malzeme var oysa. Yazılamadan günler geçiyor. Çeviri yavaşladı. Bugün iki cümle çevirdim. Hepi topu o kadar. Seksen sayfa kaldı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; ************************************* &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leylak dalı bir gün bana Muhsin Bey'i tavsiye etmişti. Daha geçen gün aklımdaydı. DVD'cime sipariş verdirecektim. Bu akşam yemek hazırlarken tesadüfen TRT1 yayınında yakaladım. Kaçırmak olur mu? Yemek yerken izledim. Yavuz Turgul yönetmiş. Herkes bana çok kızacak ama ben Şener Şen'in oyunculuğunu beğenmiyorum. Uğur Yücel ne kadar inandırıcıysa Şener Şen inandırmıyor. Hala karşımda jilet reklamında oynayan adam oynuyor sanki. Sanki beynine darbe yemiş de sağ kalmış bir karakteri çıkartıyor ortaya. I-ıh. Cık. Umduğum gibi çıkmadı film. Kötü de değil. Eli yüzü düzgün. Ama ben başka bir şey bekliyordum. Şaşırtsın isterdim. Hatta bir şiir gibi çarpsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; *************************************** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bankadaydım birtakım zorunluluklardan dolayı. Orada bizim hesaplarla ilgilenen bir memur kadın vardı. Saçlarını sarıya boyatmış, çok düzgün bir topuzla başında toplamıştı. Sade ve dar kesimli elbisesiyle iddiasız fakat bakımlı bir şıklığı vardı. Güleryüzlüydü. Bir bankacı laubaliliğe kaçmadan ne kadar sıcak olabilirse o kadar sıcaktı. Topuzuna takıldım, kuaförde yapılmış gibi duruyordu fakat sabah evden çıkmadan kendi yapmış olmalı diye düşündüm. Ve işte o "şey" oldu. Malum oldu. Bana bazen öyle oluyor. İnsanların hayatları bana malum oluyor. İşe girişi, bir sene sonra evlenmesi, hamileliği, doğumu, çocuğun büyümesinin evreleri. Bu sabah evden çıkmadan önce hazırlanışı, bir taraftan çocuğa kahvaltıyı verirken, üzerini giyinmesi, evinin ve hayatının düzeni. Bizim hesaplarla ilgileniyor ama ben onu belki ikinci kere görüyorum, hakkında bir şey bilmiyorum yani. İlkinde de bir kağıt imzaladım çarçabuk ve çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra annem oğlunu sordu ona. İkiye geçmiş. Hiç şaşırmadım. Tabii ki insanlar genelde çocuk yapıyor, bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, benim tersime, hayattan makul beklentileri olan ve onları gerçekleştirebilmiş kendine göre başarılı bir insan gibi gözüktü gözüme. Kendimle kıyasladım. Yaşıt gibiydik. Belki benden genç. Bugün bunlara sahip olabilmek için (düzenli bir gelir, bir aile) onsekiz yaşında bunları istemeli bir insan. Oysa ben onsekiz yaşımda, peee...&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takılırım ben bazı insanlara. Tüm hayatlarını düşünürüm. Bazen topuzdaki bir kaç minik kelebek tokadan bir hayat çıkarımı yaparım.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Neler gördüm neler&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Geldi başıma&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Düşe kalka geldim&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Ben bu yaşıma&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kıyaslıyorum kendimi başkalarıyla. Oysa her insan kendi yolundan gidiyor. Bazıları sürüye katılıyor. Bazıları kafalarına göre özgür takılıyorlar, kurt kapıyor. E kendi düşen de ağlamaz hesabı. Kıyaslamiyim diyorum gene kıyaslıyorum. Oysa einmal ist keinmal. Ama herkes einmal. (Aman yarabbi, az önce bir fiskeyle, perdenin üzerinde göz hizamda duran bir sivrisineği katlettim!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ***************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin en beğendiğim sahnesi, en dahiyane anlatımı buydu bence: "yalnızım dostlarımı", Muhsin bey yaşamışken Ali Nazik'in söylemesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-787263128156111188?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/787263128156111188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=787263128156111188' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/787263128156111188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/787263128156111188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/09/yazmayacaktm-fakat-dayanamyorum.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-9133617131211050975</id><published>2011-08-21T04:29:00.000+03:00</published><updated>2011-08-21T04:29:15.402+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Uzun zamandır ilk defa böyle karamsarım. Saat gecenin bir körü. Belki sahura kalkanlar uyanıktır. Ben de işte ayaktayım. Daha somut yalnızlıklar yaşadım. Köpek gibi bir başıma kaldım. Şimdi bu ne? Tam da kırk yaş ne güzelmiş keşke daha erken gelseymiş diye söylenirken bir yandan. Bu kapkara bulutlar neyin nesi? Ailevi birtakım sıkıntılar var. Herhalde odur. Muhtemelen o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işte kendimi ortada kalmış gibi hissediyorum. Uyku düzenim kalmadı. Keyfe keder yaşamaktan. Aklımda binbir düşünce kopuk kopuk. Nerdeyiz, ne yapıyoruz? Hiçbirimiz bilmiyoruz. Oysa yarın simitçi simit satmaya devam edecek, manav meyveleri satacak. "Nerdeyiz ne yapıyoruzu" bilmeden de yürüyor bu işler. Hatta daha iyi yürüyor. Benim gibi yıldızları seyredenlerden çıkar arızalar hep. O yıldızların belki de artık sönmüş olduklarını düşünenlerden. Bunları bilmeden yaşadı insanoğlu çağlar boyunca. Gerçekliği hayatta kalmaya odaklıydı. Bir de arada benim gibi arızalar varmış ki, yıldızları merak etmişler, dünya düz değil demişler. Kıyamet kopmuş. Kopar. Şimdiyse kimse tınmıyor. Dünya düz değil. İlkokulda öğreniyorlar. Sonra alışıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman be okur, birşey demeye çalışmıyorum. Öyle içimi dökmeye geldim. Kendi kendime yazıyorum burda. Sen de işte teknoloji meknoloji erişiyorsun düşüncelerime. Pek kayda değer bir şey yok, bakma. Uykum kaçtı. Bugün toplamda on altı saat filan uyudum ondandır. Akşam sekiz kilometre yürüdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karamsar fikirlerim var hayata dair. Oysa elim ayağım tutuyor, buna hakkım yok. Geçer zaten. Canım kurabiye çekti. Hurma var. Yesem. Yatsam. Yatmak istemiyorum. Otursam, o zaman mülksüzleri okusam. &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-9133617131211050975?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/9133617131211050975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=9133617131211050975' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/9133617131211050975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/9133617131211050975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/08/uzun-zamandr-ilk-defa-boyle-karamsarm.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2912128971497029957</id><published>2011-08-09T14:48:00.001+03:00</published><updated>2011-08-09T14:49:52.888+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>İnsanlık halleri.</title><content type='html'>Geçen gün &lt;a href="http://guneylibaharatlar.blogspot.com/"&gt;Bal Sultan&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://qunegond.wordpress.com/"&gt;Kunegond &lt;/a&gt;ile buluşup Hakan Günday'ın Istanbul Modern'deki söyleşisine gittik. Kızlar bir kaç kitabını okumuş ben okumamıştım. Aslında sırf konu edebiyat ve uzun zamandır görmediğim dostlarımı göreceğim diye gittim oraya. Toplantı kalabalıktı. Dolu dolu konuştu yazar.&amp;nbsp; Sonrasında bize başka tanıdıklar da katıldı, ve beraber yemek yedik. Keyifli bir akşam geçirdim. İlk fırsatta Hakan Günday'ın Kinyas ve Kayra'sını okumaya karar verdim. Yazarın aslında, söyleşi sırasında beni en çok ilgilendiren, yazma süreci ile ilgili de sorular soruldu. Ve kaç gündür kafamda dönen şu soru kaldı söyleşiden geriye: insanlığın hangi halini anlatmak istiyorsunuz? Ona bir karar verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviriye bir süre için ara verdim. Tatil de denebilir. İçimde bir hikaye dürtüsü. Tatilim yetmez bir roman yazmaya. Hikaye de beni kesmez. İnsanlığın hallerini düşünüyorum. Anlatılacak onlarca hikaye okunacak onlarca kitabı düşünüyorum. Bir ege kasabasına yerleşip, domates, biber ekip, bir yandan çevirilerimi evden yapıp, bir yandan da kitaplarımı yazmayı düşünüyorum. Hayaller, hayaller. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2912128971497029957?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2912128971497029957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2912128971497029957' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2912128971497029957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2912128971497029957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/08/insanlk-halleri.html' title='İnsanlık halleri.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-274186666375414634</id><published>2011-07-28T08:44:00.000+03:00</published><updated>2011-07-28T08:44:04.432+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merci la vie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>En vefalı aşkım.</title><content type='html'>Edebiyat, sen benim en vefalı aşkımsın.&lt;br /&gt;Herkes gittiğinde gene kalan sen oluyorsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-274186666375414634?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/274186666375414634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=274186666375414634' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/274186666375414634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/274186666375414634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/07/en-vefal-askm.html' title='En vefalı aşkım.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-442080511698805022</id><published>2011-07-22T21:18:00.000+03:00</published><updated>2011-07-22T21:18:48.060+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><title type='text'>Bütün aşk acısı çekenlere ve çekmişlere gitsin.</title><content type='html'>Renaud'dan Manu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh Manu rentre chez toi/ Hey Manu evine dön&lt;br /&gt;Y' a des larmes plein ta bière/ Biranın içine gözyaşların damlıyor&lt;br /&gt;Le bistrot va fermer/ Bar neredeyse kapatacak&lt;br /&gt;Pi tu gonfles la taulière/ Ve barın sahibinin de canını sıkıyorsun&lt;br /&gt;J' croyais qu' un mec en cuir/ Deri giyen erkekler&lt;br /&gt;Ça pouvait pas chialer/Ağlayamaz sanırdım&lt;br /&gt;J' pensais même que souffrir/Hatta acı çekmek&lt;br /&gt;Ça pouvais pas t' arriver/Asla senin başına gelmez sanırdım&lt;br /&gt;J' oubliais que tes tatouages/ Dövmelerin &lt;br /&gt;Et ta lame de couteau/ ve bıçağının&lt;br /&gt;C' est surtout un blindage/ Aslında yufka yüreğine birer zırh olduklarını unutmuşum&lt;br /&gt;Pour ton cœur d' artichaut/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Refrain (nakarat)&lt;br /&gt;Eh déconne pas Manu/ Saçmalama Manu&lt;br /&gt;Va pas t' tailler les veines/ Tutup da bileklerini kesme&lt;br /&gt;Une gonzesse de perdue/ Bir kadın giderse&lt;br /&gt;C' est dix copains qui reviennent/ Yerine on tane kankan gelir&lt;br /&gt;________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On était tous maqués/Hepimizin eşi varken&lt;br /&gt;Quand toi t' étais tous seul/Sen yalnızdın&lt;br /&gt;Tu disais j' me fais chier/sıkılıyorum diyordun&lt;br /&gt;Et j' voudrais sauver ma gueule/ben bu hayattan kurtulmak istiyorum&lt;br /&gt;T' as croisé cette nana/Aslında kimseye göre olmayan&lt;br /&gt;Qu' était faite pour personne/ Bu kıza rastladın&lt;br /&gt;T' as dit elle pour moi/tam bana göre dedin&lt;br /&gt;Ou alors y' a maldonne/yoksa kartlar yanlış dağıtılmış&lt;br /&gt;T' as été un peu vite/Biraz aceleci davrandın&lt;br /&gt;Pour tatouer son prénom/ onun ismini&lt;br /&gt;A l' endroit où palpite/ çarpan&lt;br /&gt;Ton grand cœur de grand con/ büyük ve aptal kalbinin yerine yazdırmak için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Refrain (nakarat)&lt;br /&gt;Eh déconne pas Manu&lt;br /&gt;C' est à moi qu' tu fais d' la peine&lt;br /&gt;Une gonzesse de perdue&lt;br /&gt;C' est dix copains qui reviennent&lt;br /&gt;________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;J' vais t' dire on est des loups/ sana bir şey söyleyeyim biz kurtlar gibiyiz&lt;br /&gt;On est fait pour vivre en bande/ sürü halinde yaşarız&lt;br /&gt;Mais surtout pas en couple/ kesinlikle çift olarak değil&lt;br /&gt;Ou alors pas longtemps/ ya da ilişkilerimiz uzun sürmez&lt;br /&gt;Nous autres ça fait un bail/ bizim kızlarımızı terkettiğimiz çok uzun zaman oluyor&lt;br /&gt;Qu' on a largué nos p' tites&lt;br /&gt;Toi t' es toujours en rade/ Sen seninkiyle karaya oturdun&lt;br /&gt;Avec la tienne et tu flippes/ ve korkuyorsun&lt;br /&gt;Eh Manu vivre libre/ Hey Manu, özgür yaşamak&lt;br /&gt;C' est souvent vivre seul/ çoğunlukla yalnız yaşamaktır&lt;br /&gt;Ça fait p' t' être mal au bide/ belki karnına sancılar sokar&lt;br /&gt;Mais c' est bon pour la gueule/ ama çok havalıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Refrain&lt;br /&gt;Eh déconne pas Manu&lt;br /&gt;Ça sert à rien la haine&lt;br /&gt;Une gonzesse de perdue&lt;br /&gt;C' est dix copains qui reviennent&lt;br /&gt;________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elle est plus amoureuse/Artık sana aşık değil&lt;br /&gt;Manu faut qu' tu t' arraches/Manu artık gitmen gerek&lt;br /&gt;Elle peut pas être heureuse/ o mutlu olamaz&lt;br /&gt;Dans les bras d' un apache/Bir apaçinin kollarında&lt;br /&gt;Quand tu lui dis je t' aime/ Sen ona "seni seviyorum" dediğinde&lt;br /&gt;Si elle te demande du feu/ o Senden ateş istiyorsa&lt;br /&gt;si elle a la migraine/ migreni tutuyorsa&lt;br /&gt;Dès qu' elle est dans ton pieu/ yatağında her girdiğinde&lt;br /&gt;Dis lui qu' t' es désolé/ ona üzgün olduğunu söyle&lt;br /&gt;Qu' t' as dû t' gourrer de trottoir/ ona rastladığın gün yanlış kaldırımda yürüyormuşsun&lt;br /&gt;Quand tu l' as rencontrée&lt;br /&gt;T' as dû t' tromper d' histoire/ hikayeleri şaşırmışsın&lt;br /&gt;Refrain&lt;br /&gt;Eh déconne pas Manu&lt;br /&gt;Va pas t' tailler les veines&lt;br /&gt;Une gonzesse de perdue&lt;br /&gt;C' est dix copains qui reviennent&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh déconne pas Manu/ saçmalama Manu&lt;br /&gt;Ça sert à rien la haine/ nefret etmek bir işe yaramaz&lt;br /&gt;Une gonzesse de perdue/ bir tane kız giderse&lt;br /&gt;C' est dix copains qui reviennent/ on tane kanka geri gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/fiCUj08IFMk" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-442080511698805022?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/442080511698805022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=442080511698805022' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/442080511698805022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/442080511698805022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/07/butun-ask-acs-cekenlere-ve-cekmislere.html' title='Bütün aşk acısı çekenlere ve çekmişlere gitsin.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/fiCUj08IFMk/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2452737762686116647</id><published>2011-07-22T00:17:00.002+03:00</published><updated>2011-07-22T00:27:17.524+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Zor karar.</title><content type='html'>Bir yaz gecesi. Pencerem açık. Sokaktan arabaların motor seslerine, benim gibi pencereyi açan komşularımın ev sesleri karışıyor, ve yukardan geçen uçaklar. Bir spor muhabiri dinlemediğim bir şeyler anlatıyor, birisi sertab dinliyor, belki şu son telefon reklamı. Sokakta insanlar konuşuyor. Ara sıra bir korna sesi. Ben bilgisayarı çalışma masasına koydum. Arkamda kalan amerikan mutfağın ışığı yanıyor yalnızca dairemde. Salonun ışığını yakmadım. Karanlık. Ekranın ışığı var yalnızca, yüzüme yansıyor. Bugünkü çeviri işini bitirdim. Artık mesai usulüne geçtim. Saat yaklaşık altı'dan sonra serbestim. Onu belki bir ara anlatırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarısı nispeten serinledi. Çıkıp yürüyecektim. Sonra buraya yazmak istedim. Aslında buraya sığınmak. Çünkü çıkıp yürürsem ayaklarımın beni nereye götüreceğini biliyordum. M.'a. İşyerinin penceresinin altına. Işık yanıyorsa telefon açıp geldiğimi haber verecektim. Sonra kararsız kaldım. Kararsız kalmak çok kötü şey günlük. Şansıma, blogumun kenarındaki kişisel gelişim bloglarından biri effortless decision making başlığı taşıyordu. Genelde pek dişe dokunur şeyler olmuyor o bloglarda ama bazen de bir altın parçasına denk geliyorsun. Şansımı denedim. &lt;br /&gt;Diyor ki, mükemmel kararı vermeye çalışma. Ok. bu obsesif benliğimi rahatlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak diyor ki, ne karar verdiğin önemli değil. Bir yol seç ve seni nereye götürdüğüne bak. Hayatı deneme yanılma usulü yaşa. Tamam bu da güzel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncüsü diyor ki, içgüdünü dinlemeyi öğren. Bilincinin alamadığı kadar karmaşık bir hesapla içgüdün sana en doğru yolu gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların hepsini birden düşündüm. İstersem giderdim M.'a. Dünyanın sonu olmazdı. Bakardım beni soğuk karşılıyor bir daha gitmezdim. Ama içgüdüm ne diyordu? İçgüdülerime söz hakkı tanısam bana ne derdi? Nasıl hesaplardı hangi kararın doğru olduğunu? Benzer durumlarda ne yaptım, nasıl sonuç aldım. Bunlardan yola çıkardı. Ve allah biliyor benzer durumlar oldu. Şöyle: uzun süre birbirimizden hoşlandığımız ve ilgi duyduğumuz bir erkek var. Bana boş değil. Fakat X sebepten ilişki bir yerde tıkanmış ve hiç fiziksel boyuta geçmemiş, yıllarca sürünmüş. Sonra bir gün aramıza kilometreler girmiş ve uzun bir sessizlikten sonra ilk olarak karşı tarafla temasa ben geçmişim. İlk adımımın çok olumlu bir geri dönüşü olsa da, ben aramasam karşımdaki beni hiç aramıyormuş. Aradığımda heyecanlanıyor diyelim, aramamı istiyor gözüküyor fakat kendisi kılını kıpırdatmıyor. Ve ben hep aynı haltı yiyorum. Aramaya devam ediyorum. Ta ki bir gün terslenene kadar. Bu başıma geldi. Birinde 19 yaşındaydım. Birinde sanırım 37. Birinde "ilişki"nin geçmişi üç yıllıktı, birinde on seneden fazla. Hatta ikincisi beni son görüşmemizde evlenme teklif etmişti. Sonra araya kilometreler girdi ve hep arayan soran kişi ben oldum. Ama artık dersimi almış olmam gerekir. İsteyen erkek arar. Arıyor. İki eli kanda olsa arar. İstediği halde aramıyorsa da, beceriksizin teki demektir, boşver gitsin. Yani canımcım, eğer M. için bir değerim olsaydı, ya da şöyle söyleyim benim kalın kafalı fakat iyi niyetli romantiğim: o da beni benim onu özlediğim gibi özleseydi, beni arardı. As simple as that. Bunun ötesi berisi yok. En son gördüğümde nitekim ben ona: "çok özlüyorum" dedim, o bana :"çok kibarsınız" dedi. Kibar olduğumu düşündüğünden mi? Hayır. "Ben de seni özlüyorum" dememek için. Dürüst adam en azından. Onun seni özlediği filan yok güzelim, sadece "ayna ayna söyle bana" yapıyor seninle. Hatta seni otomatik pilota bağlamış, o birşey yapmadan sen bitiveriyorsun karşısında "sensin en güzel" diyorsun. Çok kibarsın diyor. Bir sonrakinde "sıktın artık sen de ayna, anladık en güzel benim" derse şaşırma. Ben buraya bir yaziyim de, belki bir gün kritik anda lazım olur. Hadi bugün yırttın galiba. Velhasıl hep beraber: Batsın bu dünya...nınının.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2452737762686116647?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2452737762686116647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2452737762686116647' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2452737762686116647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2452737762686116647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/07/bir-yaz-gecesi.html' title='Zor karar.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8293605206854275823</id><published>2011-07-08T00:53:00.000+03:00</published><updated>2011-07-08T00:53:25.519+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elişi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Yaz böyle geçiyor...</title><content type='html'>Şu an haldır haldır çeviri yapıyor olmam gerekiyor. Ama elimde değil elim gitmiyor. Bazen zorlamamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En baştaki sıkı tempomu kaybettim. Onu da yok yere kaybetmedim. Ekstra işler çıktı diye. Sonra o ekstra işlerle ilgili bir sürü sıkıntı oldu. Kavga çıktı. Bağrıştık. Hatta tehdit etti beni çeviri şirketi. Parayı alamayan ben, tehdit edilen gene ben. Salakça bir durumdu. Sinirlerim bozuldu. Sonra lanet olsun dedim. İçimde garip bir güven duygusu. Ben o parayı bir şekilde alacağım. Sonra bıraktım işin ucunu. Aracı olan çeviri şirketiyle irtibatımı tamamen kestim. İşini yaptığım şirkete bir kaç sakin mail attım. Bir iki telefon. Vereceğiz dediler. Sonra gene para gelmedi. Ama arada mesajlar geldi banka hesap numaramı istediler. En sonunda bugün geldi para. Hem de fazla fazla ödemişler. İş dünyasında pek sık olmaz. İşini yaptığım şirketin beni sevdiğini, sahiplendiğini hissetmiştim ama (sözlü çeviriye gittim çünkü)...Hiç bu kadar kollanmış hissetmemiştim kendimi. Rahatladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan kitap ilerliyor. Kitabın 206. sayfasındayım ama 45'ten başlıyor. Olsun. Bir ayda iyi sayılır. Ağustos'un ortasına söz vermiştim, yetişmeyecek. Ama, o ikinci konuşmamdaydı, yayıneviyle ilk konuştuğumda daha uzun sürede çevirebileceğimi söylemiştim, kabul etmişlerdi. Herhalde çok sorun olmaz. Ara sıra geri dönüp yazdıklarımı okuduğumda akıcı geliyor metin, seviniyorum. Kardeşim demişti, robot olmadığın için her gün aynı miktarda çeviremezsin diye. Kendi kendime çok baskı yapıyorum farkındayım. Günlük altı sayfada kaldığımda o gün çalışmamışım gibi geliyor filan. Tabii bünye isyan ediyor. Haklı ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın da doğru dürüst oturamam başına. Ya da erken kalkacağım sabahtan halledeceğim. Ama gene eski tertibe döndüm: kalkamıyorum. Pancurları açık bırakıyorum gene olmuyor. Uykumu alamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayo edinmem lazım. Bir tane siyah bikinim vardı kayboldu. Bu eve taşındığımda gelmedi onu biliyorum. Kim bilir annemlerin evinin hangi köşesinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylarca işsiz güçsüz dolaştıktan sonra bu tempoya gene iyi ayak uydurdum. Bugün de temizlik yaptım, biraz örgü ördüm. Alışveriş yaptım. Bloga yazayım dedim. Çalışmıyorum madem. Cumartesi-Pazar telafi ederim artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kumaş alıp kendime bluz dikmek istiyorum. Elimde internetten edindiğim &lt;a href="http://japancouture.canalblog.com/archives/livre_01/index.html"&gt;japon model kitabı&lt;/a&gt; (benimkisi kenardakilerden 01 numaralı, everyday camisoles and tops, blogdakiler herkesin kendi uygulaması) var. Basit ve güzel modeller. Dikiş meraklılarına eğer daha önce keşfetmedilerse bir bakmalarını tavsiye ederim. Bir tanesini kışlık jarse kumaştan dikmiştim. Yengem görünce inanamamıştı kendim diktiğime: çok kaliteli bir bluz gibi duruyor demişti. Daha büyük bir iltifat var mı? Çok elişine dadanasım var. Tatil günlerine denk getirebilirsem olmayacak iş değil. Bir günde neler yapılır. Aklımda basit bir kolye var. Eminönünden iri tahta boncuk alınması lazım. Bir de çiçekli kumaş. Nette gördüm taa ne kadar zaman önce. Top Shop yaptırıp geçen yaz vitrine koymuştu. Küçük çiçekli kumaşı dar bir tüp şeklinde dikiyorsun, sonra içine iri tahta boncuğun tekini koyuyorsun, sonra altını sıkıca bağlıyorsun, bir tane daha boncuk, gene bağla. Öyle öyle gidiyor. Beyaz bir bluzun üzerinden hoş durur. Kapatması nasıl ama onu bilmiyorum. Benim aklımdaki aşağıdaki modelden daha uzun. Göbeğe kadar iniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.elmbyemma.com/resources/IMG_3286.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://www.elmbyemma.com/resources/IMG_3286.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;görsel &lt;a href="http://www.elmbyemma.com/necklaces.php"&gt;şu &lt;/a&gt;adresten alınmıştır: elm by emma. satılık.&amp;nbsp; üşenip de uğraşmak istemeyene duyurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan da ev bakmaya başladım. Taşınacağım. Teraslı bir eve. Ama yazın çok sıcak olur diye de korkmuyorum değil. Ama çok ağaç, bitki yetiştiresim var. Ve terasa masayı çekip, bir bardak çayımı alıp açık havada şehre karşı çalışasım. Bir şezlong atıp kitap okuyasım. Keyifli keyifli hayallerim var.&amp;nbsp; Mutluyum be günlük. Çok şükür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8293605206854275823?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8293605206854275823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8293605206854275823' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8293605206854275823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8293605206854275823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/07/yaz-boyle-geciyor.html' title='Yaz böyle geçiyor...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6281143829136269853</id><published>2011-06-27T01:45:00.000+03:00</published><updated>2011-06-27T01:45:42.073+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Light kafa.</title><content type='html'>Bunu buraya taşımayacaktım ama yapamadım. Çünkü hayatımın içinden geçiyor. Düşüncelerimi etkiliyor. Söylenecekler birikiyor. Söylemezsem olmaz. Çünkü ben böyleyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün mezarlığa gittik. Babamın kırkı vardı. Toplaştık. Dua okundu. Toprak bir tümsek ve üzerini kapatan çiçekler kırk gün önce kazılmış çukurun üzerinde duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenlikten beri, belki de maruz kaldığımız ağır fransız edebiyatının da etkisiyle, ölümü sürekli düşünür dururum. Kendiminkini, yakınımlarınkini ve tanımadığım insanlarınkini. Mesela Pakistan'da bomba patlar, altyazı sekiz ölü var der. Ben o altyazıdaki tanımadığım insanların ölümüne isyan ederim. Hayatlarını düşünürüm. Doğumlarını, sevinçlerini, bombanın sabahı hangi düşüncelerle güne başladıklarını. Aslında demek istediğim, ölüm hep benimledir.&amp;nbsp; Yani ben öyle olduğunu zannederdim. Değilmiş. Ölüm sadece bir fikirmiş yanıbaşımda duran. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün farklıydı biraz. Babamın kayıbıyla beraber ölüm bir fikir olmaktan çıktı. Dibimde durdu, gözlerini gözlerime dikti. Hiç bu kadar yakınıma uğramamış meğer. Uzun süre bakıştık. Bir söz vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Ne ölüme, ne güneşe, sakatlanmadan uzun süre bakamazsın.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kaçırdım bakışlarımı. Ama bugün tekrar göz göze geldik. Sanki o çiçeklerle kaplanmış tümseğin oradan bana birşeyler söyledi. "Bak, dedi. Bitti. Seninki de bitecek". Tehdit değildi bu. Karanlık bir düşünce bile değildi. Sadece hafiflemem gerektiğini gösteren bir uyarı. Kafam, çok gereksiz düşüncelerle dolu. Ayıkla bunları. Hiç temizlik yapmıyor musun? Atsana eskilerini püskülerini. Havalandır şuraları. Çünkü bir gün burası zaten temelli boşalacak. Sen istesen de istemesen de. Bari yaşarken rahat et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce ve söz. Kendimize kalanlar ve ifade ettiklerimiz. Belli etmediğimiz kırgınlıklarımız. Belli etmeyip içimize attıklarımız. İnceden pişmanlıklarımız. Acılarımız, yaralarımız. O değerli duygularımız. Bir gün eriyip toprak olacak. Ona göre. Ne kadarı naftalinleyip saklanmaya değer? Hafif yaşamalı. Sözün özü bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu temizlik uzun sürecek gibi geliyor. Kırk yılın pılısı pırtısı. Hep birşeyler düşünmekten çatık duran kaşlar. Dört duvar arasında yalnızken bile. Geçmiş zamanda çıkılan anlamsız gezintiler. Geleceğe yönelik saçma sapan ihtimal hesapları. Kimseye faydası olmayan üzüntüler çöplüğü tek tek ayıklanmalı. Hafif devam etmeli yolculuğun geri kalanı. Olabildiğince.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6281143829136269853?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6281143829136269853/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6281143829136269853' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6281143829136269853'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6281143829136269853'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/06/light-kafa.html' title='Light kafa.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2217518457220400045</id><published>2011-06-17T01:57:00.000+03:00</published><updated>2011-06-17T01:57:34.999+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>son havadisler</title><content type='html'>Seni öyle çok özledim ki günlük. İşimi gücümü bıraktım bak yazmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıhı işim gücüm var artık benim. Boş gezenin baş kalfası değilim artık. On gün oldu ama bana üç ay gibi geliyor. Zaman kavramım alt üst oldu. Gıpgıcır 2011'in bugün yarısını tam olarak hem de yarısını devirdiğimize hiç ama hiç inanasım yok. Yayınevi deneme diye verdiği metni çok iyi çevirdiğimi düşünüp, metnin tamamını verdi bana. 470 sayfa. Klasik bir edebiyat metni. Benden önce çevrilmişi var ve onları da göz önünde bulunduruyorum bir yandan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneme metnini nasıl o kadar beğendirdiğimi anlatayım mı? Boşver ya. Sonuçta klasik bir kitabın çevirmeni olacağım. Yaaa...Yalnız baya bir zor. Günde en az beş en çok onbir saat filan bilgisayar başında kafa patlatıyorum. Ortalama yedi sekiz sayfa çeviriyorum günde. On sayfa çevirdiğim de oldu. Öyle on sayfalı günlerde gerine gerine gidiyorum ama yatağa. Bugün aksattım ama. Çok aksattım. Dört sayfa çevirdim sadece. Arada uykum geldi yattım, huzursuz rüyalar gördüm. Yemek saatinde uyandım. Alışverişe çıktım. Eve gelip yemek yapıp yiyene kadar saat on olmuştu. Sonra eski sevgilim aradı. Onu da anlatmadım değil mi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O beğendiğim çocuk vardı ya yazarlık kursunda, onunla sevgili olduk biz bütün bu günlerin ortasında. Birkaç gün önce de ayrıldık. Ama gene her gün telefonlaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarlık kursu bitti. Kısa kısa veriyorum haberleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos'un ortasında kitabın çevirisini teslim etmeye söz verdim. O zamana kadar harıl harıl çalışacağım. Arada ufak tefek kısa vadeli çeviriler de aldım. Araya sıkıştırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu son bir ayda olana bitene inanamıyorum zaten. Herşey arka arkaya oldu. Doktorum da onu diyordu. Durdun durdun şimdi de duramıyorsun. Evet ya kadına habire iş bulamadım, gene bulamadım deyip durdum aylarca. Sevgilim yoktu. Kırk'ımı bile bitirdim Mayıs'ın sonunda. Karışık anlatıyorum di mi? Oh be, türkçe kurallarıyla, imla hatalarıyla boğuşmadan yazmak ne rahatmış...Gene de geriye dönüp edit etmeden duramıyor insan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle işte bütün günüm masa başında en doğru sözcüğü aramakla geçiyor. "Türkçe'de buna ne denir? Bunun özel bir fiili var". Saatte seksen defa bunu düşünüyorum. Öğlende başlıyor, akşam hava karardıktan sonra devam ediyor. Ama memnunum. Muhtemelen ofiste yönetmen asistanı olsam bu kadar yorulmadan aynı parayı hatta daha fazlasını kazanacaktım, ama işimi sevmeyecektim. Harcandığımı düşünecektim. Şimdi karışanım edenim yok. Gerçi kendi kendimi perişan etmekte üstüme zaten yoktur ya. Ama yazarlığımı kesin besleyecek. Besliyor. Konuşurken bile farkediyor. Daha da yolum var. Henüz daha on gün oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece artık bilgisayar başında chat yapmakmış, bloga yorum atmakmış bana ekstra külfet gibi geliyor. &lt;br /&gt;O yüzden beni affedin blogdaşlar. Özellikle de Qunegond, her yazına bir şeyler söyleyesim var ama elim bir türlü gitmiyor. Maraton koştuktan sonra eve yürüyerek dönmek gibi bir şey. Anlayışınıza sığınıyorum blogdaşlar. İnternet yasağı olan bir ofiste çalışsaydım daha kolaydı, akşam eve gelip yazardım en azından. Burayı da muhtemelen eskisi kadar sık güncellemeyeceğim. Arada bir dayanamayınca belki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2217518457220400045?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2217518457220400045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2217518457220400045' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2217518457220400045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2217518457220400045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/06/son-havadisler.html' title='son havadisler'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7861885167113675421</id><published>2011-06-05T01:25:00.001+03:00</published><updated>2011-06-05T01:26:59.373+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><title type='text'>Tesadüf.</title><content type='html'>Geçen gün şeytan dürttü sanki. Yürüyüşe çıkayım dedim. Eşofmanları lastik ayakkabıları giydim. Çıktım yola. Dümdüz gittim. Işıklarda koştum. Ipod'un şarjı bitince çantaya attım. Hatta yolda telefonum çaldı. Küçük bir çeviri işi aldım yoldayken, yürürken. Yürüyüşe kaldığım yerden devam ediyordum. Geniş kaldırımda giderken ilerde orta boylu kır saçlı sakallı gözlüklü bir adam gördüm. Her zaman her yerde benzetirim ben onu. Nasıl onun o kokusunu herkesten her yerden alıyorsam. Bakarım bakarım sonra heyecan bile duymadan, o kadar kanıksamışım ki, bak gene benzetmişim derim. Bu sefer de bekledım o "benzetmişim" noktasının beni hayallerimden koparmasını. Fakat benzetmiyormuşum. Hakikaten de oymuş: M. İnanılır gibi olmasa da gerçek. Karşımda duruyordu. Bu anı kafamda o kadar çok kurmuştum ki. Belki bir daha hayatım boyunca hiç rastlamama ihtimalini de göz önünde bulundurarak. Belki beş yıl sonra tesadüfen rastlaşırız diyordum. Her halukarda çok büyük bir zaman dilimi sonrasında bu tesadüf gerçekleşecekti. Ama işte karşımdaydı. El salladım. Gördü. Hiçbir heyecan belirtisi gözlemlemedim onda. Oysa Issız Adam'daki gibi olmalıydık. O meşhur final sahnesi. Ne gezer? Peh. Üç cümle kurdu toplamda ve ayrıldık hemencecik. Sanki çok olağan bir şeymiş bizim bu karşılaşmamız sanki hep karşılaşırmışız ve karşılaşacakmışız gibi. Silmiş beni, eğer yazdıysa tabii. Dedim ki kendime aşk çok boş işmiş kanka. Valla böyle dedim. Hele görmediğin birine aşk beslemek yasalarla engellenmeli. Cezası olmalı. Çünkü dıştan gelecek ceza kendi kendine yaptığından daha insaflıdır. Ne oldu? Onu gördüm de ne oldu? Yol boyunca bunu düşündüm. Ben ki yolum her düştüğünde, hatta düşmediğinde iş yerinin penceresinin ışığını kep kollarım. Yanıyorsa orda olduğunu bilmekten bir çeşit rahatlık duyarım. İşte kendisini çıkardı hayat tesadüfen karşıma. Etli kemikli. Konuştuk da ayak üstü. Ve sonra ne oldu? Ne olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bir bakmışsın ben yokmuşum&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Üzülmeye doymuşum&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&amp;nbsp;Saydım sonra. Kaç aydır görmediğimi. Dört ay olmuş. Oysa üç-beş hafta görmediği zamanlarda "sanki daha uzun zaman olmuş" derdi özlemini belirtmek için. Oydu bunu diyen. O kadar da çok şey oldu ki bu dört ayda. Silmiş beni günlük, o kadar aşikardı ki...Kalbim acıyacak, benden korkuyor. Anladın mı sen onu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7861885167113675421?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7861885167113675421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7861885167113675421' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7861885167113675421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7861885167113675421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/06/tesaduf.html' title='Tesadüf.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8083505382414038447</id><published>2011-05-27T02:46:00.000+03:00</published><updated>2011-05-27T02:46:20.180+03:00</updated><title type='text'>Kendi kendime düşünceler.</title><content type='html'>Öyle şeyler oldu ki günlük söylemeye dilim varmaz. Sıkıntılı günlerdeyim. Kafam karmakarışık. İyi şeyler de oldu. Ama hiç yazasım yok. Anla ki ne kötüyüm. Belki ilerde. Belki diyorum, şu an bilmiyorum. Oysa Mayıs en sevdiğim aydı. Artık her şey farklı. Farzet bir gemideyim. Gecenin karanlığında. Saatim yok, gün ne zaman ağaracak bilmiyorum. Bekliyorum. Üstelik hava fırtınaya dönmüş. Dümeni de tutamıyorum. Bir denizin ortasındayım. Ama hangi orta? Bilmiyorum. Ne pusula kalmış ne harita. Yalnız değilim ama suskunum. O fırtınalar içimde patlıyor. Sağanak boşalıyor gözlerimden ara ara.&amp;nbsp; Hiç bir şey bilmiyormuşuz. Ay'a gitmek marifet olsa da bir nevi. Ya da demiri uçurmak. Düşünerek çözemeyeceklerimizin yanında solda sıfır bence. Herkesin bir inancı var işte. Benimse...Eskiden ne kolaydı hiçbirine inanmamak. Şimdi öyle mi? Ne yapıyoruz burda? Bu yıldızların galaksilerin sessizliğin ve karanlığın ortasında? Uzay sessiz mi gerçekten? Derin mevzular. Kafayı üşütmek için birebir. Peki ben ne yaptım bugün? Makyaj. İptal edilecek aptal bir tercüme randevusu için. Gidip sileyim de yatayım bari. Hiç yazmasaydım bu yazıyı. Kim ne anlayacak? Sanırsın gizemli yazmaktan özel bir zevk alıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8083505382414038447?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8083505382414038447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8083505382414038447' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8083505382414038447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8083505382414038447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/05/kendi-kendime-dusunceler.html' title='Kendi kendime düşünceler.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-5778851884852904875</id><published>2011-05-03T01:58:00.000+03:00</published><updated>2011-05-03T01:58:46.429+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Öylesine işte konu filan yok</title><content type='html'>Aslında aklımda hiç bir konu yok. Sadece uğramaya geldim. Ödevimin taslağını yazdım az önce binbir uğraştan sonra. Başlangıç cümlelerine hiç bir son uyduramıyordum hikayeler vardı da.&lt;br /&gt;Karnım ağrıyor. Akşam yemeği de yemedim doğru dürüst. Beş buçukta iki tane basri tip sandviç yedim de. Kaşar salam turşu. Ekmekler de yedi tahıllı. Gece onda biraz kruasanla ahududu reçeli ve süt. Reçel tüketmemeye çalışıyorum. İçinde saf şeker barındırıp pek besleyici bir değeri olmadığından. Pekmez alıyorum onun yerine. Ama iki senede üçüncü kavanozu alabililirm artık o kadar da değil. Canım çekmiş kırk yılın başında.&lt;br /&gt;Temizlik ve çarşaf değişim işi kaldı karnım ağrıyınca. Keza yürüyüş. Oturduğum yerden yapılacak işlere ağırlık veridm buna rağmen üç kere sokağa çıkmam gerekti. Çok boş konuşuyorum farkındayım. Ama bütün gün evde ve yalnız olunca pek bir malzeme çıkmıyor.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-5778851884852904875?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/5778851884852904875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=5778851884852904875' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5778851884852904875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5778851884852904875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/05/oylesine-iste-konu-filan-yok.html' title='Öylesine işte konu filan yok'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2295390428914610745</id><published>2011-04-26T02:40:00.001+03:00</published><updated>2011-05-14T23:40:45.975+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Bu akşam kendimi çok yalnız hissediyorum. Her akşam yalnızım neden bu akşam gözüme batıyor? Bilmiyorum. Belki iki gündür abuk besleniyorum ondandır. Belki de sevgilisizlik şimdi dank ediyor. Mevsim hesapta bahar ya. Aşk mevsimi.Üstelik sigaraya dadandım. M.'tan da ses seda çıkmıyor. Çıkmayacaktı ki zaten. Kimbilir ne zaman hangi tesadüfle yollarımız kesişecek? Kesişecek mi? O kalesinde yaşıyor. Sabah on, gece onbir. Ne zaman önünden geçsem işyerinin ışıkları yanıyor. Cumartesi- Pazar. Hep. Yazı kursu ödevine daha başlamadım. En son Cuma göndermem lazım. Yarın erken kalkma planlarım var. Belki bir oturuşta yarılarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyduyu bağlattığımdan beri değişik kanallar izleyebiliyorum. Bir tanesi Japon kanalı. İngilizce dilde yayın yapıyor. NHK. Dün gece sabahın üçüne kadar japon bir mimarla yapılan söyleşiyi izledim. Gün içinde hep Fukuşima nükleer santral ve depremle ilgili yayınlar yapıyorlar. Üzülüyorum. Japon mimar çok süperdi. Yüz kişilik bir yardımcı ordusu var. Bir kısmı yabancı. 56 yaşında. Yurtdışında da çalışmış. Japonya dışında yani. İnsan imreniyor. Babam inşaat mühendisi olduktan sonra yanlış mesleği seçtiğini anlamış. Asıl istediği mimar olmakmış. Ama iş işten geçtikten sonra anlamış. O geldi aklıma. Babam mimar olsaydı ben farklı biri olur muydum? Neydi adamın adı? Kumo birşey. Ofisinde bir sürü kitabı vardı. Japonca mı öğrensem diye düşündüm. Ya da mimarlık fakültesine mi yazılsam? Şimdi kazansam 44 yaşında mimar olurum. Fena mı olur? Uzak sınavlara çalışıyor ya. Ben de ona özendim biraz. Ne çok bıkmıştım sınavlardan oysa. Eee dile kolay 9 yıl. Bıkar tabii insan. Normal. Sonra sabah olunca Murakami okudum biraz. Üç bölüm filan. İyicene japon oldum. Güzel yazmış adam. Neden kitapçıda ilk elime aldığımda beğenmedim bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokağa da çıktım bugün. Bir kere bakkaldan sigara almaya. Bir kere de dün gece geç saatte bulduğum bir sitede&lt;a href="http://damak-tad.blogspot.com/search/label/Salatalar"&gt; lahana salatası&lt;/a&gt; yapmak için gerekli malzemeleri almak için. Yaptım da. Enfes oldu. Pilav ve tavuk butun yanında çok süper gitti. Önceden krem karamelim de vardı dolapta. İki günlük abuk beslenmenin acısını çıkardım. Yarın da levrek yapiyim. Pilav ve salata arttı. Levreğe çok kolay ve lezzetli bir sos yapıyorum. Parmaklarınızı yersiniz. Bir domatesi ve bir soğanı bir iki diş de sarmısağı rendeleyip tavada kavuruyorum, üzerine az bir şey beyaz şarap döküyorum. Tuz-karabiber. Haşlanmış fileto levreğin üzerine döküyorum. Çok yakışıyor. Ben balığı limonla yiyemeyenlerdenim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece de oturdum Sadri Alışık sinema ve tiyatro ödülleri törenini izledim. TRT türk veriyordu. Nedense adaylar açıklanırken fimleri ve oyunları bilmediğim halde hangisinin ödülü alacağını biliyordum. Aklıma bununla ilgili bir hikaye parçası geldi. Zaman makinesi icadına bağlanmak üzere. Ama geliştirmedim. Benim tipik bölük pörçük hikaye parçalarım. Sonra Soner Olgunun sonuna yetiştim. Cine beş'te. Soner Olgun'a sokakta rastlamıştım Etiler'de. Şu laptop harf atlatıyor diye servisten alırken. Sonra da Kıbrıs Televizyonuna takıldım. Yemek yapan kadınlarla samimi bir söyleşi yapan bir adam vardı. Güzel söyleşi yapıyordu adam. Kadınlara düğünlerini anlattırdı. Eski kıbrıs düğünleri ile ilglil malumatımız oldu. Üç gün sürermiş. "Cuma'dan başlardık. Cumartesi gecesi kına gecesi olurdu. Pazar da saz çalardı yeme içme olurdu. Sonra oğlan kızı evine götürürdü". Eski rum arkadaşlarını bulunca ne kadar sevindiklerini de anlattırdı. Rumlar evimizi yaktı diyenle aynı kadın. Ağlayasım geldi. Öbürünün de kocasını kurşuna diziyorlarmış, son anda, fişekler tüfeğe yerleştirilmişken, yaşlı rum muhtar gelmiş bunları kurtarmış. Hem de bunu dünyaya barış mesajı verelim havasıyla anlatmıyorlardı, laf lafı açarken ağızlarından doğal şekilde çıktı. Zaten yerel bir kanal. Böyle de insanlar yaşıyor şu dünyamda. Söyleşi yapan adam hiç rahatsız olmadı bu söylemden. "Eee doğruya doğru" dediler en fazla. Gerginlik filan yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tane film vardı Fransa'da izlemiştim. La crise'di sanırım adı. O zamanlar favori filmlerimdendi. Bir tane jön ve ona yapışan ikinci bir karakter var, ikinciye Louis diyelim. Filmin bir yerinde Louis jöne arapların ne kadar boktan insanlar olduğuna dair köküne kadar ırkçı bir söylev çekiyor. Jönün gözleri yerinden çıkıyor, utanmalısın bu fikirlerinden diyebiliyor ancak, öbürüsü tınmıyor. Filmin ilerleyen bölümünde, jön Louis'nin evine gidiyor, evde Mustapha'lar, Kader'ler filan bir sürü arap, zenci filan var. Louis bunları jönle tanıştırıyor bak kankalarım aramızdan su sızmaz filan diyor. Hatta bir tanesi üvey kardeşi mi ne. Jönün gene gözleri yerinden çıkıyor. Bu Mustapha'lar, Kader'ler filan dışarı çıktıkan sonra "e hani nefret ediyordun araplardan?" diyor jön. Louis de diyor ki: "onlara arap deme, onlar benim arkadaşlarım".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlığımdan başka söyleyecek bir sözüm yok sanıyordum. Bak neler çıktı. Gevezeliğim tuttu. Saat oldu sabahın iki buçuğu. Yarın gene altıda kalkamıycam. Üstelik canım kahve çekiyor. Amaan koyver gitsin. Bu gecelik bu kadar sevgili izleyicilerim. Japonya'da saat kaçtır acaba? Gidip internetten bir bakiyim. Haydi ben kaçtım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2295390428914610745?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2295390428914610745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2295390428914610745' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2295390428914610745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2295390428914610745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/04/bu-aksam-kendimi-cok-yalnz-hissediyorum.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2101201899952006381</id><published>2011-04-23T21:12:00.000+03:00</published><updated>2011-04-23T21:12:29.454+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Sarhoşum sarhoş.</title><content type='html'>Bu sabah yazarlık kursum vardı. Benim hikayem de okunacaktı. En sona kaldı ama okundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta yazmayı bitirince merak eden &lt;a href="http://istanbulcokuzak.blogspot.com/"&gt;Uzak&lt;/a&gt;'cığıma yollamıştım, ilk o okumuş çok beğenmişti. Onun dışında &lt;a href="http://qunegond.wordpress.com/"&gt;Kunegond&lt;/a&gt; başka bir hikayemi okuyup beğenmişti. Ş. da okudu öyle. Bunların dışında bir de çok aşık olup aşkımın binde dokuz yüz doksan dokuzunu içime attığım erkeklere onlarla ilgili duygularımı kağıda dökmüşlüğüm vardır. Onlar da sağolsunlar her seferinde etkilenmişlerdir. Ama şimdiye kadar beni tanımadan benim yazdıklarımı okuyanların tepkisini görme fırsatım hiç olmamıştı. (Blogu saymıyorum, zaten beğenen okuyor) Tepkileri o kadar beklemediğim şekilde olumluydu ki sarhoş oldum diyebilirim. Halbuki geçen hafta onların yazdıklarının yanında benimki çok hafif kalır diye çekinmiştim okumaya. Okurken de çok heyecanlandım. Bitirdiğimde alkış geldi. Aha. Ağzım nasıl kulaklarıma vardı anlatamam.  Sandım ki hoca "eee bunun ana fikri ne?" diyip dudak bükecek. Tam da  "demek ki tabu tehlikeli bir oyunmuş" dedi öykünün sonunda. En büyük korkum herkesin öykünün sonunda suskunluğa boğulmasıydı. Oysa okurken bile gülüşmelerle katıldılar öyküye. Muhteşemdi. Hiç beklemiyordum. (Hoca acaip dikkatli bir okuyucu yalnız. Bilerek kattığım hiç bir ayrıntıyı atlamadı yorumlarken. Tek okumada.)&lt;br /&gt;Ulan ben bir de kazara tasdikli bir yazar olup ün yapsam ne olucam? Hidrojenli balon olup uçucam zaar. &lt;br /&gt;Hidrojeni bilmiyorum da acaip gaza geldim onu söyleyebilirim. Bir de dersin sonunda bir ampul yandı bende. Bu yazma işi çok meşakkatli. Eğilip bükülüyorum, olmuyor diye kendime kızıyorum bilmem ne, safi eziyet. O zaman niye uğraşıyorum safi eziyetse, yazmiyim diyorum. Sevmiyorum demek ki yazmayı. Neyi seviyorum o zaman? Bugün anladım: okunmayı seviyormuşum ben. Budur yani. Şimdi taşlar oturdu.&lt;br /&gt;Ben böyle tam gaz sevinçli sevinçli Boğaziçi'nin yokuşlarını tırmanırken, "evet evet yazar olmak istiyorum, olmalıyım, olabilirim, çok zevkli " filan diye geçirirken içimden, doğru yolda olduğuma dair bir işaret gibi siyah mürekkepli bir dolmakalem buldum kaldırımda. Pek öyle ulvi işaretlere şuna buna rağbet etmem ama, ne bileyim bu sefer etkiledi beni. Ah bu heves bir sürse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2101201899952006381?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2101201899952006381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2101201899952006381' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2101201899952006381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2101201899952006381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/04/sarhosum-sarhos.html' title='Sarhoşum sarhoş.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6411239794923164012</id><published>2011-04-18T01:03:00.000+03:00</published><updated>2011-04-18T01:03:15.787+03:00</updated><title type='text'>serseri hayat</title><content type='html'>Baştan söyleyeyim sızlanmaya geldim. Çok keyifsizim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah düştüm salakça. Sabah dediğim gözümü açmadan. Yataktan kalkarken. Kapı deli gibi çalıyordu. Merdivenleri temizlemeye gelen kadın olduğundan emin olduğum halde telaşlandım. Yangın varmış gibi nefes almadan çalıyordu çünkü. Fırladım yataktan. Ve yere yığıldım. Ayak bileğim vücudumun altında kaldı. Üst komşunun "kim o" deyip kapıyı açışını duydum. Sonra gene yatağa yattım. Geçmiş gibiydi. Akşam olunca ağrımaya başladı. Şu an topallıyorum. Şu an değil yanlış dedim. Şu an oturuyorum çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün yazarlık kursuna gittim. Dersten sonra kurstan bir kızla biraz takıldık. Yazdığım öykü inşallah haftaya okunacak. Çekindim okumaya. Kurstaki herkes çok yetenekli çünkü.Leylak dalı'na kurstan daha ayrıntılı bahsedeceğimi söylemiştim. Ama içimden gelmiyor. Bir saat ders anlattı hoca bir saat de kursiyerlerin yazdıklarını okuyup eleştirdik. Bu sefer ders çıkışı biraz toplaştık. Bir de arada. Arayı uzattık diye hoca biraz kızdı. Orhan Pamuk'un Istanbul ve hatıralar'ından resimle ilgili bölümü okudu ve yorumladı. Sevilmek için yazmaktan bahsetti. Nasıl ki Orhan Pamuk küçükken sevgi gösterilsin diye resim çiziyorsa yazar da benzer sebeplerden yazı yazar'a getirdi. Güzel anlatıyor hoca. Eleştirileri de iyi yönetiyor. Ordan çıkışta acaip motive çıkıyorum. Yazacağım ben de diye diye. Sonra eve geldim yattım uyudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak'cığımla biraz mailleştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta ödev yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka da kayda değer bir şey yapmadım. Boş geçti günüm. Bugün de boş geçti. Bir ara çok sıkılınca çıktım bakkaldan bir paket sigara aldım. Biraz Paraşütünüz ne renk'i okudum. Yarıladım sayılır. Şu an iş bulmamın önündeki en büyük engel ne istediğimi bilmemek. Bunu saptadım. Tercümanlık işini içten içe istemediğim için bilinçaltımın görüşmeyi sabote ettiğini düşünüyorum. Yoksa kadın bana "devamlı olarak tercümanlık yapmamışsınız" lafına salak mısın kör müsün okusana şu cv'yi doğru dürüst derdim. Boyun eğceğime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarda yağmur yağıyor şıpır şıpır. Ninni gibi. Açıp perdeleri seyretsem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta sinemaya gittim. Rio. Üç boyutlu. Tatlı bir film. İce age'in yaratıcılarından. Gene bir türünün son örneği hikayesi var. Bu seferki bir kuş. Masmavi. Dönüşte taksiciye dünya gözüyle rio karnavalını görmek istediğimi paylaştım. Sanki taksici neyim oluyorsa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece saat onbuçuk'ta kardeşim aradı. Babama bakan kadın işi bırakmış. En çok sıkıldığım konu bu aslında. Burda da aynı şeyi yapıyorum. Ne zaman ben bir şey çok üzse kimseye anlatmam, en yakınıma bile. Psikiyatra bile. Kimseye. Alır otururum. Anakaradan kopup ıssız bir ada olurum. Kimse bilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime çok kızıyorum. Zamanımı değerlendiremiyorum bir işe yarayamıyorum filan diye. Eski bilgisayardan dosyaları aktarırken hangi konulara vaktimi harcadığım daha çok ortaya çıktı. Bir sürü verimlilik ve iş hakkında makale toplamışım ortada bir icraat yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya yazmayacaktım ama dayanamıyorum. Ben yeni birinden hoşlanmaya başladım. Adını sanını bilmiyorum. Ne iş yapar ne yer ne içer. Sadece iki kere gördüm ama etkilendim. İnsanlar hiç bir şey yapmayıp karşında otursalar bile tarif edilemez bir dalga yayıyorlar etrafa. Yani o yayıyor. Ondan bir şeyler yayılıyor dalga dalga. Belki evlidir. Belki sevgilisi vardır. Bilmiyorum. Benimle bir kere konuştu. Bir kere de ona öküz gibi bakarken yakaladı. Kendime şaşıyorum çok. Ben M.'tan sonra hiç bir erkeği özel bulacağımı sanmazdım. Yaa günlük. İşte böyle. Bak sen şu serseri hayatın yaptıklarına.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6411239794923164012?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6411239794923164012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6411239794923164012' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6411239794923164012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6411239794923164012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/04/serseri-hayat.html' title='serseri hayat'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-4294498174980408290</id><published>2011-04-12T00:23:00.000+03:00</published><updated>2011-04-12T00:23:09.823+03:00</updated><title type='text'>Görmemişin skype'ı.</title><content type='html'>Görmemişin skype'ı olmuş gitmiş internet limitini doldurmuş. Aynen bu oldu bana. 4GB internet kotam bir anda doldu. Aynı gün içinde kardeşimle bir saat, Uzak'la iki saat konuşunca bir anda doldu. Ama çok güzeldi. Ondan önce Londra'daki kuzenimle de b.k'unu çıkardık afedersiniz. Bebeği giydirmiş süslemiş, kafasına bant takmış, bak bebek gibi giydirdim diye benle bağlantı kuruyor. İtalya'dan müzik eleştirmeni arkadaşla da görüntüsüz sohbet ettik. Öyle işte. Sonra da dört gün elimi süremedim internete. Bir ara kaçak maillere baktım. Filan falan.&lt;br /&gt;Yaratıcı yazarlık kursu aynı hızla devam ediyor. Gene gittim Boğazici'ne. Gene derste bir şey öğrenmiyorum ben burda, boşuna geliyorum hissi. Ders sonrası dank etmesi. Herkese mi böyle oluyor bilmiyorum. Bir de kimseyle kaynaşamıyoruz. Ara beş dakika, onda da kahve almaya çalıştık sonrasında da herkes dağılıyor. Belki ilerleyen haftalarda herşey farklı olur. Öykü'leri satır satır inceleyince hoca, yazarken daha dikkatli olmak zorunda hissediyorsun. Şimdiki ödevde hiç rahat değilim mesela. Yetiştirememekten de ayrıca korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün pek dişe dokunur bir şey yapmadım. Evde grissini yaptım paprika ve dereotlu. En elle tutulur icraatım buydu. Nedense bir isteksizlik var üzerimde. Bloga yazmayı da erteledim. Aklım fikrim iş bulmada ve ödevde. Elimden gelenin en iyisini yazmak istiyorum. Hala daha Murakami okuycam. Bir de Paraşütünüz ne renk. İş arayanlar ve meslek değiştirenler için kılavuz kitap. Tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün bilgisayarın ekranını annemlere taşıdım. Eşek kadar ekranı evet. Tüplü, bilmem kaç santimetre televizyon kadar bir şey nerdeyse. Büyük bir yük kalktı üzerimden. Çalışma masamda bir sürü yer açıldı. Sanırım önce düz yazıp hikayeyi geliştirmek sonrasında geri dönüp satır satır gerekli düzeltmeleri yapmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırkıncı yaşıma bir buçuk ay kaldı. Yani hiç bir şey. En eski yuva okulu arkadaşım geçen gün bitirdi kırkını. Sıra bana geliyor. Bir yandan da kırk güzel bir yaş be. Aptal aptal düşünceler geçmişte kalıyor.&amp;nbsp; Huzur, dinginlik geliyor. Yarın yarısına kadar yazayım şu ödevi. İçim rahat değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-4294498174980408290?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/4294498174980408290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=4294498174980408290' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4294498174980408290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4294498174980408290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/04/gormemisin-skype.html' title='Görmemişin skype&apos;ı.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-5980612883392535232</id><published>2011-04-06T00:43:00.000+03:00</published><updated>2011-04-06T00:43:59.542+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Üff püfff ve falan filan.</title><content type='html'>Canım sıkkın. O çok beklediğim iş olmadı. Cevap filan gelmedi. Sadece arkadaşımla konuştum ve beni almayacakları belli oldu. İşe alınmayacağıma mı yoksa bu kadar zaman kendimi kandırdığıma mı yanayım? Kendimi gariban gibi hissediyorum. Gariban. Looser'ın alaturka karşılığı gibi. Kimse bana ilişmesin. Herhalde geçer bu hal. Herhalde en sonunda toparlanıp harekete geçerim. Ama şimdilik inime çekilmek istiyorum. İnime çekilmek istiyorum derken burayı ihmal etmeye niyetim var anlaşılmasın. Sadece içsel bir durum. Karşıdan bakan anlamaz bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ilk günlüğümü okudum.&amp;nbsp; Bir parça kırmızı karton, bir tel zımba ve bir kaç yaprak saman kağıdından kendim yapmışım. Önemseyip üzerini dolmakalemle ve en temiz yazımla yazmışım. Hiç gözümün önünden kaybolmadı o defter, fakat bunca yıldır açıp okumamışım. Dün kendimi çok güldürdüm. Bir bölümünü alıntılamak istiyorum. Oniki yaşımda Şubat tatilinde yazmışım. İkinci sayfası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"31 Ocak 1984 Salı&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Sevgili Günlük,&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bugün pek bir şey olmadı.(...) Şu an kafam çok önemli bir şeyle meşgul: acaba doğumgünüme hocaları da davet&amp;nbsp; edeyim mi? Bu soru beni eritip bitiriyor.(...) Eğer onları çağırırsam bir de öpmem gerekecek. Hem de herkesin önünde ve tek tek. IIIIH! Ne korkunç!!!Nedeni: bir hoca var, çok genç. 26 yaşında. Senenin başında bir dedikodu çıktı aramızda. Yok ben ona aşık mışım da. Aslında sempatik, biraz da aşık oldum. Ama eğer ben onu öpersem bu dedikodular doğrulanmış olur. Ama bir onun için de diğerlerini çağırmamazlık edemem ya. Aslında hepsini &lt;u&gt;onun &lt;/u&gt;için çağırmak istiyorum. Ama onu öpmeyi asla...Ne yapıcam????????!?Ne yazık ki konuşamıyorsun. Yoksa sana akıl danışırdım."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vah bana. Vah. Tecrübesizlik ne fena şey. Ergenliğin başında olmak ne zor şey. Yanaktan kibarlık gereği yapılacak muhtemel bir öpücüğü kafada onca kurmak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun dışında gün günlük işlerle geçti. Evin bakımı. Çamaşır. Mutfak bezlerinin kaynar suya ve çamaşır suyuna bastırmak. Kredi kartının parasını yatırmak. Yemek yapmak. Alışveriş yapmak. Sabah sayfalarını biraz yazdım. Sağaltıcı bir tarafı var sabah sayfalarının. Yarın sabah çok ihtiyacım olacak. Bu halleri üzerimden başka bir şekilde atamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda televizyonda Canlı Para var. Bütün soruları tereddütsüz doğru cevalıyorum. Yanlış bildiğim onlarca sorunun içinden iki tane. Ve saçma sapan insanlar katılmaya hak kazanıyor ben kazanamıyorum. Niye?&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-5980612883392535232?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/5980612883392535232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=5980612883392535232' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5980612883392535232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5980612883392535232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/04/uff-pufff-ve-falan-filan.html' title='Üff püfff ve falan filan.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-388749690682896043</id><published>2011-03-31T22:39:00.000+03:00</published><updated>2011-03-31T22:39:47.310+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kendine güvenmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>Mümkünse bırak.</title><content type='html'>Dün binbir kere aklımın içinde sahnelediğim yazı kursundaydım. Boğaziçi üniversitesi bünyesinde olduğundan oraya gittim. Ordan içeri girmek çok garip hislere sevk etti beni baştan. Öğrenciler, kendi öğrenciliğim, Boğaz, öğrenciyken Istanbul hasretim, paralel potansiyel hayatlarım, Istanbul'un en prestijli üniversitesinin içine girmek, bir yandan babamın yıllar önce okuduğu Robert College, binaların ve kampüsün güzelliği. Havanın güzelliği. İkinci duygusal kısmı da havuzları görünce yaşadım. Bir anda lise mezuniyetim canlandı gözümde. Herhalde orada yapılmıştı. Başka havuzlu bir lokali var mı BÜ'nün? On sekiz yaş nere, otuz dokuz yaş nere.&amp;nbsp; Ki onsekizimi bile bitirmemiştim mezuniyet balosunda. Keşke bir fotoğrafım olsaydı o günden. Hey gidi hey. Karmakarışık hislerle girdim konferans salonuna. Binlerce ayrıntısı var hepsini de anlatırdım ama asıl konuya, dersin etkisine girmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersten çıkışta biri sordu. "Nasıl buldun?" "Hayal kırıklığına uğradım" dedim. İlk izlenimim öyleydi. Oysa ertesi gün bilgiler demlenince aslında ne çok şey öğrendiğimi fark ettim. Boş geçmemişti ders. Bir saniye bile boş konuşmaya ve konuşturmaya tahammülü yoktu hocanın. Ve şimdi düşünüyorum da, bir sanat eseri de tıpkı böyle olmalı. Hiç bir ayrıntı amaçsız ve anlamsız olmamalı. Örnek olarak incelediği eserde diyalogdan sonra gelen "dedi" yazmanın bile gerçekten gerekli olup olmadığını tartan birisinden bahsediyorum. İnce eleyip sık dokumak. Tam benlik. Şununla başladı ders: ona yazıya hevesli insanlar mail atarmış, "sence devam etmeli miyim yazmaya" diye yazılarından örnekler gönderirlermiş. O da hepsine aynı cevabı verirmiş, yazıları okumadan "mümkünse bırak" dermiş. Bu söz beni çok etkiledi. Birincisi kendi söylediği gibi kimsenin sana "yaz" ya da "yazma" deme yetkisi yok ki. Evet insan ilk zamanlarda birisi seni yetenekli bulsun, yüreklendirsin istiyor. Ama sen yazmadan durabilir misin zaten? Ben bu saatten sonra istesem de duramam. Bazen kendi kendime düşünüyorum. Yazıyla kendi kendime eziyet mi ediyorum diye. Eziyet, külfet, karın ağrısı bir tarafı kesin var yazının. Yazının demeyeyim de kurgunun. Yazmazsam ama hayatı eksik yaşamış olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli başka şeyler de söyledi. Her daim geç kalmışlık duygsuyla yaşayan benim gibi birine belli bir yaştan sonra insan aslında yazıya başlamalı dedi. Bir de ertelememekten bahsetti. Yüz tane kitap okuyayım sonra yazarım dememeli. Bugün yazmalı. Çelişkili gibi geliyor ama kafamda oturdu. Yirmi yaşındayken de insan yazabilir, ve meraklıysa yazmalı, ama kırkında daha da güzel yazar demek bu. Yaş ortalaması yüksekti zaten. Ve ne çok kadın vardı. Bu benim kaderim herhalde. Psikolojide de 998 kız öğrenciye iki ya da üç erkek öğrenci düşüyordu. O kadar çok kadın yazarımız var mı mesela? Daha önceki öğrencilerin yayınladığı öykü ve romanlarını gösterdi. Nasıl kıskandım. Ve nasıl heveslendim. Gerçekten de bu kursların motive edici bir yönü var. Kendisi de yazmaya ilk başladığında kafa dengi insanlar bulmak için, o zaman böyle bir kurs olmadığından iki üç kişiyle beraber dergi çıkarmış. Kırk yıl düşünsem bu soruna (yazmaya meraklı insanlar bulmak) aklıma böyle bir çözüm gelmez. Bazı insanların kafası benimkinden daha farklı çalışıyor kesinlikle. Herhalde ilerde atölyeye de devam edenlerden olurum. Cumartesi grubuna geçeceğim yüksek ihtimalle. Daha tenha bir grupmuş. Burda kırk kişiden fazlaydık sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onay beklemek yok. Yazmak var. İlerde yayınlamak var (umarım). Onaylanma bir ihtiyaç benim için, ama olmaması başka bir özgürlük veriyor aslında insana. Onaylama beklemeyince, onaylanmamadan da etkilenmiyorsun, onun stresine savunmasına girmiyorsun. Dolto bunu çocuklara aşılamaya çalışırdı. Özgüveni yüksek çocuklar yetiştirmek adına. Ders çıkışi hissettiğim hayal kırıklığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Doğru ellerdeyim. İyice hazmetmem lazım. Ve sonrasında kolları sıvamam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-388749690682896043?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/388749690682896043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=388749690682896043' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/388749690682896043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/388749690682896043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/mumkunse-brak.html' title='Mümkünse bırak.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-406450346562882731</id><published>2011-03-30T12:08:00.000+03:00</published><updated>2011-03-30T12:08:15.463+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'></title><content type='html'>Güneşli ve sıcak bir Istanbul sabahından merhabalar sayın seyirciler. Bugün çok heyecanlı bir gün çünkü yazı kursum var akşama. Ne zamandır hayalini kurduğum. Günler geçmek bilmedi bir türlü. Bir yandan da Mart'ı da devirdik. Gitti giden dostlar...Biraz evvel kursa telefon açıp kampüsün neresine gideceğimi öğrendim. Bir yandan heyecanımı dizginlemeye çalışıyorum. Ben çalışmazsam hikaye projelerim bir yere gitmez. Bir yandan da bu kurs yazı hayatımda bir milat olacak diye bir his var içimde. Akşam beslendiğimiz yazarları soracaklar kesin ve ben yerin dibine geçeceğim. Bir de Türk edebiyatını sorarlarsa bukalemun olup duvarlara karışmam gerekebilir.&lt;br /&gt;Akşam dönüş için otobüs vardır umarım.&amp;nbsp; Yoksa kalırım tepelerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun dışında hayat sürüp gidiyor. Pazar akşamı yeğenimin dördüncü doğum gününü kutlamak için kardeşimde toplandık. Beyefendinin düğün için alınmış takım elbisesi var, bu özel gün için onun ceketini giydirmesini istemiş annesinden. Saçımı taramayacak mısın demiş bir de. Anasının oğlu ne olacak. Kardeşim de onun kadarken, dolabını açar ne kadar kıyafeti varsa hepsini teker teker giyip aynanın karşısında kendine bakıp dururdu. Bir ara annem yanına gitti odaya biz sofradaydık. "Herkes sofpete daldı, beni unuttu" demiş. Kuzum ya. Hemen yanına gittim bunu duyunca. Oynadık tabii. Kuklalar ortaya döküldü. Resimler çizdik boyadık. Çileği çok sevdiği için pastası çilekliydi. Lüp lüp götürdü. Doya doya kucaklayıp öptüm onu. Kaymak suratlımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi biraz yazı teknikleriyle ilgili kitaplarımı karıştırayım biraz. Sabırsızlık böyle bir şey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-406450346562882731?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/406450346562882731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=406450346562882731' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/406450346562882731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/406450346562882731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/gunesli-ve-scak-bir-istanbul-sabahndan.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-1579146374181373498</id><published>2011-03-29T01:22:00.000+03:00</published><updated>2011-03-29T01:22:49.421+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Yerden yere.</title><content type='html'>Üç gündür Julia Cameron'un yaratıcı insanlara tavsiye ettiği, ilk &lt;a href="http://qunegond.wordpress.com/2010/11/02/sabah-sayfalari-uzerine/"&gt;Qunegond&lt;/a&gt;'da okuduğum, kafamın bir köşesine kaldırıp, sonra başka bir yerde tekrar karşıma çıkınca uygulamaya karar verdiğim sabah sayfalarını yazıyorum. Bu sabah hariç.&lt;br /&gt;Bu paragrafı yazmışım bu sabah kalmış. Gün bitti. Saat gece yarısını geçiyor. Arada yattım uyudum. Korkunç kabuslar gördüm. Bir at vardı yan devrilmiş. Onun karnına yaslanmış yatıyordum ben de. Sonra bir ara arka bacağını bacaklarımın arasında hissettim ve nalıyla beni çiftelemeye hazırlandığı anllamına geldiği için o uykulu halime rağmen derhal doğrulup ordan uzaklaşmam gerekiyordu. Sonra atlı rüya devam etti mi emin değilim, ha evet bir süre at benim olduğu için eğeri de benim bağlamam gerektiğini ve iyi bağlayamazsam eğerin kayıp atın karnına dönerken beni de düşüreceğini düşünüp tatsızlaştım. Başka bir rüyada ben adadaki ahşap evin ön sol odasındaki yatakta karanlıkta uyuyordum. Yan odada tedirgin edici ayak sesleri vardı. Sonra o ayak sesleri odanın içerisinde geziniyordu. Birisi karanlıkta odaya giriyordu. Anne sen misin diyordum sesim çıkmıyordu. O kişi de birşeyler söylüyordu evet benim gibi sonra odanın içinde dolanınca kafasının arkasını görüyordum, kel kafalı bir adam kafasıydı ve annem olmadığını anlıyordum. Dehşete kapılıyordum, sen annem değilsin diyordum, ama sesim çıkmıyordu ve ayak takırtıları devam ediyordu. O yabancının beni öldürmek istediğini düşünüyordum ve elimden bir şey gelmiyordu. Sonra uyandım. Ayak takırtıları yukardaki salak komşudan geliyordu. Oda aynı şekilde karanlıktı fakat neyse ki yabancı birisi yoktu. Ama uzun süre etkisi devam etti kabusun.&lt;br /&gt;Sabahtan beri dilime bir şarkı dolandı. Şu anda uğur yücelin yorumundan youtube'dan dinliyorum. Çok hoşuma gidiyor. Alaturkanın allah'ı. Uzun havası da var. Ohh iyi ki bu ülkede doğup büyümüşüm. İçemesem de bir rakı sofrası nedir keyfi nasıldır çok şükür tattım. Şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Evlerinin önü boyalı direk&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yirden yire vurdun sen beni felek&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Her acıya dayanamaz bu yürek&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Ölürüm de ayrılamam yar senden.&lt;/div&gt;En çok felekli satırı seviyorum. Bir de bir önceki kuplede uğur yücelin ciğer lafını ciger diye telaffuz etmesini:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Evlerinde lambaları yanıyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Göz göz olmuş cigerlerim kanıyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Beni gören deli olmuş sanıyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Ölürüm de ayrılamam yar senden.&lt;/div&gt;Valla ben de öyle diyordum. Ölürüm de ayrılamam yar senden diye. M.'a. Bal gibi de ayrılıyorsun. Bal gibi. O güzelim aşktan.&lt;br /&gt;Oldu olacak videosunu koyayım buraya. Muhsin bey filmindenmiş. İzlemedim Muhsin Bey'i. Uğur Yücel'i meşhur eden filmdi yanlış hatırlıyor da olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/LegWaHG5UaM/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/LegWaHG5UaM&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/LegWaHG5UaM&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;Bu blogun en çok bu tarafını seviyorum. Söyleyecek bir konun yoksa da yazabiliyorsun. Bazı günler aynı bugünkü gibi çok yazasın geliyor. Ay yaz gelsin istiyorum. Adaya gideyim, çınarın altında eski ve yeni dostları toplayayım dolduralım rakıları, salalım sesimizi yanık yanık şarkı söyleyelim biraz efkarlanalım, bolca gülelim istiyorum. Ama ben rakı içemem, eski dostlar da dağıldı gelmez. Yerden yere vurdun sen beni felek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-1579146374181373498?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/1579146374181373498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=1579146374181373498' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1579146374181373498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1579146374181373498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/yerden-yere.html' title='Yerden yere.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-4259751512364698950</id><published>2011-03-24T22:55:00.000+02:00</published><updated>2011-03-24T22:55:43.251+02:00</updated><title type='text'>Orman kanunu ve diğer konular.</title><content type='html'>&lt;div class="post_content"&gt;         Buraya pek siyaset yazmam bilirsiniz. Ama Libya’ya  Fransızların ve arkasından diğerlerinin lank diye girmesi beni derinden  sarsıp bildiğim herşeyi sorgulamama sebep oldu. Fransız okulu mezunuyum.  Daha çocuk yaşta özgürlük, eşitlik ve kardeşliğe inandım. Daha  Fransa’da geçirdiğim ilk yıllarda bunların sadece lafta kaldığını görsem  de demokrasi hala geçerli bir değer olarak baştacımdı. Demokrasi sadece  bir yönetim biçimi değil, akıl sağlığı için insan ruhunun iç düzeni  için de en sağlıklı modeldi. Bu kadar içselleştirmiştim.&lt;br /&gt;Peki bu ne? Var mı böyle fırsattan istifade maddi çıkar için başka  ülkeyi işgal etmek? Bu kadar basit mi bu işler? Bu kadar basit mi ya? O  zaman niye bu kadar bilim, edebiyat, adam olmak için bu kadar çaba?&amp;nbsp; İyi  niyet diye bir şey yok o zaman? Barış için uğraşmaya gerek yok. O zaman  herkes savaşsın madem. Hepimiz savaşalım? Değerler şeffaflaşıp yokluğa  karışıyor. Çok şaşkınım günlük. Uzun zamandır böyle bir gerçeklikle  tokatlanmamıştım. La Fontaine ta 18. yüzyılda söylemiş: la raison du  plus fort est toujours la meilleur. En güçlü hep en haklıdır diye. Bu  yani. Ormanda yaşıyoruz. Medeniyet?&lt;br /&gt;Şu an televizyonda bir adam konuşuyor bu konuda. Galiba tanıştım ben  onunla on yıl kadar önce, icq üzerinden, fakat bana göre fazla enteldi.  Yürümedi. Bir de etkilemedi beni. Sanırım ben de onu. Gecenin onunda  evine gitmiştim. Ismini hatırlamıyorum, Oğuz Atay’ın bir karakterini  nickname olarak almıştı. Neydi ? Olric. Ben de onun üzerine merak edip  Tutunamayanlar’ı satın almıştım, fakat o kitapta değilmiş kahraman.  Avukat olduğunu hatırlıyorum. O zaman da çıkıyordu azar azar  televizyona. Nereye kaydı konu. Ama Libya ile ilgili başka ekleyeceğim  bir şey yok.&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;Bugün dışarda ışıl ışıl bir güneş vardı. Pılımı pırtımı topladım, tam  beş kiloluk bir sırt çantasıyla yollara vurdum kendimi. Dolmabahçe’nin  çay bahçesine gitmek istiyordum. Deniz kenarında kitabımı okuyacak  yazılarımı yazacaktım. Fakat ana caddeye çıkana kadar fikir değiştirdim.  Hava buz gibiydi. Güneş filan hikaye. Denizden esen soğukta donardım.  Rotayı Nışantaşı’na kırdım. Bauhaus’ta aldım soluğu. Fakat hiç rahat  edemedim. Yan masamda bağıra bağıra konuşan baskın bir kadın ve  arkadaşları vardı. Kalkarken bir dahaki sefere gürültüsüz bir yerde  buluşalım dedi bir de utanmadan. Lan ayaklı gürültüsün zaten, nereye  gitsen gürültü senle gelecek. Artı gelenler hep orta yaş üstü kesimdi ve  biraz oturup kalkıyorlardı hemen. Ben masayı işgal ediyormuş gibi  hissettim. Garsonlar da en sinir olduğum hareket olan bitmemiş çay  bardağını toplayınca anladım oraya bir daha çalışmaya gitmeyeceğimi. Eve  yollandım.&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;Sanırım bilgisayarı boşu boşuna bir hafta tamire bıraktım. Harf  atlamasını bu da yapınca, sinirlerim çok gerildi. Başa çıkamayacağımı  sandım. Kardeşimle telefonda konuşurken touchpad’den  kaynaklanabileceğini söyledi. Google’da touchpad diye aratınca bir  yazılım buldum klavyede yazarken touchpad dokunuşlarını yok sayıyor.  Kurdum hemen bilgisayara. 250 kb. Şu ana kadar mükemmel. Bir kere bile  atlamadı. Nerede okumuştum bilmiyorum. Anthony Robbins olabilir. Bir  sorunla karşılaştığında bil ki senden önce başkası da o sorunla  karşılaşmıştır diyordu. Onu düşünerek google’da aratma cesareti buldum.  Böyle sonuç almak çok güzel günlük.&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;Bir tane büyük kusurum var. Çok kolay karar değiştiriyorum. Büyük ve  küçük kararlarda. İstikrarım yok. Kayıplarımın yüzde sekseni burdan.  Çabuk karar alıp, çabucak cayıyorum ya da bıkıyorum. Mesela bir  bilgisayar oyunundan sonra MBA okumayı istemek gibi. Herkes böyle midir?  Çabucak heveslenip çabucak çekilirler mi? Bu neyle ilgili? Dürtülerle.  Dürtülerin enerjiyi yatırıma dönüştürme aşamasıyla alakalı. Bir  psikolojide istikrar sağladım.&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;Dört yaşında öğrendim satrancı. Daha ilkokula başlamamıştım. Ara ara  oynarım. Fakat oyunum orta derecedir. Başlangıç seviyesinden biraz daha  iyi. Bu sefer oynayınca şunu anladım: yenilen bir kaç temel sebepten  yeniliyor. Ya savunması zayıf, taşlarını yanlış hesaptan kaybediyor, ya  karşısındakinin niyetini göremiyor, ya da hücum planı yetersiz. Bu üç  başlığa hakim olursan oldukça ileri seviye bir satranç oynayabilirsin.  Açılışları da bu bağlamda akıllıca öğrenirsen ciddi bir avantaj  sağlarsın.&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;Yeni hikayeye başlamam lazım. İlham gelmiyor. Hiç bir konu gelmiyor  aklıma. Hiç bir karakter oluşmuyor zihnimde. Güzel bir hikaye olsun  merak edene göğsümü gere gere gösterebileyim istiyorum. Ama böyle bir  yandan blog postu yazıp bir gözle de televizyon izlemekle olmuyor bu  işler.&amp;nbsp; Haydi be yazar patlat bir hikaye.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-4259751512364698950?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/4259751512364698950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=4259751512364698950' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4259751512364698950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4259751512364698950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/orman-kanunu-ve-diger-konular.html' title='Orman kanunu ve diğer konular.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7104945674184457077</id><published>2011-03-21T21:11:00.000+02:00</published><updated>2011-03-21T21:11:53.023+02:00</updated><title type='text'>Geri geldim.</title><content type='html'>Yeni bilgisayarım hala tamirde. Ben de eskisinden girebiliyorum bloguma zaten. Yasak kalktığında bile hala giremeyen var diye duydum. Hem de dns ayarlarıyla oynamasına rağmen. Neyse ben girebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün baharın ilk günü oysa Istanbul kış mevsiminin ortasında gibi. Havada yüksek oranda nem. Yağmur yağacak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok bir yenilik yok. Yaratıcı yazarlık kursuna kaydolucam. O yüzden heyecanlıyım. Yazıyla ilgilenen yeni kişilerle tanışıcam.&amp;nbsp; Yazarlık macerama bir çerçeve lazımdı. Yazarlık demişken bir öykü bitirdim. Romanın bir bölümü olarak tasarladığım başka bir yazımı da Ş. okudu, "öykü olmuş bu" dedi. Başına sonuna birşey lazım değil. Bilmiyorum ki. Bir yandan da disiplinli yazınca anlatımım kuruyor. Bu bloga bile kendim gibi yazamıyorum. Disiplinsiz de olmuyor. Ne olacak bilmiyorum. Yaratıcı yazarlık kursuna beklenti yükledim. Umarım hayal kırıklığına uğramam. Yeni bir defter açmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlardaki en baskın düşüncem 2000'li yıllarla ilgili. Ne çok şey katıldı hayatıma. Herşey farketmeden ne kadar da değişti. Boncuklarla uğraşmak bile ikibinli yılların faaliyeti. Öncesinde yoktu. Ki boncuklarla uğraşmak işin başı. Dikişe kadar vardı iş sonradan. Heykel kursuna bile gittim. Sahi nerede heykelim? Annemlerde kalanların arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte. Çok söyleyecek bir şey yok. Hala iş bulamadım. Umarım bir sonraki yazımda bu konuyla ilgili iyi birşeyler yazarım. O zamana kadar hoşça kal sevgili okurum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7104945674184457077?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7104945674184457077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7104945674184457077' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7104945674184457077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7104945674184457077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/geri-geldim.html' title='Geri geldim.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3451594306697806562</id><published>2011-03-13T21:28:00.000+02:00</published><updated>2011-03-13T21:28:01.061+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><title type='text'>Kötü haber.</title><content type='html'>Kötü bir haberim var sevgili okuyucu. Burayı kapatmak zorundayım. Yani kapatmıyorum da buraya artık erişemeyeceğimden yeni postlarımı sadece &lt;a href="http://www.yazarneyazarneyazamaz.worpress.com%20/"&gt;www.yazarneyazarneyazamaz.worpress.com &lt;/a&gt;'dan yayınlamak durumundayım. Eş zamanlı ikisinden yayın yapamayacağım. Bu saçma sapan yasak kalkana kadar bu buradaki son post. İşin daha da kötüsü diğer blogspot bloglarının güncellemelerini de göremeyeceğim ve görsem bile okuyamayacağım. Çok üzgünüm. Bilgisayar yeniledim ve yeni bilgisayarda da dns ayarlarını değiştirmeyi başardıysam da açmıyor buraları. Şu anda kısa bir süreliğine çift bilgisayarlı olduğumdan bunları eski bilgisayarda yazabiliyorum. Böyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşça kal sevgili emektar blogum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değerli izleyicilerim hoşça kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3451594306697806562?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3451594306697806562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3451594306697806562' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3451594306697806562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3451594306697806562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/kotu-haber.html' title='Kötü haber.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3949693279166857472</id><published>2011-03-11T01:25:00.002+02:00</published><updated>2011-03-11T01:25:38.786+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Kolay mı kolay? Zor mu?</title><content type='html'>Hayatında memnun olmadığın bazı şeyleri değiştirmek zahmetli gelir  insana. Bazen de püf noktasına denk getirirsin kolayca hallolur.  Hangisini tercih edersin iyi düşün sevgili okurum. Zahmetliyi mi kolayı  mı? Tabii ki kolayı diyeceksin. Oysa bazen bazı şeyleri fazla kolay  değiştirebilmek de acı veriyormuş insana.&amp;nbsp; Şu an bana olan bu. Artık  sabahları istediğim saatte uyanabiliyorum.&amp;nbsp; Kendim bile inanamıyorum ki.  O yüzden üç gün evvel ilk başardığımda bir dur bakalım dedim. Yarın da  kalkabilecek miyim böyle. Ve kalktım. Yıllardır çekiyorum ben bu illeti.  A-ça-mıyordum gözümü yeminle söylüyorum, görmeyen anlamıyordu. Allah'ım  neydi öyle sanki ilaçla bayıltmışlar gibi, gülle gibi uyuma. Yıllardır  ve non-stop! Günün oniki saati uykuda geçiyordu. Saat birde yatsam öğlen  birden önce öldür allah kalkamıyordum. Ve o kadar kolay halloldu ki.  Işık mucizeymiş bunu anladım. Gözünden içeri ışık girmeyene kadar beynin  uyanma moduna geçmiyormuş. Melatonin diye bir hormon var, karanlıkta  salgılanıp uyku yapıyor, aydınlıkta duruyor. İşte bu. Bu kadar. Hayat ne  büyük bir mucize. Yani şöyle oluyor pazartesinden beri. Saat çalıyor.  Altı buçuğa kuruyorum çünkü güneşin doğduğu saat ve ben güneşle beraber  kalkma hayalleri içerisindeydim doğal yaşama tapan bir insan olarak.  Evet saat çalıyor, ben gözümü tam açamadan da olsa ayağa kalkıyorum,  pancurumu aralıyorum, tekrar sıcak yatağa dönüyorum ama gözlerimi  açıyorum ve işte bütün yapmam gereken bu. Birden beynim zınk diye  açılıyor. Ve geçen zamana yanıyorum çok. Keşke daha önce bu çareyi  bulsaymışım. Ah...Oldu artık. Zaten hep söylerim, yaşlandıkça değişmek  bu yüzden zorlaşıyor, çünkü değişim seni daha iyiye bile götürse, önünde  daha iyinin tadını çıkaracağın seneler azsa o değişim insana ağır  geliyor. Kötünün yasını tutman gerekiyor. Bazen yılların kötüsüne  katlanmanın, taze iyiyi kabul etmekten daha zor gelmesini  anlayabiliyorum. "Hayatımı harcamışım" dememek için hepsi. Yaa işte  böyle.&lt;br /&gt;Çok taze bir gelişmeyi daha haber vereyim. Bir iş ilanı  düştü posta kutuma. Okul arkadaşım göndermiş hem de son zamanlarda ve  çeşitli zamanlarda görüştüğüm. Beni çok iyi tanıyan. Geçenlerde rüyasına  girdiğim, merak edip iyi misin diye soran. Mail attım sordum, cv'yle  beraber, görüşmeyi de o yapacakmış. Tabii iş iştir ama ne bileyim en  azından abuk subuk sorulara maruz kalmam. Beni tanıyor, bütün orta okul  lise hayatımız beraber geçti. Bir de içimde iyi bir his var. Görüşme  kıyafetim de hazır geçen seferden. Bir de olur da cevap çıkmazsa telefon  açıp sorabileceğim kadar yakın.&lt;br /&gt;Sanki hayatım yeni bir dönemece  girmiş gibi. Düzenli bir işim olmasını çok istiyorum günlük. Hazırım  artık buna. Eskiden değildim. Bir plazada çalışmak bana mezara girmekle  eşti. Şimdi öyle değil. Mesai verebilirim. Neyse en sonunda olacak yani.  O da yoluna girecek. Çok sürünmesem sadece...&lt;br /&gt;Yekta Kopan bitti,  Murakami'ye başladım. Daha iki sayfasını okudum. Ama biraz bozuldum  orijinalinden değil de fransızcasından çevirmişler. Böyle edebiyat mı  olur? Çevirinin çevirisi. İlerleyen günlerde bu kitapla da ilgili  yorumlarımı yaparım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3949693279166857472?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3949693279166857472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3949693279166857472' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3949693279166857472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3949693279166857472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/kolay-m-kolay-zor-mu.html' title='Kolay mı kolay? Zor mu?'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8547795967114590463</id><published>2011-03-07T23:52:00.002+02:00</published><updated>2011-03-07T23:52:52.670+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Herşeye zamanın yettiği gün.</title><content type='html'>Bugün neler yaptım neler. Çarşafları değiştirdim, askıdakileri katlayıp dolaba kaldırdım, sonra kirlileri yıkayıp astım, bulaşık makinesinin temizlerini yerine kaldırdım,  evi temizledim, banyoyu da elden geçirdim, kariyer.net'te iş aradım, on  numara oynadım, altı tutturdum (bu çok taze haber oldu bak), iğnemi  oldum, bir ara dışarı çıkıp anasonlu kurabiye ve susamlı simit aldım,  mutfağı topladım, öğlende iki buçuk saat kestirdim, yazı kağıtlarımı  bile elime alabildim. Birazdan &lt;strong&gt;Yekta Kopan&lt;/strong&gt;'ın &lt;em&gt;Bir de baktım yoksun&lt;/em&gt; kitabının son öyküsünü okuyacağım. Sıra Murakami'ye gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bu sabah 6.30'da kalktım. Tamam kalkana kadar 7.00 oldu.  Ama kalktım. Kendim de zor inandım bunu başardığıma. Ama yatmadan evvel  saat sabahın ikisiydi, fazla uyumaktan kurtulmanın çarelerini anlatan  bir yazı inceledim. Sabahın iki buçuğunu geçiyordu yattığımda fakat  söylediğim saate saati kurdum ve kalktım. Bilinçlenme çok süper bir şey.  Her derde deva. Bir de para konusunda bilinçlendirecek yazılar bulsam  başka bir derdim kalmayacak. Yarın da umarım kalkabilirim. Ah az kalsın  unutuyordum, sabah bir de laptop alıyordum kendime, turkcell'in çok  süper kampanyası var söylemesi ayıp, kredi kartımın limiti yetmedi  alışverişe, hat filan alınmış evraklar imzalanmışken her şey iptal oldu.  Kös kös eve döndüm. Banka'ya telefon açtık limiti yükseltsinler diye  ama işlem 3-5 gün sürermiş. Bir kaç güne laptop gelir, o zaman bu  emektar pc'yi ne yaparım bilmiyorum. Annemlere verebilirim, çoktandır  internet diye sayıklıyor, ama ona verirsem başıma gelecekleri biliyorum,  dakika başı beni yanına çağıracak, yok bilgisayar bilmem ne oldu gel  bir bak diye. &lt;br /&gt;İki gündür sanırım, çok emin olmamakla beraber, M.  aklıma günün ortasında küt diye geliveriyor. Gelmesi de şu: "aaa artık  ben onu düşünmüyorum!". Sabah kalktığımda çayımda, akşam yattığımda  aklımda değil artık. Hatta bu sabah, kahvaltı ederken televizyonda Fado  müziğine benzettiğim bir şarkı dinledim. "Fado dinledim" demişti, en son  Portekiz gezisinden dönüşünde. Ve ben kahrolmuştum onu beraber  dinlemedik diye. O güzelliği onunla paylaşamadım diye. Ve  paylaşamadığımız onca diğer güzellikler için de kahroluyordum bir  yandan. Hayatın onsuz akıp gitmesine içim kanıyordu. Bu sabah Fado  sadece Fado'ydu benim için.(şu son cümleden güzel bir roman ya da öykü  girişi olabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat standardımı yüzde ikibin etkileyen iki olay. Sabah erken  kalkabilmek ve M.'ı geride bırakabilmek. Geriye sadece iş bulup hayatımı  kazanmak kalıyor. Ha evet bir de sevgili edinsem iyi olabilir ama şu an  bana uzak bu ihtimal. K. bir kaç gündür aramıyor. Ve özlemiyorum onu.  Arasa bile nefret ettiğim bir hareket olmasına rağmen telefonu  açmayabilirim. Zevk almıyorum onunla konuşmaktan. Bana bir şey katmıyor.  Neyse sevgili konusunda bir acelem yok.&lt;br /&gt;Bugünden temizlik  işlerini hallettiğime göre yarın yürüyüşe çıkabilirim. Her yerde kar  beklentisi. Yarın yazıda da güzel şeyler ortaya çıkarmak isterim. Şık olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8547795967114590463?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8547795967114590463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8547795967114590463' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8547795967114590463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8547795967114590463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/herseye-zamann-yettigi-gun.html' title='Herşeye zamanın yettiği gün.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2121451524985714255</id><published>2011-03-04T20:54:00.000+02:00</published><updated>2011-03-04T20:54:15.374+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenilik'/><title type='text'>Yeni şubemiz hizmetinize sunulmuştur.</title><content type='html'>Neredeyse mitoz bölünmeyle ikiye katlandı bu blog sevgili okurum. Wordpress'te&amp;nbsp; şube açtık. Buradan görüntüleyemeyen wordpress'te nerdeyse aynısını bulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yazarneyazarneyazamaz.wordpress.com/"&gt;http://yazarneyazarneyazamaz.wordpress.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her postu eşzamanlı olarak iki kere yayınlayacağım hem bloggerda hem wordpress'te.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2121451524985714255?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2121451524985714255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2121451524985714255' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2121451524985714255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2121451524985714255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/yeni-subemiz-hizmetinize-sunulmustur.html' title='Yeni şubemiz hizmetinize sunulmuştur.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2759297208966806688</id><published>2011-03-04T02:22:00.000+02:00</published><updated>2011-03-04T02:22:03.575+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Süpersonik teknolojik tanrıça.</title><content type='html'>Şu an kendimi süpersonik teknolojik bir tanrıça gibi hissediyorum. Neymiş deseniz kendi başıma DNS ayarlarımı değiştirdim ve mağdur pozisyonundan bir anda densizlere nanik yapma şekline geçtim. İtiraf ediyorum çok eğlenceli. Nanik! Al sana. Belki hala duymamış olanlarınız vardır, blogspot türkiye'de yasaklandı. Konu budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce v-tunnel'den Leylak dalı'nın blogunu okudum. Orada önümde iki seçenek olduğunu gördüm. DNS ayarlarımı değiştirmek veya blogumu başka bir blog servisine taşımak. Mesela Murat Gülsoy toptan kendi blogunu wordpress'e taşımış. Ben de wordpress'de bu blogun devamını açmayı düşünüyorum, sonrasında geri gelmek üzere. Veya değil. Blog nasıl dışa aktarılır onu da bilmek isterdim. Aslında beş dakika önce kaderime boyun eğip artık bu blog macerasına son vermeyi de düşündüm sevgili okurum. Hatta sessiz sedasız wordpress'te sıfırdan başka bir blog açmayı. Ama zaman kararsızlık zamanı. Hiç bir konuda karar veremiyorum. Ya da en sonunda bir karar verir gibi olduğumda kararımdan geri dönüyorum. O yüzden oturup bu postu yazmak istedim. Kafamı bozan bir konu var. İzleyicilerim ne olacak. Ben her gün buraya gelip izleyici sayım artmış mı diye bakıyordum. Onların her biri çok kıymetli benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir karar verdiğimde tekrar buradan anons edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat benim bile becerebildiğim bir numarayı korsan maç izlemeye niyetli bir adam haydi haydi becerir, yasaklarla sadece antipati kazanıyorsunuz digitürk yetkilileri diye söylemek istiyorum. Blogspot'un 4 ila 10 milyon kullanıcısı varmış Türkiye'de. Bunlar toplumun okur yazar kesimi. Cüneyt Özdemir'le digitürk'ün avukatının yaptığı programı izledim. Yanlış yaptınız sayın avukat. Artık daha çok insan korsan yayından haberdar ayrıca da o 4 ila 10 milyon kullanıcının gözünde tu-kaka oldunuz. Kaç para kar ettiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2759297208966806688?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2759297208966806688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2759297208966806688' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2759297208966806688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2759297208966806688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/03/supersonik-teknolojik-tanrca.html' title='Süpersonik teknolojik tanrıça.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-273506699983415119</id><published>2011-02-27T02:03:00.000+02:00</published><updated>2011-02-27T02:03:25.357+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Okumalar, yazmalar,oynamalar,sevmelere dair.</title><content type='html'>Kaç gündür yoktum ortalıklarda. Gerçi geçenlerde zehir zemberek bir post yazdım ama draft'ta bıraktım. Çok karamsardı. Ağlamaktı. İstemedim ortalık yerde. Bir sürü konu birikti. Madde madde mi yazsam? Toparlayabilecek miyim?&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Görüşmeden yanıt geldi. Olumsuz. Artık yeni trend olumsuzu da söylemek. Çok şükür.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Geçenlerde gene silkelenip yazı masasının başına oturdum. Biraz yazdım. Sonra eskiden yazıp yarım bıraktığım bir romana son olabilecek bir bölüm buldum günlüklerimin sayfasının arasından. Cuk oturdu. O romanın da sadece giriş bölümü ve orta bölümü vardı. Şimdi bir sonu da var. Ona mı asılsam? Bilemiyorum ki çok dağıldım.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;i&gt;Yekta Kopan&lt;/i&gt;'ın &lt;b&gt;Bir de Baktım Yoksun&lt;/b&gt; adlı öykü kitabını aldım. Açık söyleyeyim önyargıyla elime almıştım. Program sunucusundan öykü yazarı mı olur diyordum. Halbuki şimdi bitmesin diye ekonomik okuyorum. Çok beğendim. Gerçi üçüncü öyküsü-Kırmızı- sonu tam bağlanmamış hissi bıraktı-ama Portobello 22 tam ağzıma layıktı. O bitince &lt;i&gt;Murakami&lt;/i&gt;'ye geçicem. İkisini beraber aldım. Önceliği &lt;i&gt;Kopan&lt;/i&gt;'a verdim. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;K. diye biri girdi hayatıma. Daha birbirimizi görmedik. Sadece kamerayla. Ve telefondan. Çünkü bir yerden diğerine gitmesini kısıtlayan geçici bir rahatsızlığı var ve ailesiyle yaşıyor. O yüzden ona gidemiyorum o da bana gelemiyor.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;M.'nin resmini masanın üzerindeki çerçeveden çıkardım. Yukarıdaki maddeyle buraya kadar okuduğunda artık M.'yi geride bıraktığımı düşünebilirsin sevgili okurum, oysa ben bugün ne yaptım? M.'nin katıldığı bir televizyon programının videosunu youtube'dan izledim, onun hafif tebessüm ettiği bir kareyi dondurdum, printscreen yapıp paint'e yapıştırdım ve onu da kesip biçip, farklı kaydedip onun yeni bir resmini elde ettim. Bu tuhaf operasyon sonrasında rahatsız edici bir sapıkmışım hissi musallat oldu ruhuma. Sapık mıyım sence? Değilim de mi? Değilim. Sadece kadınım. Buraya yapıştırırmışım. Aha. Uçan tekmeyle karşılar beni herhalde. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sayısal oynadım büyük bir hevesle. Lakin çıkmadı. Çıkan numaralar 6,14,19, 21,32,35. Benim oynadıklarım, 7,15,18,27,34,41. Dört numarada bir alt bir üst. Üffff. Neyse artık hepsini oynayacağım. Bütün şans oyunlarını iki günde bir. Çıksa çok güzel olur be günlük. Ama her oynayan böyle diyordur. Gene en az ihtimal veren benim kesin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Saat ikiye geliyor. Ben artık yatsam. Makyajımı da silicem daha. Kombiyi azaltıcam. Pijamalarımı giyinicem. M.'ı düşünücem. Ah be M.! Nerdendi tanıdım seni?&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i&gt;Sana nerden gönül verdim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ah keşke vermez olaydım&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Seni nerden gördüm sevdim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sevmez olaydım.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-273506699983415119?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/273506699983415119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=273506699983415119' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/273506699983415119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/273506699983415119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/02/okumalar-yazmalaroynamalarsevmelere.html' title='Okumalar, yazmalar,oynamalar,sevmelere dair.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-1345052470400554154</id><published>2011-02-17T23:28:00.000+02:00</published><updated>2011-02-17T23:28:23.475+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Heyecanlar, rüyalar vesaire.</title><content type='html'>Dün Trivial Pursuit partisi yolundayken, yani tam vapurdan çıkarken telefonum çaldı. Sadece "İnsan Kaynakları" dediğini duyabildim. Kalbim zıpladı. İnanamadım. Sakin bir köşe bulup konuştum. Ertesi günü sabah saat 11,00'de iş görüşmesine çağırıyorlardı. Sanki bana "sana piyango çıktı" demişler gibi sevindim. Hoplaya zıplaya kardeşimin evine doğru yollandım. Onlar da çocuğu okuldan almışlar, yolda karşılaştık tesadüfen. O da ikinci sürpriz oldu. Çocuk demiş ki "teyzemle beraber beni okuldan almaya geldiğinde çok seviniyorum anne" demiş. Biz de bugün ayarlamaya çalışmıştık vapur saatlerini, uymamıştı. Yolda karşılaşınca sarıldık, öpüştük, sevindik. Sonra benim iş görüşmesi kıyafetim yoktu. Evlerine gitmeden onları ayarladım. Pantalon al, çarçabuk paçayı yaptır, bluz bul. Bedeni uymaz. Çık bir üst bedene bak filan. Izdırap benim için. Hiç sevmem alışverişi. Neyse hallettim. İçim rahatladı. Avrupa tarafında olsaydım daha zordu görüşme kıyafeti ayarlaması. O da bir şans.&lt;br /&gt;Kardeşimin evine gelince, bilgisayardan iş başvurularıma baktım. Tam sekiz gündür düzenli olarak her gün cv gönderiyormuşum. Daha bir ay&amp;nbsp; gönderirim iş görüşmelerine çağırılmadan sanıyordum. Ama öyle olmadı.&lt;br /&gt;Bu sabah saati 8,00'e kurmuştum. İyi ki kaç gündür erken kalkma talimi yapıyormuşum yoksa çok zorlanacaktım. Misal cep telefonu sağımda kaldığında daha etkileyici oluyor alarm sesi. Diğer türlü duyamayabiliyorum.&lt;br /&gt;Hazırlığım tamdı ama görüşme iyi geçmedi bana sorarsanız. Sorulara verdiğim cevaplar karşıdan bakınca tatminkar değildi. Sorular da garipti. Moralim bozuk çıktım mis gibi girdiğim görüşmeden. Günün geri kalanı nasıl moralimi düzeltirim diye düşünerek geçti. Eve geldim. Sağa sola haber verdim. Sonra acıkmıştım. Öğle yemeği yedim. Saat 16,00'da uyku bastırdı. Gece heyecandan zor uyumuştum. Beş saatlik uykuyla duruyormuşum. Yattım. Yatış o yatış. Saat 21,30'a kadar uyumuşum. Acaip rüyalar gödüm. Rüyamda kaslı adamlar sörf yapıyorlardı, fotoğraf çekiyormuşum, artistik fotoğraflar silüetler filan. Bir de Lyon'daki hocamı gördüm, çok etkileyiciydi. Çok canlı bir rüyaydı. Şu sıralar rüyalarda festival var zaten. Geçenlerde de Obama'ları kabul ettim. Çips ikram ediyordum onlara. Kardeşimle enişteme anlattığımda çok dalga geçtiler. "Türkiye'de çok samimi karşılandık" diye demeç veriyormuş Obama'lar dediler. Amaaan. Öyle işte. Bugünün damgasını görüşme vurdu. İyidir iyi. Lazımdı bünyeye. Daha başka güzel haberli postlarda buluşuncaya kadar hoşça kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-1345052470400554154?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/1345052470400554154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=1345052470400554154' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1345052470400554154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1345052470400554154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/02/heyecanlar-ruyalar-vesaire.html' title='Heyecanlar, rüyalar vesaire.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-4816928147436516300</id><published>2011-02-15T00:39:00.000+02:00</published><updated>2011-02-15T00:39:27.413+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Sakin bir gece.</title><content type='html'>İnternette bir &lt;a href="http://www.lifehack.org/articles/lifestyle/5-steps-to-a-calmer-evening.html"&gt;makalede &lt;/a&gt;bulduğum sakin bir gece için yapılması gerekenleri uyguladım. Büyük ışıkları kapattım, küçükleri yaktım, ve mumları. Hafif bir müzik internetten, smooth jazz. Televizyonu kapattım. Az önce biraz örgü ördüm neskafemi yudumlarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde enerjimin çoğunu erken kalkmaya çalışıp, cv göndermeye harcıyorum. Erken kalkma konusunda gün aşırı başarılı oluyorum. Benim için memnuniyet verici. CV.'lerden daha görüşme talebi gelmedi. Ama artık "mış" gibi yapmıyorum iş arama konusunda en azından, asılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir kitabı bitirdim. Alain de Botton &lt;u&gt;&lt;b&gt;Görmek ve Fark etmek&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;. Güzeldi. Keyifliydi. Tavsiye ederim.&lt;br /&gt;İki tane de film izledim evde DVD'de. Birincisini vizyondayken kaçırmıştım. &lt;u&gt;&lt;b&gt;Başka dilde aşk&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;. Çok beğenerek ve keyifle izledim. Bir de evde film izleme alışkanlığım yok benim. Filmde kahve içiyorlar mesela canım çekti. Hiç ekstra masrafa girmeden, filmi durdurup kendine kahve hazırlayabiliyorsun evdeyken, ve kaldığın yerden izlemeye devam ediyorsun. O kadar hoşuma gitti ki.&lt;br /&gt;İkinci film, film ekimi'nde gelmişti de 3 saat kuyruk beklemeyi göze alamayıp eve geri dönmüştüm. Sonra da vizyona gelince bir gün farkla kaçırmıştım." &lt;u&gt;&lt;b&gt;Amcam önceki hayatlarını hatırlıyor&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;" Cannes'da geçen sene altın palmiye'yi kapmış. Eğer film ekimi'nde sabredip de biletini alsaymışım ağlarmışım sinirden bunun için mi heba ettim saatlerimi kuyruklarda ayakta diye. Kötü demiyim ama kimseye tavsiye edilecek bir film değil. Acaip bir şey. Hayat kadar garip geldi bana. Gene de görmeseydim bir şey kaçırdığımı zannedip üzülecektim. Sonuna kadar izledim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir grup insanla tanıştım. Bir çoğu yabancı. Starbucks'ta buluştuk, bir jazz bar'a göz attık saat çok erkendi kalmadık, boştu, çin lokantasında karnımızı doyurduk, nevizade'de de geceyi bitirdik. İngilizce konuştular hep, yorucuydu bazen ama hoştu. İki hafta sonra karaoke bar'da buluşacağız bu sefer. Kafayı dağıtmak için birebir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte. Birazdan gidip yatarım. Smooth jazz çok güzel müzik ya. Albümleri var mıdır? Kesin vardır. Radyonun altında çıkan yazıları not alıyım ben.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-4816928147436516300?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/4816928147436516300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=4816928147436516300' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4816928147436516300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4816928147436516300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/02/sakin-bir-gece.html' title='Sakin bir gece.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-4118798697458251409</id><published>2011-02-09T20:29:00.001+02:00</published><updated>2011-02-09T20:31:27.542+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Erken kalkmak ve başarmak üzerine.</title><content type='html'>İki gündür erken kalkabiliyorum. Erken dediğim tabii göreceli bir kavram. Dün saat 10,00'da yan binadaki işçilerin gürültüsüne uyandım. Hadi dedim kalk. Hadi kalk. Kalk. Belki elli kere demişimdir kendime kalk diye. Bir şeyi elli kere söylersen olurmuş ya. Kalktım hakikaten. Şaka bir yana o kadar sevindim ki bu işe. Çok zor oldu ama oldu mu? Oldu. Hemen çay koydum. İlk iş. Sonra çay demlenirken duşa girdim. Duştan misler gibi çıktığımda çayım demli hazırdı. Sanki başkası demlemiş gibi oluyor bu sırayla yaptığımda çok iyi oluyor. Zaten bu sabah da duşa girsem mi, altıma yumuşacık eşofman mı giysem yoksa kot pantolonu mu çeksem gibi anlamsız yatakta kalma süresini uzatıcı, dolayısıyla da tekrar uyuya kalma riskini arttırıcı sorgulamalara geçtiğimi farkettiğimde kalk dedim hemen kendime. Hadi kalk hemen çay koy. Bu sefer elli kere söylememe gerek kalmadı. Çünkü çay sabit değer. Her sabah yapılır. Sorgulama beynimin bana oynadığı bir oyalama taktiği olmasın sakın? Başka bir deyişle ve deyim yerindeyse-ki bence yerinde- uyutma taktiği. Lennnnnn!!!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse yarın sabah da öyle yapıcam ben o zaman. Kalkıp gözümü açar açmaz önce göz kaslarımı çalıştırıcam: yukarı-aşağı- sağ- sol- kırpmadan-kapamadan. Sonra çay koyucam. Üç gün üst üste aynı saatte uyanırsam yer yapabilir. Yedi günde alışırım. On'da kalkmak üzerine bu kadar laf üretiyorum ama boşuna değil. Bana günde dört saat kazandırıyor. Yoksa saat 2'de uyanıyorum. Hatta 4'te kalktığım bile oldu. Perdeleri açıyordum iki saat sonra kapatıyordum. Rezalet. Moral göçtürücü. Şimdi yani bu sabah itibariyle uyguladığım taktik ( yan binadaki işçiler aynı saatte gürültü yapmazlar diye) iki alarm kurdum. Birisi 9,30 birisi 10,00. Hatta üçüncü bir yedek alarm da 11,30. Tamam bu kadar erken kalkma muhabbeti yeter bir posta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bahsetmek istediğim bir konu var. Hani geçenlerde moralim bozuktu da kişisel gelişim kitabına sarmıştım ya. Orada bir formül var o kafamda dönüp duruyor. Misal bu erken kalkma şeysine de uyguladım onu. Ama başarmak istediğiniz her şeye uygulayabilirsiniz. Genel bir formül ve mantıklı. "Amaaan bunu herkes bilir" gibi gelebilir ilk başta ama tek tek sabırla ve ciddiyetle uyguladığınızda ciddi geri dönüşü oluyor insana. Dur gidip kitaptan bakiyim eksiksiz olsun: başarının formulü. Başarmak istediğiniz her ne olursa olsun. Sabah erken kalkmak, roman yazmak, iş bulmak. Ne olursa.&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Açık şekilde gerçekleştirmek istediğiniz şeye karar vermek.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İşe koyulmaya hazır olmak.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;(Bu çok önemli bir madde) Eylemlerinizin sizi amacınıza yaklaştırdığını veya uzaklaştırdığını tespit etmek.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;(Bu da çok önemli) İstediğiniz sonucu elde edene kadar probleme &lt;b&gt;yaklaşımınızı &lt;/b&gt;değiştirmek.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;Eğer herhangi bir konuda başarılı olamıyorsanız bu dört etaptan birinde bir hata yapıyorsunuz demektir. Çok analitik oldu ama böyle o kadar kolaylaşıyor ki herşey. Mesela döne döne aynı şeyleri yapıp, olumlu sonuç alamayıp tekrar denemenin bir alemi yok.&amp;nbsp; Ki insan dalıp gider günlük hayhuyda farkına bile varmaz sürekli duvara çarptığının. "Probleme yaklaşımını değiştirmek" de esaslı bir kavram. Probleme bakış açın çözüm yollarını da belirleyebiliyor çünkü. Buna bizim felsefeci problematize etmek derdi. Sorunsal çıkarmak. Keşke daha güzel anlatsaymış zamanında. Ben sonradan anladım ne olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela iş arama problemi üzerinde çalışmam gereken şeyler var. Şu erken kalktığım zamanlarda fazla saatleri düzgün cv yollamak ve iş avına çıkmak için de kullandım ama bir derin seviyede halledilmesi gereken başka şeyler var. Kariyer değişikliğine gitmeli miyim yoksa gitmemeli miyim? Kırk yaşında kariyer değiştirmek hiç tecrübesi olmadığı bir alanda çalışmaya başlamak akıllıca mı? Psikoloji'ye veda etmeye hazır mıyım? Bir yandan fazla dağıldım. Yazı yazmak istiyorum. Müzik bestelemeyi öğrenmek istiyorum. Ama doğru dürüst para da kazanmak istiyorum. Bu akşam mind mapping yapayım biraz. Kafamı toparlayıp sağlıklı kararlar alabilmek için. Buna hazır hissediyorum kendimi. Hava da ne güzeldi bugün. On gün sonra havaya birinci cemre düşüyor. Bahar kapıda. Dün canım yeşil erik çekti. Böyle işte günlük.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-4118798697458251409?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/4118798697458251409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=4118798697458251409' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4118798697458251409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4118798697458251409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/02/iki-gundur-erken-kalkabiliyorum.html' title='Erken kalkmak ve başarmak üzerine.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-5792145336374051520</id><published>2011-02-06T19:08:00.002+02:00</published><updated>2011-02-06T19:16:54.893+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Küçük keşiflerden keyif almak.</title><content type='html'>Bugün iki küçük fakat önemli şey keşfettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi french press'te şahane ıhlamur hazırlandığı. Toz tarçını da filtreler mi acaba? Çay da hazırlanır eğer istenirse. Onu daha denemedim. Demlikte hazırlamaya üşeniyorsanız bir iki bardak çay için french press tanrının bir lütfu. Aslında medeniyetin. Neyse işte. Çok hoşuma gitti. Birazdan dışarı çıkıp market alışverişine gittiğimde tomurcuk'un earl grey'ini de alacağım kasa yolunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli keşfim yazı ile ilgili. Şimdi ben çok duygusalım ya. Herkesi bir şiddetinde etkileyen bir olay bende depremler yaratıyor ya. Ben işte hep bu depremleri yansıtmaya çalışıyordum yazılarıma. Ama olmuyordu. Kısa öykü tekniği&amp;nbsp; ile ilgili bir yazıda şunu buldum, ve birden uyandım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.51cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Drawing on real-life experiences, such as winning the big game, bouncing back after an illness or injury, or dealing with the death of a loved one, are attractive choices for students who are looking for a "personal essay" topic. But simply describing powerful emotional experiences ("She would never forget the wonderful feeling..."&amp;nbsp; "He was more furious than he had ever been...") is not the same thing as &lt;b&gt;generating emotional responses in the reader&lt;/b&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;a href="http://jerz.setonhill.edu/writing/creative/shortstory/ideas.htm"&gt;Short Stories: Developing Ideas for Short Fiction&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani önemli olan benim hangi olay karşısında ne hissettiğim değil. Okura neler hissettirdiklerim. Varsa yoksa okurun tepkisi. Yazının okurdaki etkisi. Tabii bu kadar majör bir duruş farklılığını lüp diye bir saniyede benimsedim dersem inanma sevgili okurum. Daha demlenmesi lazım. Beynimdeki nöronlarımın arasında yeni bağlantılar oluşması lazım. Bu da zaman demek. Ayrıca bu şekilde düşünerek kenarda köşede öykü tohumlarının birikmesi lazım. Ama yine de bugün oturdum mesela iki saatimi ayırdım yazmaya. Yeni bir konu da buldum. Biraz hazırlayabildim, etrafında döndüm konunun ama bitiremedim. Bitirmem gerekmiyor ki zaten. Bir kısa öyküye bir hafta veriyorum kendime. Pazar günü ise başlangıç için haftanın en ideal günü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani anlayacağınız bu Pazar erken kalktım, nispeten, 11,45. Kahvaltımı ettim. Makinedeki çamaşırlar yıkanırken kendime ıhlamur hazırlayıp, öykümün üzerine çalıştım. Şimdi dışarı alışverişe çıkacağım. Belki DVD'ciye kadar uzarım. O. Henry pek sarmadı. Yani tamam profesyonelce yazılmış ama ben bu hikayeleri okumuşum eskiden, hepsinin sonunu daha başından hatırlıyorum. Neyse nette birçok kısa öykü var. Umarım Sait Faik de böyle naftalin kokmaz burnuma. Onu hiç okumadım ama. Fransa'daki kütüphane burada olacaktı ah! Gerçi bu kadar senede içinde okunmamış kitap bırakmazdım ya. Psikoloji bölümündekileri o zamandan halletmiştim. DVD'ci iyidir. Amcam önceki hayatlarını hatırlıyor diye bir festival filmi vardı kaçırdığım ona bakarım. Bir de başka dilde aşk. O ikisini alırım. Mısır da patlatıp kucağıma alırım. Oh değmeyin keyfime.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-5792145336374051520?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/5792145336374051520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=5792145336374051520' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5792145336374051520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5792145336374051520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/02/kucuk-kesiflerden-keyif-almak.html' title='Küçük keşiflerden keyif almak.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2196011749075835710</id><published>2011-02-03T23:10:00.001+02:00</published><updated>2011-02-03T23:11:17.308+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='proje'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Çalışmak ve çalışıyormuş gibi yapmak üzerine...</title><content type='html'>Adamakıllı çalışmak vardır. Bir de çalışıyormuş gibi yapıp kendini kandırmak. Ben bu ikincisini malesef çok yaptım. Tıp'ta iki sene boyunca mesela kendimi kandırdım. Oturup günde on üç saat sayıları ve bilgileri ezberliyordum ezberlemesine ama kendimi gerçekten vermeden. Karşıdan bakan evet bu kız deli gibi çalışıyor derdi. Ama bir de kazanmak için çalışmak var. Amacına kilitlenerek. İkisinin arasındaki çok ince bir çizgi. Mesai doldurmak için memur gibi çalışmak ve işin sahibi gibi canını dişine takarak çalışmak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıp'tan şutlanınca anladım kendimi kandırdığımı. İş işten geçmişti ama. Sonra psikoloji'ye geçiş yaptım. İlk sene sınavsız dersler vardı. Katılmak bile mecburi değildi. Yoklaması da yoktu. İkinci ve üçüncü sene de bir şekilde dersler geçti. Okul hiç bir şey öğretmeden sürekli yüksek beklentilerde bulunuyordu. Dördüncü sınıfa herkes gibi zil zurna cahil girdim klinik açıdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Dördüncü seneye başladığınızda bazı öğrencilerin klinik bilgilerinde acaip bir seviye farkı gözlemleyebilirdiniz. Dördüncü sene bir yılda bitirilmesi imkansız gibiydi dolayısıyla bu öğrencilerin kıdemine verdim en başta bu üstün durumlarını. Hiç duymadığımız düşünürlerin ince kavramlarını ellerinde top gibi çeviriyorlardı. Aramızda bir uçurum vardı. Dördüncü senelerin toplam mevcudu bin kişiyse, her sınıfa bunlardan iki üç tane düşüyordu. Asıl merak edilen soru şuydu: bunlar nereden çıkıyordu? Ben de onlar gibi olacak mıydım? Profesyonel psikologlardan daha ehliydi duruşları. İlk önce sadece aramızdaki farkı tespit etmekle yetindim. Onlar bu seviyeye gelmişse ben de elbet gelecektim bir gün. Panik yapmaya gerek yoktu. Fakat okul hiç bir şey vermemeye devam ediyordu. Evet herkes bize kişisel çalışmanın öneminden bahsediyordu ama...Tınmıyordum. Ödevleri yapıyordum, derslere giriyordum, arada da vakalar okuyordum işte kendimce. Gerekeni yapıyordum. Fakat sonra başka bir şey oldu. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra benimle aynı seviyede başlayan bir öğrencinin seviye atladığına şahit oldum. Sessizce olmuştu bu. Suskun suskun derslere devam ederken, ileri seviye kavramları hakim olarak ağzına almaya başlamıştı bir gün.Yüzüne başka bir ciddiyet gelmişti. O şaşkın ördek duruşundan eser yoktu. Bir şey olmuştu ona. Sonra bir kişi daha. Ve başka bir sınıfta başka bir kişi. Bense yerimde sayıyordum. Kıdemle alakası yoktu bu değişimin. Ve ben böyle devam edersem geride kalacaktım. Ve bir gün, bana da oldu bu "şey". Boğayı boynuzlarından yakalamak diye bir laf vardır fransızcada. Türkçeye kolları sıvamak diye çevrilebilir ama hafif kalır. İşe koyuldum. Çünkü anladım. Üniversite bana vermeyecekti bu seviyeyi, ben kendimi taşıyacaktım. Çalışıyormuş gibi yapmaktan, gerekeni yapmakla yetinmekten vazgeçip, ciddi anlamda öğrenmeye çalışmam gerekiyordu. Okuyarak olacaktı. Kavram kavram inceledim. En baştakilerden başlayarak. Kastrasyon, özdeşleşme hepsi sıradan geçti. Defterler açtım, notlar tuttum. Okuma fişleri hazırladım. Kütüphanelere taşındım. Ve bir kaç ay sonra meyveleri toplamaya başladım. Olmuştu. Ben de o yüksek seviyeye geçmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar nerden aklıma geldi. Kunegond'un "Yazar kimliğine bürünmeli mi?" yazısından. O da işte bir üst seviyeye geçti benim gözümde yazı konusunda. Heyecanlanıyorum onun başarılarına. Çünkü meşale gibi yolu aydınlatıyor. Ben o üstün seviyeli öğrencileri gözümle görmesem imkan yok harekete geçmeyecektim. Onda o kararlılığı görüyorum (nazarlar değmesin). Bense yazarmışım gibi yapıyorum hala. Ve başka bir konuda da "mış" gibi yapıyorum: iş arama konusunda. Yarı pasif bir haldeyim. Gereği olsun diye cv'leri gönderdim mesela. Böyle - mıy mıy - dolanıyorum ortalıkta. "Sabah" yataktan kalkıp kahvaltıyı bitirmem öğleden sonra beşi buluyor. Silkelenmem ve hedefe kilitlenmem gerek. Biliyorum o berbat okuldan mezun olabildiysem, hem de dereceyle, yazarlığı da kotarırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2196011749075835710?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2196011749075835710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2196011749075835710' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2196011749075835710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2196011749075835710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/02/calsmak-ve-calsyormus-gibi-yapmak.html' title='Çalışmak ve çalışıyormuş gibi yapmak üzerine...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-4411793066324298917</id><published>2011-02-02T23:16:00.000+02:00</published><updated>2011-02-02T23:16:16.535+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Bunalım munalım.</title><content type='html'>Akşam yemeğinin üzerine çay demledim. Şu an masanın üzerinde. Yanına peynirli doritos. Atıştırmalık. Bugün gene geç kalktım. Anormal geç. Sonra temizlik yaptım. Biraz kişisel gelişim kitabı okudum beni motive etsin diye. Bulaşık makinesini boşalttım. Kirlileri koydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen akşam internetten birisiyle tanıştım. Tatlı tatlı sohbet ettik. Doyamadık sabahladık. Bir kaç ortak tanıdık bile çıktı. Arkadaşlığımız ilerlerse annemden ermeni yemeklerini öğrenmek istediğini söyledi. Eyvallah. Her şey iyi gibiydi. Hadi artık yatalım yarın konuşuruz dedik. Saat sabahın beşine geliyordu.Yarın online olduğunda bana mesaj at dedim. Beni aramış ben uyurken. Mesajlaştık bir iki sms. Akşam yemeğini dışarıda misafiriyle yemek zorundaymış. Sonra ben nasıl olduysa aşka gelip kendime sofistike bir yemek yapayım bu akşam dedim. Öğrenciyken hazır dondurulmuşu vardı Bordeaux usulü balık. Ton balığını bile sevmeyen ben bordo usulü balığa bayılırdım. Nette tarifini bulmuştum. Alışverişe çıktım malzemeleri bulmak için. Dondurulmuş hazır löp balık aradım civarda bulamayınca somon aldım bir dilim. Beyaz şarap, maydanoz, limon. Galeta tozum soğan ve sarmısak vardı zaten. Bir de üzerinden iyi gider diye tulumba tatlısı. Saat geç olmuştu. Üşenmedim. Soğanları maydanozu sarmısağı doğradım. Tavada kızarttım. Beyaz şarabı ekledim. Falan filan. Hazırlayıp fırına verdim yirmi dakika. Pilav vardı yanına. Saat onda yemeğe oturacakken mesaj geldi. Eve yeni geldim bir saat sonra online olurum diye. İyi dedim ben de yeni yemeğe oturuyorum. Yemek yirmi dakikada bitti. Zamanı doldurmak için televizyona canlı para'ya takıldım. Saat onbir oldu. Online filan değil. Onbiri çeyrek geçiyor. Hala ortalıkta yok. Biraz daha sabredip mesaj attım uyuya mı kaldı bu yoksa diye. İşte problemler çıktı sağa sola telefon etmekle meşgulüm diye bir cevap geldi. Siz ne anlarsınız bilmiyorum ama ben beklemeye devam ettim. Neyse artık saat gece yarısını çokça geçince ümidimi kestim. Gittim yattım. Başka mesaj da atmadım. Doğrudan yattım uyudum. Sabah kalktığımda bir özür mesajı bekliyorum. Yok. Sesi soluğu çıkmıyor. En sonunda kahvaltıdan sonra, temizlikten önce, dayanamadım. Beklettin beni dün gece diye mesaj attım. Annesiyle oğlu tepesindeymiş. Bu gece de iş yemeği varmış. Sanki bu gece gene beklermişim gibi onu. Hani işte problemler vardı sağa sola telefon yağdırıyordun? O kadar salak değilim. Özür bile dilemiyor. Haber verebilirdin dedim. Ben de boş işlerle oyalanacağıma işime bakardım. Bir daha sesi soluğu çıkmadı. Ya küt diye öldü. Ki düşük bir ihtimal ya da öküzün önde gideniymiş. Anlamadım ama ben bu işi. Hayır bir gün önce sen sabahlara kadar konuş, sana kiliseleri gezdireyim filan diye planlar projeler yap, annemlerle tanışmayı tasarla, cemaat beni kabul eder mi diye ince hesaplar yap, ertesi gün, daha yirmidört saat geçmeden, en bayağısından kızı atlat. Böyle işte. Tatsız başladı gün. O yüzden motivasyonumun düşük olması. Kişisel gelişim kitabına kendimi vermem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Temizlik yapmak iyi geldi. Üç haftadır filan yapmamıştım. Ama az kirlenmişti bu sefer. Birazdan çarşafları da değiştiririm. Çamaşırları toplarım. Galiba somondaki omega üçler etkisini gösterdi. Normalde üşenerek yaptığım işleri su gibi yapıyorum. Bir bakiyim şu omega üçler başka nerde varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bloglara göz attım. Kunegond yazarlık yolunda emin adımlarla gidiyor. Girdi yani bir yola. Bu iyi bir şey.&amp;nbsp; Biraz sonra bir önceki yazısını tekrar okurum. Vladimir'den şok edici bir haber aldım. Defne Joy Foster ölmüş. Geçenlerde Bal Sultan'la tiyatro okumasına gittiğimiz gün Beyoğlu'nda kitapçıya girmiştik. O da ordaydı. Gözlüğünü takmıştı rahatsız edilmemek için zaten göz ucuyla görmüştüm sonra kayboldu. O kadar şaşırdım ki. Küçüklükten beri takıntım genç ölmektir benim. Hep hayatı yaşayamadan öleceğimden korkardım. Şimdi bu korkunun sebebini biraz çözdüm ayrıca ömrü de yarıladım geçti o korkum ama genç yaşta ölenler olduğunda çok etkileniyorum.&amp;nbsp; Haberleri açtım. Her tarafta siyaset, Hüsnü Mübarek muhabbeti ya da spor. Kapattım. Keşke televizyon siyaset ve spora verdiği önemi ne bileyim bir bilim dalına verseydi. Fizik, kimya, biyoloji. Onlar da dünyevi gerçekler değil mi? Yoksa ben iflah olmaz bir inek miyim? Hiç de kimse bana inek dememiştir ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teyzemin kızı, geçen cumartesi bir kız çocuk doğurdu. Facebook'ta resimleri var. Aklıma bir arkadaşımın sözü geldi. Bir arkadaşlık sitesinde erkeklere bakıyorduk biraz da matrağına. Matrağına çünkü oluru yok, adamlar amerika'da filan. Demişti ki:"Millet cok cok çocuğunu emzirsin biz burda elin Texas'lısına bakalım..." Bu lafın üzerinden on sene geçmiştir yaklaşık. Durumda bir değişiklik yok. Sadece bütün karşılaştırmaların yalan olduğunu biliyorum. Kimsenin hayatı düz bir çizgide gitmiyor. Evli olmakla iş bitseydi çok kolay olurdu her şey. Benim acilen para kazanmam lazım. Şu anda çok şeyi bloke eden konu bu. Yazıyla ilişkimi de donduruyor. Bir çare bulmam lazım. İşi bulduğumda da yazıya zaman ve güç kalmayacak diye bir korkum var. Kırk yaşıma şunun şurasında bir kaç ay kaldı, ve ne doğru dürüst bir kariyerim var, ne de bir yol arkadaşım ne de doğurduğum bir çocuk. Böyle düşünmemeliyim biliyorum. Pozitif yaklaşmalıyım olaylara ama zor. Çok zor.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-4411793066324298917?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/4411793066324298917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=4411793066324298917' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4411793066324298917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4411793066324298917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/02/bunalm-munalm.html' title='Bunalım munalım.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-5971901286783390488</id><published>2011-01-28T23:14:00.000+02:00</published><updated>2011-01-28T23:14:38.567+02:00</updated><title type='text'>Böyle bir gün.</title><content type='html'>Okyanus'un ortasında derme çatma bir salın üzerinde tek kürekle kalmış gibi hissediyorum şu an kendimi. Öylesine yalnız, öylesine kırılgan, öylesine kayıp ve kopuk.&lt;br /&gt;Akşam yemeğini hala yemedim.&lt;br /&gt;Birazdan ısıtırım. Derdim o değil tabii ki.&lt;br /&gt;Çok sıradan bir gün olabilirken bugün kendi içinde farklıydı.&lt;br /&gt;Sabah beklenmedik şekilde erken uyanabildim. Dün uyandığım saatten altı saat erken.&lt;br /&gt;Zorla kaldırdım kendimi&amp;nbsp; kaçırmamak için bu şansı.&lt;br /&gt;Ekmek bitmişti, kreple yaptım kahvaltımı.&lt;br /&gt;Sonra mücadele başladı. Gideyim. Yok yok gitmeyeyim. Kaç gündür debeleniyorum. Bildiğin gibi değil günlük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisini görme fırsatınız olmadan sevdiğinizde bir süre sonra olmayan birini sevmeye kayıyor(muş)sunuz. Kendiniz yaratıyorsunuz o kişiyi. Noktalı yerlerden dolduruyorsunuz. Bir hayaleti sevmek. Böyle rahat söylüyorum ama çok acı bir şey aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kesin kararımı verdim. Gitmeyecektim. Çünkü çok anlamsızdı. Çünkü kendime eziyetti. Çünkü o kalkıp gelseydi. Çünkü ve çünkü. Aşıkken insan ne kadar kesin karar verebilir ki? Sonra uyuya kaldım.Uyandım. En iyisi babama gitmekti. Hem dün doğum günüydü. Hem aklımda ona alabileceğim bir hediye de vardı. Hediyeyi de alıp giderdim. Hem çok yüksek ökçesinden (11,5 cm, evet bence de yuh.) dolayı giyemediğim botları değiştirmeyi denemeliydim. Ayakkabıcı aynı semtteydi. Belki değiştirmeyi kabul ederdi satıcı. Altını temizledim. Sokakta giymedim diye yalan atacaktım. Yerse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eniştem dünkü Trivial Pursuit partisinde bana O. Henry'nin hikayelerinden bahsetmişti ve tavsiye etmişti. Belki yolumun üzerindeki sahafta bulabilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süslenmeden attım dışarı kendimi. Önce babamın hediyesine baktım. Uygun bir şey buldum. Aldım. Sonra bir ara sahafı atladım sandım meğer daha ilerdeymiş. Girdim. O. Henry'i sordum. "Bir tane olacaktı abla" dedi. Buldu. Sevindim. Çıktım dışarı. Yoldan devam edip ayakkabıcıya girdim bu sefer. İçimden en masum hallerimin provasını yapıyorum. Kesin elimde kalacak diye düşünüyorum ama bir yandan da pozitif ol Yazar diyorum kendime. Ne olur değiştirsinler. Giyilecek gibi değil. Dışarda hiç giymedim diye yalan atıyorum. Bir bakiyim diyor. Giyilmiş bunlar diyor. Tamam ama çok az giydim hemen geri döndüm diyorum. :) Yemedi. Ben de hemen indiririm yelkenleri. Bilmemkim baksın diyor. Bilmemkim geliyor. Tamam değiştirelim diyor. Seviniyorum.&lt;br /&gt;Sonra iki adımlık yolda iki ayrı tanıdığa rastlayıp ayaküstü laflayıp artık nihayet annemlere varıyorum. Babam uyuyormuş. Annemle sohbet. Anne M.'a gitmek istiyorum diyorum. "E git bir görsün seni" diyor. "Ama gidersem daha çok özliycem" diyorum. "E gitme o zaman" diyor. "Ama gitmezsem de özlüyorum" diyorum. "Ayhh yeter artık" diyor. Sonra eğlenceli bir şey söylüyormuş gibi, "ne yapacaksın işte seninki de karasevda" diyor. Anne ya, beni bu kadar yüzüstü bırakma. Annesin sen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra babam uyanıyor. Hediyesini veriyorum. Balsamlı aftershave losyon. Traşını yapıyorum. Mis gibi balsamını sürüyorum. Biraz konuşmaya çalışıyorum. Sonra saate bakıyorum. Daha sadece altı buçuk. Altı buçuk olması beni dürtüyor sanki. Kalkıyorum. M. hala aklımda. Artık ayaklarım beni nereye götürürse. Hadi bakalım, aşağıya doğru gitmiş bulunuyorum. Eğer cep telefonum yanımdaysa, haber verip gideceğim. Değilse aynen evime geri dönüyorum ona uğramadan.Çünkü iki ay sonra pat diye haber vermeden gidilmez. Ama haber verilip gidilebilir. Kesin almadım ki ben telefonu dışarı çıkarken. Hep unuturum onu evde zaten. Hiç hatırlamıyorum derken: buldum! Almışım yanıma. Altın bulmuş gibi seviniyorum. Önce cebinden arıyorum kapalı çıkıyor. İşyerinden arıyorum. Çalıyor çalıyor nihayet açılıyor. Es oluyor önce adımı söyleyince. Sonra soyadımı da söylüyorum. Bir şeyler söylüyor. Yakınlardayım uğrayayım mı diyorum. Altı buçuk'taki randevum gecikti beklerim diyor. Çalıyorum kapısını. İçeri buyur ediyor. Çok özlüyorum diyorum. Çok naziksin diyor. Sonra işindeki son gelişmeleri anlatıyor heyecanla. Soluğu kesiliyor heyecandan. Son dakika önemli bir gelişmeyi haber almış. Keyfini soruyorum. Yerinde diyor. Sonra randevusuna geciken kişi kapıyı çalıyor. Ne zamanlama ama. Ve kalkmam gerekiyor. Kapıya kadar geçiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bu kadar. Yılbaşından beri debelenmem, gidicem gitmiycem çekişmesi bütün hepsi bunun içinmiş. Kar yağınca gidecektim ben asıl. Bazı randevular kesin iptal olur diye. Daha çok vaktim olur onunla geçirilecek diye. Ama işte böyle. Onun hayatında işgal ettiğim yeri görüyorum. Yokum ben onda. O'ysa benim masamın üzerindeki çerçevede, sabah çayımın ilk yudumunda, yazmaya çalıştığım aşk romanında, gece yatarken, sabah kalktığımda vesaire vesaire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondaki yokluğum ciğerlerimde, beynimde vücudumun tüm boşluklarında yankılanıyor sanki acıyla. O işine aşırı düşkün bir adam. Bana son görüşmemizde söylediği "uğra arada sırada yolun düştüğünde, beş dakika mutfakta laflarız" lafını bile unutmuş belli. Giderken de gene gel demiyor. Görüşmek üzere diyor. Ben onun hayatında yokum. Kimbilir belki babasından öğrenmiştir. Beni gani gani aşıyordur bu işine olan düşkünlüğünün konusu. Her halukarda karşımda duran kalbimde gece gündüz sıcacık ısıttığım adamdan bir iki tık farklı. Onu ben cilalayıp parlatmışım. Çok nazikmişim, peh. Ben de özlüyorum dememek için bulunmuş basmakalıp bir söz. Özlemiyor çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an görüntüye o ve ben yanyana giriyoruz. Farklıyız. Dünyalarımız farklı. İlgi alanlarımız filan hepsi. İki farklı insanız. Yollarımız hasbelkader kesişmiş. Ve ben ikimizin çok benzediğimiz yanılgısına kapılmışım. Keşke bu görüntü sürekli olsa. Ondan vazgeçmek ne kolay olurdu. Ama kaçıp gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki şimdi ne olacak? Bilmiyorum ki günlük. Kaldım işte hayat okyanusunun orta yerinde. Sallanıp duruyorum deminden beri. Ufukta sadece okyanusun dalgaları. Üşüyorum, karnım aç, yorgun ve kırgınım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlanıcam. Hep toparlanmadım mı? Bu gece patatesi köfteyi pişiricem. Karnımı doyurucam. Sonra belki bir kaç gün sonra O. Henry'e göz atıcam. Sonra tekrar yazıya vericem kendimi. Batan geminin tahtaları çıkacak karşıma, salım kayık olacak, kayıktan gemiye terfi edicem. Yıldızlar pusulam olacak. Ve ben tekrar deniz yolculuğunun tadına varırken güvenli limanlarda demir atıcam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-5971901286783390488?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/5971901286783390488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=5971901286783390488' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5971901286783390488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5971901286783390488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/01/boyle-bir-gun.html' title='Böyle bir gün.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6805968975138140309</id><published>2011-01-24T02:05:00.001+02:00</published><updated>2011-01-24T02:10:47.869+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soundtrack'/><title type='text'>Sevmekten kim usanır?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://i.ytimg.com/vi/lgcBfTpCnWo/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/lgcBfTpCnWo?f=videos&amp;c=google-webdrive-0&amp;app=youtube_gdata" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/lgcBfTpCnWo?f=videos&amp;c=google-webdrive-0&amp;app=youtube_gdata" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu şarkıyı yılbaşında televizyon yayınladı. Ondan sonra ipod'uma indirdim. Ondan beridir her gün yüz milyon beş kere dinliyorum. Bu kadar damardan efkarlı bir şarkı daha duymadım. Müzeyyen Senar da söylemiş. Dinlemedim ama Nev'in yorumu kafadan şampiyon. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin anlayacağınız efkarlıyım aslında ben. Belli etmemeye çalışıyorum. Kar yağsın diye bekliyorum. Sebebi gizli. Söyleyemem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumakta olduğum kitap: Alain de Botton, Görmek ve Fark etmek.&lt;br /&gt;Ondan sonra okumak istediğim kitap: Sabahattin Ali, Kürk mantolu Madonna.&lt;br /&gt;Ondan sonra: Haruki Murakami, Sahilde Kafka.&lt;br /&gt;Ondan da sonra filan diye uzar gider bu liste.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamüstü saat altıyı geçmişti, annem geldi. Ona &lt;a href="http://klubem.blogspot.com/2009/12/blog-post.html"&gt;baharatlı elmalı kek&lt;/a&gt; pişirdim. Çok bayılmadım. Ama tıkadı. Akşam yemeği yiyemedim o yüzden. Şimdi mısır patlatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ucuza kitap almanın yollarını derlemiş bir yazıyı bookmarklamıştım. &lt;a href="http://amonka.blogspot.com/2010/06/nasl-ucuza-kitap-alnr.html"&gt;Burada &lt;/a&gt;paylaşmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü ilhamdan bu kadar malzeme çıktı arkadaşlar. Pek bir kuruyum şu sıralar. Günlük hayatım da kupkuru. Küçük keyifler de olmasa, kek yapmak, tütsü yakmak, ziyaretçi beklemek gibi ölürdüm ben kimbilir. Bir de finger bisküviyi eti'nin yeni bitter çikolatasıyla yemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Sensiz yapamıyorum&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt; &lt;i&gt;Bak yine geri geldim...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6805968975138140309?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6805968975138140309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6805968975138140309' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6805968975138140309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6805968975138140309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/01/sevmekten-kim-usanr.html' title='Sevmekten kim usanır?'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3856468182930665621</id><published>2011-01-19T00:51:00.000+02:00</published><updated>2011-01-19T00:51:14.989+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soundtrack'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Fallara kalmış geleceğine gözyaşı dökersin.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TTYE1WDhMqI/AAAAAAAAALY/1XTEbjKlqcQ/s1600/DSC_1420.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TTYE1WDhMqI/AAAAAAAAALY/1XTEbjKlqcQ/s320/DSC_1420.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aslında başka bir konu üzerine yazmayı düşünüyordum, erteledim, konu kaçtı. Profesyonellik ve ben ve niye hiç bir işte dikiş tutturamıyorum üzerine örnekli bir anlatımdı. Ne yapalım, geçti Bor'un pazarı sür eşeği niğdeye. Belki başka sefer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Tarot kartlarımı buldum çıkardım. İş ve yazı hayatımla ilgili baktım. Falcılara hiç inanmam. Üçkağıtçıların önde gideni oldukları hakkında sağlam verilerim var. Kendim baktığım tarot kartları başka ama. Fal bir yandan ama bir diğer yandan probleme değişik açıdan yaklaşmak için bir araç. Çünkü her tarot kartının bir olumlu bir olumsuz anlamı var ve durduğu yere göre anlamı değişiyor. Ama bazı genel olumlu ve genel olumsuz kartlar var. Dünya mesela en olumlu kartı destenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime ortam yaptım. Mumlarımı, fenerimi yaktım. Tütsümü de. Bağdaş kurdum orta sehpanın önüne ve kartlarımı yayarken buldum kendimi bir anda. Bir ferahlık bir rahatlama geldi üzerime. Zevk aldım o an orada ve kendi evimde kendimle başbaşa olmaktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime dürüst olmaya çalışarak benim şu an kafamı en çok kurcalayan sorunu saptamaya çalıştım. Yazı işin önüne geçti sürpriz bir şekilde. Yazının geleceği konusunda daha endişeliymişim. Biraz çelişkili kartlar çıktı, hem kaos ortamı, hem de sentezde en olumlu kartlardan olan Güneş çıktı. Güneş, şan şöhreti de temsil ediyor benim referans aldığım kitaba göre. Olumlu etkide kader çarkı çıktı, yani şans benden yana olacak. Belki yayıncı bulmakta şanslı olurum. Olumsuzlukta yıkılan kule çıktı. Hiç şaşırtıcı değil. Sürekli yapıp yapıp bozuyorum çünkü. Kısa vadede uyum kartı çıktı (Temperance). O da mantıklı. Şu sıralar yazıyorum sayılır iyi kötü. Kendimi doğru yolda hissediyorum en azından. Uzun vadede Le mat çıktı. Başını alıp giden her şeye baştan başlayan acemi çaylak. Olumsuzdur genelde ama sentezde Güneş. Belki birinci romanı bitirdikten sonra ikincisi için uğraşmaya başlayacağımdandır. Şan şöhret sosyal kabul görme olduğuna göre. Aslında düşününce romanı es geçtim öyküye ağırlık verdim şu sıralar. Öykü de herhalde kolay kabul edilecek ve ben yazmaya devam edeceğim. Neyse bir anda gaza geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra iş için baktım. Felaket kartlar çıktı ayrıntıya girmiyim. Hemen tavsiye çekilişi yaptım. Yukardaki kartlar çıktı. Yıkılan kule yapmamam gereken. Hermite de yapmam gereken. Yani yılmadan, yıkılmadan, zorluklara göğüs gererek yola devam etmek, çaba harcamak. Hemen sağa sola cv göndermeyi hızlandırdım. Başımı kaldırdım yola devam. Öyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle işte günlük. Dün Bal Sultan'la bir tiyatro okumasındaydık. Eric Emmanuel Schmitt'in yazdığı bir oyun. İki dünya oteli adı. Çok beğendik. Gelemeyenlere üzüldük. (değil mi Kunegond :)). Bugün bir okul arkadaşım bendeydi. Çay içip palmiye yedik. Çene çaldık saatlerce. Yarın kardeşimde Trivial Pursuit partisinin devamı var. Cumartesi günü de bir oyuna davetliyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir buraya yazdıklarım hoşuma gitmiyor. Bu yazıyı da beğenmedim  mesela. Bu blogu kapatsam mı acaba? Hem beş sene önce yazdıklarımı  silesim var. Hatta tüm blogu. Kaç kere kapanmaktan son anda kurtuldu bu  blog. Bir seferinde kaç aydır yazmıyordum, sileyim bari durmasın öyle  dedim, sonra bir okuyucum çok ilgiyle okuduğunu silmememi rica etti.  oradan devam. eskiden böyle yazardım işte. noktalardan sonra büyük harf  koymazdım.&amp;nbsp; Ne yapsam? Kendimi çok sıkıcı hissediyorum ve nefret ediyorum bu histen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3856468182930665621?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3856468182930665621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3856468182930665621' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3856468182930665621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3856468182930665621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/01/fallara-kalms-gelecegine-gozyas.html' title='Fallara kalmış geleceğine gözyaşı dökersin.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TTYE1WDhMqI/AAAAAAAAALY/1XTEbjKlqcQ/s72-c/DSC_1420.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-5088237027298754375</id><published>2011-01-11T02:16:00.000+02:00</published><updated>2011-01-11T02:16:14.476+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Küçük adımlar uzun yollar.</title><content type='html'>Yeni yıl hedeflerimden birisi bu yıl kısa süre içinde yayımlanmak. Buna ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Edebiyat dergilerinden birine bir kaç öykümü göndermek istiyorum. Halihazırda elimde öykü diyebileceğim toplam üç-dört tane metin var: onların hiç birini de yayımlanmaya değer görmüyorum ama bunu dert etmiyorum. Kendimi bu konuda geliştirmek istiyorum zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elişi yaparken yaratıcılık hakkında öğrendiğim en önemli şey, yaratıcılığın başkalarının yaptıklarını incelemekle beslendiği. Çok insanda bu hatayı gördüm mesela. İlham almakla kopyalamak arasındaki farkı bilmezler ve tıkanırlar. Bilimsel çalışmada da bu vardır. Senden önce kim ne yapmış bilmen gerekir. Bilmezsen en iyi ihtimalle, en iyi sözcüğünün altını çiziyorum, parlak birinin yaptığının tekrarına düşersin. Belki yüz elli sene gerisinden gidersin bilimin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebepten öykü okumayı öncelikler listemin ön sırasına aldım. Günde en az bir saatimi okumaya ayırmak yazar olmak konusunda ciddiysem hayati bir gereksinim benim için. İki gündür okuyorum ve disiplin adına okuduklarımın tarihini, başlığını yazarını ve kaynağını kaydediyorum bir kağıda. Bir de beğeni oranıma göre yıldızlıyorum. Beni motive ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sözcükler &lt;/b&gt;diye bir edebiyat dergisi var elimde. Oradan başladım ve bugün bitirdim oradaki öyküleri, zaten beş tane vardı. Bir de fantastik öykü seçkisi var elimde, &lt;b&gt;1002. gece masalları&lt;/b&gt; adında bir kitap. Bu yaz almıştım onu ve başlamıştım okumaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaptaki birinci öykü Barış Müstecaplıoğlu'na ait. Tekrar okudum onu bu gece. Ve çok kıskandım. Fakültedeki başarılı bir yorumu yapanları kıskandığım gibi. Daha önce anlatmıştım. Yirmi sene yazıyla uğraşsam kendi kendime, böyle bir hikaye yazamam diye düşündüm. Bu beni ileri taşıma potansiyeli olan bir kıskanma olduğu için heyecanlıyım da şu an. Acı bir kendi zaafıyla yüzleşip, kabulleniş tarafı da olsa işin ilerisi aydınlık. Barış Müstecaplıoğlu kesinlikle keskin bir zekaya sahip bir yazar. Biraz bakındım netten, boğaziçi inşaat mühendisliğini bitirmiş. Onun zekasıyla yarışamam ama kendi standardımı yükseltebilirim. Yirmi sene beklemem gerekmez belli bir gelişim düzeyine varmak için. Zekasını nasıl kullandığı önemli bir ipucu. Diğerlerinde ve bende olmayan bir şey var onda. Edebiyat keyfini de içeren. Biliyor işi.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin zor tarafı bir yandan iş aramak zorunda olmak. Bugün bir tane fransızca cv. yazıp konsolosluğa yolladım. Yarın da reklam ajanslarını didiklemeyi denemem lazım. Bir yandan da hayatta kalmak için ev işleriyle cebelleşiyorum. Zeytinyağlı kurufasulye pişirdim mesela fonda*. Kazağımın örgüsü bitti. Aklımdaki gri kazağı örmeye geçebilirim. Ama onun yününü ancak Eminönü'nde bulabilirim o da yarım günümü alır götürür benden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın hormonlarım için doktor randevum da var. Temizlik yapmam lazım. Bugün birşey yazamadım. Kaldı. Diğer işler yedi yazımın saatini. Ama olsun. Önemliydi okumalar. Öncelikliydi. Öğreticiydi. Yeni bir satır yazmadıysam bile yerimde saymadım bugün. Dünden farklı bir gündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımda peripatetic'in dikkatimi üzerine çektiği, "örgüyü hafife alma" deyişi var. Örgünün getirisi aklımdaydı bugün mesela fonda pişen zeytinyağlı kurufasulye gibi. Küçük adımlar. İddiasız. Ama yanına kar kalıyor işte. Yolculuk devam ediyor. Küçücük ama önemli adımlarla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*not: kurufasulye fonda nasıl pişer merak edenlere: hayır "fon" farklı bir pişirme tekniği değil sadece pişmesi iki saatten fazla sürdüğü için, o fonda bir müzik gibi pişerken sen bir yandan başka işlerin peşine düşebiliyorsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-5088237027298754375?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/5088237027298754375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=5088237027298754375' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5088237027298754375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5088237027298754375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/01/kucuk-admlar-uzun-yollar.html' title='Küçük adımlar uzun yollar.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7600056119540154232</id><published>2011-01-08T17:56:00.000+02:00</published><updated>2011-01-08T17:56:26.142+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Bardağın dolusu boşu.</title><content type='html'>Hava durumum limoni.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Flaş haber olarak verdiğim, hoşlandığım E. kişisinin sol yüzük parmağında alyans varmış. Pufff....&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sabahları kalkamıyorum. Saat kurmazsam öğleden sonra dört buçukta uyanabiliyorum. On iki saat uyuyorum ortalama. Buna bağlı olarak günlerim kısalıyor.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İstediğim hiç bir şeyi en başta da roman yazmayı yapamıyorum. Günde iki saat ayıramıyorum.&amp;nbsp;Ne güzel bir ara on gün üst üste düzenli yazmıştım.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Okuyamıyorum. Ona da hepi topu bir saat ayıracağım. &lt;/li&gt;&lt;li&gt; İş bulmam lazım. Ne tür bir işte çalışmak istediğimi bulamıyorum.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Yani sıkıntı sıkıntı. Birisi diyor ki üniversitede okutman ol. Ya da konsolosluğa başvur. Konsolosluk gene iyisi. Beni alır mı ki?&lt;br /&gt;Ben ne yapıyorum? Örgü. Telli defter. Çok lazım çünkü. Ama şu sıralar beni iyi hissettirecek birşeyler lazım. O bakımdan lazım aslında.&lt;br /&gt;Ne kadar isterdim normal insanlar gibi saat altıda kalkabilmeyi.Gece onbir buçukta yatmayı. Kuruyorum saati, duymuyorum bile. &lt;br /&gt;Kendime etkinlik listesi hazırladım. Gezilecek sergiler, seyredilecek tiyatro oyunları, görülecek filmler, okunacak kitaplar. Onlara da zaman ayıramıyorum. Sanırsın başbakanım. Vaktim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bardağın dolu kısmına bakacak olursak:&amp;nbsp;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;sigarayı bıraktım. Yani yeni yıla girdiğimizde zaten bırakmıştım. Bir ay içtim.&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kazağımın bir tek yakası kaldı. Bitirdim sayılır yani. Baya sürünüyordu bir aralar.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Mutfak rafını yaptırdım. O da epeyce sürünmüştü. O sayede tezgah daha kullanışlı oldu.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hobi odasını toplamaya giriştim.&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;Biliyorum oturup ciddi ciddi hedefler koymam lazım önüme. Ata Demirer senaryo yazmış. Ve filme çekmiş. İnsanlar yaşıyor hayatlarını. Ben evimde kös kös oturuyorum. Buna kızdım bugün. O yüzden. Sen anlarsın beni günlük.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7600056119540154232?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7600056119540154232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7600056119540154232' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7600056119540154232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7600056119540154232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/01/bardagn-dolusu-bosu.html' title='Bardağın dolusu boşu.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8955853320325403315</id><published>2011-01-02T00:25:00.000+02:00</published><updated>2011-12-08T03:21:34.715+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Flaş...Flaş...Flaş...</title><content type='html'>Ya demin düşündüm de, bakmayın haberi manşetten vermeme çok emin değilim aslında. Birisi var. Ben ondan hafif hoşlanıyorum galiba. Öbürsü hala kalbimin kral dairesinde. Gene efkarlandım, televizyonun yılbaşındaki şarkılarında telefonu kardeşime teslim ettim bir çılgınlık yapıp aramıyim M.'yi diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TR-jiijPicI/AAAAAAAAALQ/ZBNQ4yo2DDs/s1600/ekoloji+paket.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TR-jiijPicI/AAAAAAAAALQ/ZBNQ4yo2DDs/s200/ekoloji+paket.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TR-j7FYHZhI/AAAAAAAAALU/e_fCYb8To9U/s1600/ekoloji+a%25C3%25A7%25C4%25B1k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TR-j7FYHZhI/AAAAAAAAALU/e_fCYb8To9U/s200/ekoloji+a%25C3%25A7%25C4%25B1k.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Yılın son günleri bana piyangodan kitap çıktı! &lt;a href="http://sineksekiz.wordpress.com/"&gt;Sinek Sekiz&lt;/a&gt;'in yorumlarına yorum bırakarak çekiliş hakkı kazanmıştım. Genelde bana hiç bir şey çıkmaz. Yazı tura'da bile hep kaybederim. Bir sabah daha kahvaltımı etmeden bilgisayarı açmıştım bir mail kutuma sinek sekizden müjdeli bir mail çıktı. Çekilişte kitap kazandınız hemen adresinizi gönderin diye. Kargoya vermişler geçti elime yılbaşından önce. O kadar mutlu oldum ki. Dedim şimdi inandım satürnün ikizler'den defolup gittiğine. Sanki bütün sene şanslı olacakmışım gibi geldi. Güzel geri dönüşümlü kağıda sarıp doğal malzeme olan sicimle paket yapmışlar bir de özenip. Çok hoşuma gitti fotoğrafını koymak istedim. Buradan kendilerine teşekkür ederim. Tek bir şeyi düşünemedim adresimi yollarken adıma imzalamalarını istememi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaza gelip yıllardır almadığım milli piyangodan bilet bile aldım. Bana çıkmadı ama kardeşime az da olsa bir şeyler çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan tüm izleyicilerime aşk, şans, başarı, neşe ve sağlık dolu yeni bir yıl diliyorum. Hayatın tüm güzel piyangoları size çıksın efendim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8955853320325403315?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8955853320325403315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8955853320325403315' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8955853320325403315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8955853320325403315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2011/01/flasflasflas.html' title='Flaş...Flaş...Flaş...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TR-jiijPicI/AAAAAAAAALQ/ZBNQ4yo2DDs/s72-c/ekoloji+paket.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7327891647438235286</id><published>2010-12-29T01:51:00.000+02:00</published><updated>2010-12-29T01:51:38.948+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Ve karşınızda ...the drama queen!!!!!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRp3WWkBSRI/AAAAAAAAALM/67yjNn5TZfY/s1600/kalp.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRp3WWkBSRI/AAAAAAAAALM/67yjNn5TZfY/s200/kalp.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bendeniz.&lt;br /&gt;Bir arkadaş toplantısındaydım da bir restoranda.&lt;br /&gt;Aklım fikrim hala aşklarımda bir şekilde. Ya da öyleymiş ben farkında değildim.&lt;br /&gt;Bu gece, bir eski aşkımı tarif ederken, M.'den bir önceki en büyük aşkım, şuna benziyor dediğim bir sinema oyuncusu ile tesadüfen burun buruna geldim. Şemsiyeme koyacak yer arıyorken. Ne tesadüf onunla ilgili gördüğüm son rüyada bu geceye benzer bir ortamda vedalaşıyorduk. Boyları da birmiş. Ceket kravat aynı. Üzerindeki palto benzer. Selamları sıcaklıkları da aynıymış. Tanrı insanları çift yaratmış. Midem ilk kasılmasını orada yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmedi ki. Arkasından toplantıda, en samimi en sevdiğim fakat pek görüşmediğimiz çocukluk arkadaşım, bana kendi özel hayatını anlatıyordu. Yaşadığı sıra dışı bir aşkı. Ben de M.'yi anlatacaktım ona ama neresinden anlatsam diye kolluyordum ortalığı. Sonra bir ara konu başka bir yere saptı, ve sanki dünya kaydı çünkü ben birden bire M.'yi adıyla soyadıyla en yakın ve en eski çocukluk arkadaşımdan dinlemeye başladım. Meğer iş gereği tanışıyorlarmış. Meğer benim M. meşhurmuş. Mideme indi yeni bir yumruk gibi. Onu başkasından dinlemek çok tuhaftı. Ben anlatacakken hem de. Arkadaşım çok zeki bir insandır. M. gibi. Söyledim ona. Ben işte tam da ona aşığım dedim. Eğer hislerimiz aynıysa-kendi aşkından bahsediyor burada- yerine kimseyi koyamıyorsun demektir dedi. İşte bu. Kimse beni bu kadar iyi anlamamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala altüstüm. Karman çormanım. Dramayı çok sevmemden biraz. Biraz da kitaplarıma taşıyabilsem bu dramayı. "kitap-larıma" demişim. Bir tanesi neyime yetmiyorsa şimdilik. Yarın dışarı çıkmamı gerektirecek bir şey yok. Yürüyüş dışında. Yazı yazabilmeyi umuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7327891647438235286?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7327891647438235286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7327891647438235286' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7327891647438235286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7327891647438235286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/ve-karsnzda-drama-queen.html' title='Ve karşınızda ...the drama queen!!!!!'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRp3WWkBSRI/AAAAAAAAALM/67yjNn5TZfY/s72-c/kalp.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6700345287034442759</id><published>2010-12-26T20:09:00.000+02:00</published><updated>2010-12-26T20:09:02.769+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Muhasebe</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRdzdL3x4RI/AAAAAAAAALI/LK_PGe0aFAQ/s1600/hesap.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="149" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRdzdL3x4RI/AAAAAAAAALI/LK_PGe0aFAQ/s200/hesap.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni seneye bir haftadan az kaldı. Geri sayım başladı. Noel de bitti gitti. Hiç takip etmedim. Geçmiş zaman muhasebesinin tam sırası. Aslında sevmem muhasebeyi. Hep borçlu çıkarım. Ya da fakir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl 2010'u yazı yılı ilan etmiştim. Bir arpa boyu yol gidebildim. Daha iyisini yapabilir miydim? Bilmem. Bundan sonra yapmayı deneyebilirim ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata ve insanlara daha fazla hoşgörüyle bakmak demiş &lt;a href="http://leylakdali.blogspot.com/2010/12/bu-yilin-son-mimi-ya-da-oyle-oldugunu.html"&gt;Leylak dalı&lt;/a&gt;. Ne kadar basit bir cümle gibi duruyor. İddiasız. Oysa oraya varmak ne büyük olgunluk ister. Bazı tavsiyeler gibi. Pazarlama potansiyeli düşük oluyor bazı fikirlerin. Organik elmalar gibi gösterişsiz. Fakat ne varsa onlarda var. Eğilip yerden toplamasını bilmek de bir bilgelik gerektiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu senenin bana en büyük getirisi ılımlı seçeneği seçme becerisiydi. Sinir, öfke ve inat yerine hoşgörü, sabır ve vazgeçmeyi koyabilmeyi öğretti. Zor zamanlarım olmadı mı? Hem de çok. Yeni yılda da olacak. Ve sonraki yıllarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı kısa keseceğim. Dediğim gibi muhasebe pek gönlümü açan bir konu değil. Sene bitmeden tekrar buluşmak ümidiyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6700345287034442759?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6700345287034442759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6700345287034442759' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6700345287034442759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6700345287034442759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/muhasebe.html' title='Muhasebe'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRdzdL3x4RI/AAAAAAAAALI/LK_PGe0aFAQ/s72-c/hesap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-4823622177659787063</id><published>2010-12-23T00:45:00.000+02:00</published><updated>2010-12-23T00:45:28.785+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>Kendime not.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRJ-JHqjD8I/AAAAAAAAALA/gNK86vRWCus/s1600/elma+%25C3%25A7ekirde%25C4%259Fi.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRJ-JHqjD8I/AAAAAAAAALA/gNK86vRWCus/s320/elma+%25C3%25A7ekirde%25C4%259Fi.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir elmanın içinde kaç çekirdek olduğunu sayabilirsin ve öğrenebilirsin. Ama bir çekirdeğin içinde kaç elma olduğunu bilemezsin&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;.-Bilmiyorum kim demiş.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak da biraz böyle bir şey. Çekirdeklerin-sözcüklerin içindeki elmaların-çağrışımların peşi sıra gitmek. Yazmadıkça görünmüyorlar. O yüzden yaz sen. İlham gelsin gelmesin. Arada bir kaç çürük elma da keyfini kaçırmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*-*-*-*-*-*-*&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Görsel &lt;a href="http://www.10marifet.org/etiket/meyve"&gt;10marifet&lt;/a&gt;.com'dan alıntıdır. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-4823622177659787063?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/4823622177659787063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=4823622177659787063' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4823622177659787063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/4823622177659787063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/kendime-not.html' title='Kendime not.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TRJ-JHqjD8I/AAAAAAAAALA/gNK86vRWCus/s72-c/elma+%25C3%25A7ekirde%25C4%259Fi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-580451331740938929</id><published>2010-12-21T23:04:00.000+02:00</published><updated>2010-12-21T23:04:33.344+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>En uzun gece.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TREVcYjfQ_I/AAAAAAAAAK8/7P4UEvvMtrY/s1600/moonshadow1_preview.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TREVcYjfQ_I/AAAAAAAAAK8/7P4UEvvMtrY/s320/moonshadow1_preview.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En uzun gün'le ilgili bir post girmiştim bundan altı ay kadar önce. Sevdiğimden ayrıldığım gündü. O yüzden bugüne dair bir işaret babında birşeyler bırakmak istemem buraya. Bugün en uzun gece. Bütün astrologlar ve kızkardeşim uyarıyorlar. Bugün her iş ters gidermiş. Ters gün görmemiş olsak inanacağız. Neyse hadi, öyle olsun, sizi mı kıracağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok ki anlatacağım bir şey. Seni boşuna buraya kadar yordum sevgili okurum. Dün yazdım biraz roman için. İlk kez hoşuma gitti anlattığım. Gene free writing'den beklenmedik şekilde çıktı. Her gün bir bölüm yazabilsem keşke. Üç ayda kitap biter. Her gün bir bölümlük malzeme beklemek kendinden delilik mi acaba? Ben onu bekliyorum galiba çünkü. Bölüm değilse de gidişat belirlensin diye bekliyorum.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Blogları karıştırırken bir &lt;a href="http://yazarodasi.blogspot.com/"&gt;yazı blogu&lt;/a&gt; keşfettim. Yazar olmak yolunda kısa hikayelerini edebiyat dergilerine göndermeyi öneriyor. Dergi önerisi de var: notos, varlık, sözcükler. Bir de testi var edebiyatla alakanı ölçen. Ben yaptım. Bütün soruları salladım. Dokuz sorudan yedisi doğru çıktı. Ki geçer not. Ama sayılır mı bilmem. Sallayarak bilince bilmiş sayılıyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir yazar fantezim var: saat şu saatler. Ben zaten iki saattir pür dikkat yazıyorum. Ve kendimi kaptırıyorum. Ve bütün gece mutfağa kahve kupasını doldurmak için gidip gelip sabahlıyorum. Nasıl isterdim öyle bir kaptırmayı. Ve öyle bir yazmayı. Durmaksızın. Duraksızca. O zaman işte &lt;i&gt;en uzun gece&lt;/i&gt;'nin hakkını vermiş olurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perşembe kardeşime gidiyorum. Trivial Pursuit'te kaybettik enişteme karşı. Ceza olarak sıcak şarap yapacağım kardeşim de brownie. Burada asıl püf noktası durumun eniştem kaybederse cezasını baştan konuşmadığımız. O kadar emindik ki hepimiz onun kaybetmeyeceğinden. Uğraşmadık bile ceza belirlemekle. O zaman niye ceza koyarsın? Kendi dedi. Bedavaya oynamazmış. Böyle de eziliyoruz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*-*-*-*-*-*-*-*-*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;Görsel &lt;a href="http://resimvadisi.com/"&gt;resimvadisi.com&lt;/a&gt;'dan alıntıdır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-580451331740938929?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/580451331740938929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=580451331740938929' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/580451331740938929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/580451331740938929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/en-uzun-gece.html' title='En uzun gece.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TREVcYjfQ_I/AAAAAAAAAK8/7P4UEvvMtrY/s72-c/moonshadow1_preview.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3313783242589898842</id><published>2010-12-19T01:31:00.000+02:00</published><updated>2010-12-19T01:31:56.049+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Davranın silahlarınıza!</title><content type='html'>Kesif bir yalnızlık musallat oldu başıma bugün. Oysa bugün annem beni ziyarete geldi. Adet günümle alakalı olabilir. Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıyla ilgili sonra da ona bağlı olarak kendimle ilgili yeni bir gerçeği keşfettim. Hikayeler iki uçlu olsa aksiyon güdümlü ve karakter güdümlü diye sınıflandırılabilirlermiş. İngilizcesi &lt;i&gt;plot driven&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;character driven&lt;/i&gt;. Tabii bunların ara renkleri de mevcut.&amp;nbsp; İkisinin güzel bir karışımı da makbul. Mesela bu blogu takip eden birisi &lt;u&gt;Aslı Erdoğan&lt;/u&gt;'ın&lt;b&gt; Kabuk Adam&lt;/b&gt;'ı için çok sıkıcı demişti. Bu tanımlara göre &lt;u&gt;Aslı Erdoğan&lt;/u&gt; karakter bazlı roman yazıyor. Aksiyon arayan sıkıntıdan patlar haliyle. Ben de karakter güdümlü seviyormuşum. Aksiyon bana göre değilmiş. Yalnız bu iki ucun en ucunda bile durabilirim. Saf karakter. Bu gerçeğin hoşuma giden tarafı, karakter güdümlülerin daha edebi olma potansiyeli taşıyor oluşu. Hoşuma gitmeyen tarafı, hayatı da böyle yaşıyor olmam. Hayatı hareket bazlı yaşamıyorum. Canlı para diye bir yarışma programı var. Bir yarışmacı vardı. Extreme sporlar filan da yapıyormuş. Paraşütle atlıyor. Dağa tırmanıyor. Falan. Yarışma genel kültür yarışması. Ben burda daha çok yoruluyorum dedi. Bir sonraki soruyu sahneyi koşarak turlarken yanıtlayacak yarışmacımız diye dalga geçti sunucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bir denge marifetiyse, ona biraz aksiyon katmam lazım. Bana kalsa evin içinde hiç dışarı çıkmadan haftalar geçirebilirim tek başıma. O yüzden bugün kendimi yalnız bulup mutsuz olmam aslında. Tehlike çanı mutsuzluğu. Alarm. Alarm sözcüğü de fransızca &lt;i&gt;A l'arme&lt;/i&gt; lafından türemiş. Onu da başka bir yarışma programından öğrendim. &lt;i&gt;Arme &lt;/i&gt;silah demek.&lt;i&gt; A l'arme &lt;/i&gt;da silahlarınıza davranın demek. Haydi savunma mekanizmalarım. Top sizde. Burak'tan ayrıldım gerçi ama o yeterince aksiyon değil. Haa, evet. Arada Burak'tan ayrıldım ben. Beraberdik de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat sabahın biri olmasa kitapçıdan edebiyat dergisi alabilirdim aksiyon adına. Ev dışı faaliyete bak. Oldu mu şimdi? Yürüyüş yapabilirim. Aksattım gene. Ev dışı faaliyet bulmam lazım kendime. Paraşütle filan atlamam da, abartmaya lüzum yok. Ne yapsam başka? Burak dans kursuna gidiyor. Ben dans etmeyi beceremiyorum. Bilemedim. Var mı bir fikri olan?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3313783242589898842?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3313783242589898842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3313783242589898842' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3313783242589898842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3313783242589898842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/davrann-silahlarnza.html' title='Davranın silahlarınıza!'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-9125926928008238704</id><published>2010-12-17T15:27:00.000+02:00</published><updated>2010-12-17T15:27:41.932+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>Röportaj</title><content type='html'>-Yazar hanım romanlarınızı yazarken zorlanıyor musunuz?&lt;br /&gt;- İlk romanımı yazarken çok zorlandım. Ne var ki o zaman kimse bana bu zorluğun ilk romana has olduğunu ve sonrakilerin daha kolay olacağını söylemedi. Söyleseydi daha rahat ederdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;mi diyeceğim....yoksa? &lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-9125926928008238704?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/9125926928008238704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=9125926928008238704' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/9125926928008238704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/9125926928008238704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/roportaj.html' title='Röportaj'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6343392565185964046</id><published>2010-12-16T15:38:00.000+02:00</published><updated>2010-12-16T15:38:26.069+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>Roman yazmak.</title><content type='html'>Dağıtıp dağıtıp toplamak. Roman yazmak bundan ibaret mi bilmiyorum. Feci acemi hissediyorum kendimi. Eski yazdığım bir romanı devam ettirmeye çalışırken ondan vazgeçtim. Yerine daha güncelini yazmaya çalışırken iki farklı roman konusu çıktı. Bu sabah farkettim ikisinin farklı olduklarını. Disiplin iyi de ne bileyim zor be ya. Disiplin altında kuruyor mürekkebim sanki. Free writing dediklerini yaptığımda hoşuma giden şeyler çıkıyor. Aman ne bileyim ben. Off ve puff.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6343392565185964046?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6343392565185964046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6343392565185964046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6343392565185964046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6343392565185964046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/roman-yazmak.html' title='Roman yazmak.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7674029517276489647</id><published>2010-12-08T17:44:00.000+02:00</published><updated>2010-12-08T17:44:11.861+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Üç keyif: müzik-çay-sinema.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TP-m1TJqbnI/AAAAAAAAAJ0/T4L9kaB22mE/s1600/djembe.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TP-m1TJqbnI/AAAAAAAAAJ0/T4L9kaB22mE/s1600/djembe.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralar en büyük keyfim itunes'ın radyosundan günün saatine göre müzik dinlemek. Sabah kahvaltıya afrika müziği eşlik ediyor, akşam yatmadan önce de klasik müzikle ışıkları söndürmeyi tercih ediyorum. Yanında çeşitli çaylar, kahveler, geceyse mesela ıhlamur bir kupa. Sabah saatlerinde istediğimden az da olsa romanımın üzerine çalışıyorum. O yüzden gün boşa savrulup gitti hissinden kurtuluyorum. Ama gene de ben bunu dememiş olayım. Roman yazıyorum demek sanki yazı enerjimi sıfırlıyor. Sifon çekiliyormuş gibi üzerine. Yazıyorum dememek lazım sanki kimseye. Bunu bile bile çekiyorum sifonu bazen. Çok boşboğazım.&amp;nbsp; &lt;i&gt;Boşboğazla pisboğaz dertlerden kurtulamaz&lt;/i&gt; derdi babam bize küçükken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatın öyküsünü okumaya başladım. &lt;i&gt;Hiç çay içmeyen birisine bütün harmanlar aynı tadı verir&lt;/i&gt; diyor kitapta. Sanatı çaya benzetiyor. Poşet çayı bıraktıktan sonra değişik harman karışımlarına verdim kendimi. Şu an favorim, bir iki tatlı kaşığı tomurcuk earl grey ve üç kaşık filiz çay. Sabahları ve akşam beşte.&amp;nbsp; O yüzden söylemek isteneni çok iyi anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TP-lH0pxGYI/AAAAAAAAAJw/3qWdZGlsNVM/s1600/bleu+boncuk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="172" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TP-lH0pxGYI/AAAAAAAAAJw/3qWdZGlsNVM/s320/bleu+boncuk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dün araştırma yaparken roman için, Bleu'nün imdb'deki &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0108394/"&gt;sayfasına &lt;/a&gt;baktım. Kieslowski'nin ölümü beni o zaman çok etkilemişti. Sene 1996'ymış. O kadar kafama koymuştum ki yönetmenliğe onun yamağı olarak başlamayı. Uzaktan uzağa. Hani bir hedefi kafanıza koyarsınız ya. Ne olursa olsun yapacağınızdan emin olursunuz. Bu öyle bir hedefti benim için. Nasıl olacak bilmiyordum ama olacaktı. Gerekirse kapısında altı ay kamp kuracaktım. O da kahretsin tamam gel çaycılık yaparsın ama diyecekti. Ben de havalara uçacaktım. Küt diye öldü ama adam. Ama-ama-ama diye kalakalmıştım. Hani kurgu bilim filmlerinde olur ya. Zamanda yolculuk yapanlar yanlışlıkla uzay-zaman'da bir kırılmaya sebep olurlar istemeden. Onu düzeltmeye uğraşırlar filmin sonrasında . Kieslowski'nin vefatını öyle derinden yaşamıştım. Gerizekalının teki gelecekten gelip uzay-zaman'da bir kırılma yaptı ve ben sinema kariyerine başlayamayacağım o sebepten diye. Çok lazımım çünkü sinema tarihine. Tabii. Oysa dün okudum. Kırmızı'dan sonra yani ölmeden iki sene evvel zaten sinemaya veda etmiş en sevdiğim yönetmenim. Yani ölmese de yamağı olamayacakmışım. Şimdi ne olacak? Hayallerim evden kovuldular sanki. Tepelerindeki çatı uçtu. Kaldılar öksüz ve yetim. Şaşkınım gene günlük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada limewire'dan mp3 indiremiyorum galiba. Siz nereden indiriyorsunuz mp3'leri? Yorumlarda bana yol gösterir misiniz rica etsem?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7674029517276489647?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7674029517276489647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7674029517276489647' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7674029517276489647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7674029517276489647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/uc-keyif-muzik-cay-sinema.html' title='Üç keyif: müzik-çay-sinema.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TP-m1TJqbnI/AAAAAAAAAJ0/T4L9kaB22mE/s72-c/djembe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3316487394826379998</id><published>2010-12-06T22:02:00.000+02:00</published><updated>2010-12-06T22:02:42.332+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>Gece başlarken.</title><content type='html'>Sırtımda siyah hırkam. Orta sehpada hint işi şeyler satan yerlerde yaktıkları favori tütsülerimden biri tütüyor. Sütlü neskafem yanıbaşımda. Kombiyi ikiye getirdim. Bu akşam en favori yemeğimi yedim: kızarmış patates ve dana ciğer tava. Yanında faydalı yeşil salatam. Mutfağı bile topladım. Bulaşık makinesi mırıl ve şırıl çalışıyor. Tezgahlar serbest. Gece başlıyor. Saat dokuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu sabah romanımın üzerinde çalıştım. Hem de kastırınç sekiz şiddetinde çalışmadan. Ferah ferah. &lt;i&gt;Kastırınç sekiz şiddeti&lt;/i&gt; bir diğer blogdaşımın terimidir. Yanılmıyorsam Tozbezi. Çoktandır yazmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir site keşfettim: &lt;a href="http://thescriptlab.com/"&gt;scritplab &lt;/a&gt;. Daha çok sinema ve televizyon için yazmak isteyenlere. Az ve öz yazmaları çok hoşuma gitti. Uzatmıyorlar verecekleri bilgiyi. Süslemiyorlar. Edebiyatla bir dertleri yok. Hikaye oluşturmak onların amacı. İki ayağının üzerinde duran dramatik bir yapı. Amacım sabah sekiz buçukta bilgisayar başına oturup öğlene kadar yazmaktı. Onbirde anca oturabildim. Bir buçuğa kadar roman kahramanım üzerine notlar aldım. Açmışım ona öyle bir belge. Sadece bir satır doldurmuşum. Bugün bir buçuk sayfa doldurdum. &lt;a href="http://www.qunegond.com/"&gt;Qunegond&lt;/a&gt;'cuğumun işi ciddiye alıp sabah 9 akşam 5 mesai kararı bana çok güzel gaz verdi. Hatta ilk başta blogunda bahsettiği Julia Cameron'un kitabını aradım bir kaç gün kitapçılarda. Bulamadım. &lt;a href="http://thescriptlab.com/"&gt;Script Lab&lt;/a&gt;'ı ondan sonra keşfettim. Belki bugüne kadar okuduğum bilgiler anca olgunlaşıyor. Ama sanki o siteye rastlamasam gene yazamayacaktım. Yazıyla ilgilenen kişilere tavsiye ederim. Bir şey trak diye yerine oturdu yazarken. En ümit verici olanı bu sanırım. Şimdiye kadar yazarken hep dizginleri elden kaçırırdım. &lt;i&gt;Yazıyorum ama &lt;/i&gt;&lt;i&gt;benim &lt;/i&gt;&lt;i&gt;asıl hikayem bu değil&lt;/i&gt; diye son derece yıldırıcı bir hisle yazıyordum şimdiye kadar. Asıl hikayeleri bilinmeyen bir zamana öteleyerek. Bu romana ne zaman başladığımı hatırlamıyorum. İki bölümü bodoslama yazılmıştı. Ben bu eve taşınmadan çok önce. Demek ki iki seneden fazla olmuş. Ve öylece durdu hep. Uğraştım genişletmeye ama olmadı hiç bir zaman. Bugün ana karaktere yoğunlaştım. Onu daha yakından tanımaya/tanımlamaya. Alıştırmalar filan da var sitede. Sanırım hikayeyi bildikten sonra yazması daha kolay olacak. Hedef koyma konusuna gelince. Onu da şöyle hallettim. Günde bir kaç saati yazıya ayırmak. Bir kaç saati de okumaya. Blog yazmak hedeflerin&amp;nbsp; içinde yok. Eğer roman yazmak ana yemekse, blog yazmak kahvenin yanındaki çikolata.&amp;nbsp; Sona sakladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün temizlik de yapmalıydım. Ama yapmadım. Yarın yapabilirim. Dert değil. Bir gün geç yapılsa dünya yıkılmaz. Onun yerine kendimi yazı yüzünden izole hissetmemek adına Burak'la buluşmayı ekledim programıma. Dengelemek yalnızlıkla sosyalleşmeyi. Asıl Ş.'la buluşmak istiyorum. Kaç ay oldu yüzünü görmedim arkadaşımın. Keza Bal Sultan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanımı bitmiş bile hayal edebildim bugün.Tek sorun iş. Belki bir dil kursuna başvururum. Beş senelik tecrübem var dil öğretme konusunda. En tecrübeli olduğum alan. Mükemmel çözüm değil ama artık mükemmeliyeti aramayı bıraktım galiba. Bakıcaz. Çok aceleciyim. Herşey hemen hallolsun. Yazı işini yarıya kadar çözdüğümü hissediyorum. Az değil. Memnunum bu halden. Hem de çok. Korkuyorum biraz ya bu büyü yarına kalmazsa diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde annem evime geldi. Akşam yemeğe kal dedim. Hiç nazlanmadı. Bir gün öncesinin yemeğini ısıttım. Çok keyif aldım. Başkasına yemek yapan insanlardan olamayacağımı düşünürdüm hep. Ben de artık başkasına zevkle yemek yedirebiliyorum. Hayatta ilerlemişlik hissi yaratıyor. Galiba en büyük korkularımdan biri hayatta yerinde saymak. Bir diğeri gülünç duruma düşmekti dans ederken. Onu Burak'la kısmen aştım. Salsa dans ettirdi bana bir kulüpte. O gece çok özeldi. Sis basmıştı Taksim'i. Ve biz sokak çalgıcılarının yanına yere tünedik müziklerini dinlerken. Saat sabahın üçüydü. Fotoğraf makinem malesef yanımda değildi. Genç bir adam biz anıtın önünden geçerken bizi çekti sanırım sisin içinde. O kareyi çok merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzurluyum. Mutluyum. Büyüyorum usul usul. Sislerin içinden geçerek bazen. &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3316487394826379998?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3316487394826379998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3316487394826379998' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3316487394826379998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3316487394826379998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/12/gece-baslarken.html' title='Gece başlarken.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-5368581441899068993</id><published>2010-11-03T01:33:00.000+02:00</published><updated>2010-11-03T01:33:24.885+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sezen abla'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kendiyle uzlaşmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soundtrack'/><title type='text'>Neler neler geçmedi mi?</title><content type='html'>Sizlere iyi haberi vermek istedim. Son günlerdeki salya sümük ağlamalarıma katlandınız, iki senedir sızlanmalarıma, yok ölüyorum aşkımdan, yok heyecanımdan diye diye kafanızı şişirmeme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün geceki yazıyı postaladıktan sonra bir mucize gerçekleşti. İki senedir içinde boğulmaktan adeta zevk aldığım gölün kenarına yüzdüm ben. Ki döktüğüm gözyaşlarından gölün su seviyesi yükselmişti artık. Çıktım karaya dostlar. Ayağım yere basıyor şimdi. Gölün suyu hala tatlı ama ona uzaktan bakabiliyorum yirmi dört saattir. Tabii üstüm başım sırılsıklam perişan, ve debelenmekten de bitkin düştüm. Dinlenicem biraz. Geçecek. Önemli değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım başıma gelebilecek en güzel şey buydu. Sezen Aksu'yla düet yapacaksın deseler bu kadar etkilenmezdim sanırım. Ne derdi Sezen abla bu durumda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Geçer geçer&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Daha öncekiler gibi&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Bu da geçer&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt; &lt;i&gt;Neler neler geçmedi ki...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-5368581441899068993?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/5368581441899068993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=5368581441899068993' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5368581441899068993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5368581441899068993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/11/neler-neler-gecmedi-mi.html' title='Neler neler geçmedi mi?'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-561382272837735157</id><published>2010-11-01T23:55:00.000+02:00</published><updated>2010-11-01T23:55:04.363+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><title type='text'>Son havadisler.</title><content type='html'>Geç şuraya otur günlük. Başlıyorum anlatmaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere İpek'i koluna takıp gitmemiş Paris'e. Ben heyecan ve üzüntüden türk kafilesindeki diğer insanları farketmemişim. Evet. Dönüp katılımcıların tam listesini A'dan Z'ye tekrar inceledim çünkü dün oturup. İpek dediğim kız dışında küçük bir türk grup var. Benimki bir salonda diğerleri topluca başka bir salonda. Zaten onu tanıdığım kadarıyla böyle bir şey yapmazdı. Ben sadece kendimi kandırmaktan korktum. Kendimi boşuna perişan etmişim. Kıskanmak ne fena bir hismiş be günlük. Kolay kolay başıma gelmez. Gelince de yılların acısını çıkartıyor sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bu arada, o yapıyorsa ben de yaparım deyip bir arkadaşlık sitesinde profil doldurdum filmi izleyip ağlamaktan helak olduğum gece. İki senedir kimseye yakışıklımıymış diye dönüp bakmıyorum. Tedavülden kalkmış gibi benim için. İnternetten adam mı bulunur diye sorgulasam vazgeçeceğimi bildiğimden hemen harekete geçtim. Kestirdim birini gözüme. Mesaj attım. Cevap geldi. Ben de ona cevap yazdım. Böyle devam etti. Hoş bir tip. Yakışıklı bile denir. Konuşması düzgün. Fotoğraf çekiyormuş. Baktım çektiklerine. Hiç de fena değil. Ki ben kolay kolay beğenmem. Sabahın dördüne kadar konuştuk. Sonra hatırladım o gece saatler geri alınıyor diye. Hoop saat üç oldu. Ne tatlı geldi o bir saatin geri alınması. Falsolu bir hareketi olmadı ve Pazartesi günü için randevulaştık. Yani bugün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küpelerimi taktım. Saçımı açtım. Makyaj yaptım. İlk defa başka birisi için. Benim Paris fatihi,- artık ona da bir isim vermek icap ediyor, eskiden sevdiğim adam diyordum, M. diyelim en iyisi,&amp;nbsp; - beni kokoş bir şey zanneder. Onu görmeye gideceğim zaman hep süslenip giderdim. Neyse işte. Buluştuk - yeni tanıştığıma da Burak diyelim bundan böyle. Burak da beni ekmedi sağolsun saatinde buluşma yerindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekarmış, şu anda sevgilisi yokmuş, daha önce evlenmemiş. Çocukları çok seviyor. Sanata bakışımız aynı. Dürüst birisi belli. Kendini olduğundan farklı göstermeye çalışmıyor. Eski kız arkadaşlarından biraz dili yanmış anladığıma göre. Kalbi temiz ve açık fikirli bir insan. Her şey güzel. Bir kusuru var. Beni hiç merak etmiyor. Ben anlatmasam hiç bir şey sormuyor hakkımda. Ben de tutup "ben de şöyleyim böyleyim" demek istemiyorum durduk yerde. Hoşlanmadı bence benden. Etkilenmedi. Zaten ne kadar tanıyor ki etkilensin. Ayrılırken, araşırız görüşürüz filan dedi.&amp;nbsp; Pfff...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.'la da ilk bakışta aşk olmamıştı. Gerçi ben onunla tanışmadan önce, onun hakkında duyduklarımdan biliyordum şaşırtıcı derecede benzerliğimizi. Karşılaşmamızın bir yerde çok çarpıcı olacağını. Ama evli olduğunu sanıyordum. Evliyse bulmuştur hayatının kadınını, bulmuşsa o kadar da benzemiyor hayatlarımız, huyumuz diyordum. Gene de ilk zamanlar özel bir şey hissetmedim ona. Sevmiştim insan olarak, sevilmeyecek gibi değil, ama o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse Burak'tan sonra annemlere uğradım. Annem beni özlemiş. Akşama yemeğin var mı dedi. Çok iştahım yok şu sıralar anne dedim. Canın sıkkın senin dedi. İşten dolayı zannediyor. Anne M. Paris'te biliyor musun demek istedim. Onu çok özlüyorum demek istedim. Diyemedim. Desem kızacak. Çok uzattın ama sen de diyecek. Ki onu sevmişti. Ki annem kolay kolay insan sevmez. Üzülmiyim istiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum çok uzattım. Bu postu bile yayınlayasım yok.&amp;nbsp; Bu günle ilgili iki güzel an var hatırlamak istediğim. Bir tanesi, kafede otururken üşüyen ellerimi bardağın etrafına dolamıştım ve içimden "keşke şu an elleriyle ellerimi sarsa" dedim. "Yok ki öyle bir samimiyetimiz, yapmaz" diye düşünmeye kalmadan elleriyle ellerimi sardı. İkinci özel anı günün, annemlerde yeni uyanan babamın yanına gittiğimde "küpelerin çok güzel duruyor" demesi babamın. Babam ki saçımı sıfıra vursam farketmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle işte günlük. Bugün böyle geçti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-561382272837735157?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/561382272837735157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=561382272837735157' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/561382272837735157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/561382272837735157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/11/son-havadisler.html' title='Son havadisler.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6928840441468971986</id><published>2010-10-31T18:22:00.000+02:00</published><updated>2010-10-31T18:22:42.454+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Bitirdin beni Çağan, bitirdin.</title><content type='html'>Geçen sene aynı tarihte televizyon yayınlamıştı. Eminim çünkü blogumda ilgili bir post var. Tarih bir iki gün farkla aynı. Her şey aynı. İzlerken üstüme çektiğim battaniye ve dolayısıyla havanın serinliği bile. Tek fark bu sefer filmi başından yakaladım en başından. Bir de göğsümdeki baskı farklı, daha ağır. Ağlarsam kalp krizi geçirir miyim? Hani zaman her şeye ilaçtı? Peh. İnanmamıştım ki zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamdan geçen bölük pörçük konuşmalar aynı. "Sen de ıssız kadınsın o zaman". Bu hep böyle mi olacak? Ben her sene aynı filmi izleyip aynı eskimiş konuşmaları düşünüp kahrolacak mıyım? Yıllar boyunca. Seksen ikinci sonbaharımda mesela. Kalbim sağlam olmalı. Baya ağrıyor ağlarken, nefessiz kalıyorum, ama hala atmakta direniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapmam ama, cebine mesaj mı atsam? "Fox tv'de Issız adam var" diye. Yok yok yapmam. Başkası için olsa yapardım, belki bir şeylere kıvılcım olur, ne bileyim insafa gelir filan. Hem o şu anda Paris'te. Sahi Paris'te mi? Tarihi yanlış hatırlıyor olabilir miyim? Belki de Istanbul'dadır. Geçen sene Istanbul'daydı, ne değişti? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklam arası. Tam sırası. Ulu Google, cevap ver, sevdiğim nerede? İsim soyadı, Paris, Kongre, Ekim 2010. Tak. Google beni hayal kırıklığına uğratmaz bilirim. Tarih doğruymuş. Bu hafta sonu. Konuşmacıların arasında ismi geçiyor. Hatta hangi saatte hangi salonda konuşacağı bile orada yazılı. Paris'te yani şu an. Fox tv'yi filan açamaz mesaj bile atsam. Öylesine gözüm gidiyor listeye, yukardan aşağıya diğer konuşmacıların isimlerine bakıyorum. O ne? Bir dakika. Bir türk daha var listede. Bir kadın. Biz ona İpek diyelim. İpek...Reklam arası bitti. Film başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağla güzelim. Ağla benim küçük aptalım. İstersen 82. yaşına kadar onu düşünüp ağla, istersen nefessiz kalıp hemen şu an öl onun için. Değer bence. O da sen gelmeyince, hemen kıvrak bir manevrayla İpek'i koluna takıp Paris'lerde fink fink gezsin. Hatta bu saatte otel odalarında...Sen ona "Issız Adam var televizyonda" diye mesaj atarken onların sevişmesini bölmüş ol. O da sıkıntıyla telefonuna göz atıp, eğer cebimi kaydettiyse tabii, yüzünü ekşitip kıza "önemli birşey değilmiş" desin içinden de "bu kız da amma uzattı, &lt;i&gt;musallat &lt;/i&gt;oldu iyiden iyiye" diye düşünsün. O yüzden en son gördüğümde, onu özlediğimi söylediğimde, sessiz kalmış. Ve Paris kongresinin konusunu açtığımda konuyu kapatmış, gözlerini kaçırıp. Kahretsin. Kim bu İpek? Kim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman "Kim bu İpek" diye mesaj atarım ben de. Ya da evinin kapısının önünde kamp kurarım. Ve geldiği anda psikopatlar gibi yüzüne "Kim bu İpek" diye bağırırım. Ağlarım salya sümük önünde o da dayanamaz sarılır ve öpüşmeye başlarız. Hah. Çok fazla film seyrediyorsun bebeğim. Bu işler böyle olmuyor. İşte o can alıcı sahne. Alper Ada'ya ayrılmak istediğini söylüyor. Ağla bebeğim. Tutma kendini. Komşular duyarsa duysun. Kalbin de durmayacak sana garanti veriyorum.&amp;nbsp; Reklam arası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulu Google, sen her şeyi bilirsin, cevap ver bana kim bu İpek. Ahah çıktı. Resmi bile var. Evliymiş. Anlamalıydım çift soyadından. Tabii ki. Ve kariyeri ile ilgili ayrıntılar hepsi burada. Vücudu güzel sanki. Öyle bir aşktan heyecandan filan bahsetmiyor duvarında. Facebook çıktı mertlik bozuldu. Oh olsun. Biraz rahatladım sanki. İyi de niye onunla gidiyor ki Paris'e?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha ağlarsam beynim akacak burnumdan. Onun doğduğu kente gitmedim bu bir sene zarfında ama büyüdüğü evi gördüm google'dan. Çünkü oranın belediyesi restore etmiş. Resimlerini koymuş. Orada onu hayal ettim. Ada'nın yaptığı gibi. "Beğendin mi evi?" derken gözlerimin içine bakışı işlemiş içime. Acıtıyor hala düşününce. Acıtmayan ne var bir söylesene.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İpek veya bir başkası sonuçta ne fark eder? Artık bir daha görmeyeceğim onu. Bak o senin yerine önemsiz de olsa birini koyabiliyor. Bunu planlayabiliyor önceden. Arkandan ağlıyor mu? Ah şimdi Yazar olacaktı bu Paris sokaklarında gezecektik beraber diye kahroluyor mu? Hayır. Hooop Yazar olmasza İpek olur diyor. Ne bekliyorsun ki? Onun evinde tokanı mı düşürdün ki onu kaç zaman sonra bulduğunda dağılsın? O kendini gayet güzel idare ediyor. Sen kendi kendine dağılıyorsun. İzleme bir daha bu filmi. Müziğini de dinleme. Sen de onun yerine birini koy. Eğreti bile dursa. O yapabiliyorsa madem. Yeni birisiyle tanış. Ulu google bunu da ayarlayabilir sanırım. Önünde bir ömür var. Kafanı kaldır. Zevkli işlerin peşinden koş. Kendine güven yeniden. Güçlü ol eskisi gibi. Biraz gayret et, bük şu kaderin bileğini. Biliyorsun, bükeceğim dediğin anda başlar mucizeler.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6928840441468971986?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6928840441468971986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6928840441468971986' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6928840441468971986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6928840441468971986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/bitirdin-beni-cagan-bitirdin.html' title='Bitirdin beni Çağan, bitirdin.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8397688535121545444</id><published>2010-10-27T02:25:00.001+03:00</published><updated>2010-10-27T02:34:00.936+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soundtrack'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><title type='text'>Kasım yaklaşıyor bak...</title><content type='html'>Blog blog olalı böyle bir izdiham görmemiştir. Zayıflamak üzerine yazdığım postun istatistiklerinden bahsediyorum, inanamadım. Pazar günü zaten yüksek olan izleyici sayısı pazartesi günü pazarınkinin iki katına çıktı! İlginize teşekkür ederim efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enine boyuna yazdım sağlıklı beslenmek şu bu. Ama ben iyi değilim. Ki dün o&amp;nbsp; istatistiklerin gazıyla tekrar yürüyüşe bile çıktım. Biraz iyi geldi hemen ama yine de. Kasım geliyor ondan herhalde. Güneş almam lazım. Bulutlu bile olsa hava dışarı çıkmam lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş aramak moralimi çok bozuyor. Sanki hiç bir iş bana göre değilmiş gibi. CV yazdım bu akşam bir de başvuru mektubu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de sevdiğim adam gözümde tütüyor. Eskiden sevdiğim demem lazım aslında ama bu durumda eskiden diyemiyorum. Buraya bin post da yazsam onunla ilgili gene gerçekler değişmeyecek. Bu haftanın sonunda yurtdışına gidiyor bir kaç günlüğüne. Hani bana da gel demişti ta bir buçuk sene evvelinden. Bugün cd doldurdum. İçinde İlhan İrem'in Boşver boşver arkadaş'ı da vardı. En aşık zamanlarımda uzak ve ycurl bahsetmişlerdi o şarkıdan. Hem o yüzden onunla bağdaşmış hem de yetmişli yılları hatırlattığı için. Bu kısmını anlatmak çok zor. Böyle bir kaç bir şey var ona aşıkken bir sebepten onunla  bağdaştırdığım. Karşıma çıktıklarında sanki ondan haber alıyormuşum gibi heyecanlanıyorum. Böyle onu özleyip özleyip gözlerim doluyor, ağlıyorum. Ailesini düşünüyorum, büyüdüğü evi. Oysa şimdi başka başka telaşlardadır o. Ben umurunda bile değilimdir. En son gittiğimde "geçenlerde seni düşündüm, ne yapıyordur dedim, sen geldin" dedi. Mideme yumruk gibi geldi. Beni her dakika her gün düşünmesi gerekirken o bunu "bak seni hala unutmadım" anlamında söyledi çünkü. Ayrıca da ne yaptığımı merak ediyorsa o kadar, açıp blogumu okuyabilir en kestirmesinden. Demek ki onu bile yapmıyor artık. Yokum ben artık onun için. &lt;strike&gt;Bir blog yazarı &lt;/strike&gt;&lt;a href="http://sardunya.blogspot.com/"&gt;Sardunya &lt;/a&gt;bir kaç gün önce yazmıştı: "&lt;i&gt;Bir masalın yokmuşuyum&lt;/i&gt;" diye. O kadar iyi anlıyorum ki...O kadar güzel söylemiş ki. Hal böyleyken aptal aptal ayrıntılara takılıyorum üstelik. Bu blogun bir postunda "o kapıyı ardımdan son kez çektiğimde bu ikimize de acı vermez" demiştim. Onun işyerinin kapısını kastederek. Fakat o kapıyı son kez çekmek kısmet olmadı. Çünkü son ziyaretimde beni kapıya kadar geçirdi ve asansöre binene kadar kapatmadı. Bekledi.&amp;nbsp; Sanki ben bu dünyaya onu tanımak için gelmişim ve bundan sonra yaşanacaklar işin önemsiz kısmı gibi. Hayatın çöpü. Yarın boğaz ağrısı ve burun akıntısıyla uyanırsam şaşmıycam. Bağışıklık sistemimi çökertiyor bu üzüntüler. &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Yeter yeter, öleceksek ölelim...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8397688535121545444?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8397688535121545444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8397688535121545444' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8397688535121545444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8397688535121545444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/kasm-yaklasyor-bak.html' title='Kasım yaklaşıyor bak...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3470521205819550647</id><published>2010-10-24T00:57:00.000+03:00</published><updated>2010-10-24T00:57:54.300+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aç kalmadan kiloları nasıl verdim'/><title type='text'>Aç kalmadan nasıl 17 kilo verdim?</title><content type='html'>Yavaş yavaş, dermişim :) Ki aslında öyle. Bir buçuk sene sürdü. Üç haftada bir kilo ediyor. Bu benim için olan. Sizin için farklı olabilir. Hatta bazıları için hiç işlemeyebilir. Tıbbi bir sorundan dolayı kilo alıyorsanız mesela. Ve zaten doğru besleniyorsanız. Olay bu. Doğru ve bilinçli beslenmek. Yani en çok besin maddesini (vitaminler A, B, C, D, E mineraller demir, bakır, manyezyum, fosfor, proteinler lifler vs.) en az kaloriyle alırsanız aç kalmıyorsunuz ve normal kilonuza geliyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben tatlıya çok düşkündüm. Biraz sonra bahsedeceğim &lt;a href="http://www.whfoods.com/"&gt;siteyi &lt;/a&gt;ilk keşfettiğimde günde yarım tablet çikolata ve yarım paket pötibör bisküvi yiyordum. İçim çekiyordu. Ama sorsanız dengeli besleniyorum derdim. Çünkü dengeli beslenmeyi aynı öğünde et, nişastalı gıda, salata ve meyve yemek zannediyordum. Sonra bu &lt;a href="http://www.whfoods.com/"&gt;sitenin (World's healthiest foods) &lt;/a&gt;&lt;b&gt;food advisor&lt;/b&gt; kısmında bulunan testi yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Food advisor size normal bir haftanızda tükettiğiniz yiyecekleri soruyor. Yaklaşık yirmi dakikada doldurulan bu testten sonra normalde ihtiyacınız olan vitamin ve minerallerin ne kadarını aldığınızın dökümü çıkıyor. Benim sonuçlar felaketti: açmışım meğer. Hem aç hem de şişman. Normalde yediklerimden ne demir alıyormuşum ne B grubu vitaminleri ne D grubu ne manyezyum ne potasyum ne o ne bu. İçimin neden sürekli çikolata çektiği böylece anlaşıldı. Çünkü çikolatada demir de var, kalsiyum da manyezyum da. Vücut çikolata! çikolata! diye inlerken aslında demir! demir! diye inliyormuş. Çikolata besleyici bir gıda. Tek sorun kalorisi yüksek. Daha fazla demiri (besini) daha az kaloriyle alırsan, çikolata ve tatlı krizine girmiyorsun ve zayıflıyorsun. İşin matematiği bu. Demir (besin) en az kaloriyle hangi yiyeceklerde var (sitede bütün besin maddeleri için tek tek liste var): soya fasulyesi, mercimek, ıspanak, susam, kabak çekirdeği, fasulye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki ben bunlardan hiç birini düzenli olarak tüketmiyordum. Düzenli tüketmek: bir hafta içinde en az bir kere. İnsanlar hangi yiyecekte kaç kalori var biliyorlar ama karşılığında hangi vitamin ve mineraller var bilmiyorlar. Sabah kahvaltısına tahin (susam) ekliyorum zayıflamak için deyince insanların gözleri kocaman oluyor. Tahin çok kalorili değil mi diye. Evet iki kaşığında 200 kalori var. Fakat 200 kalorinin içinde on çeşit mineral ve vitamin alıyorsun ayrıca da seni dört saat tok tutuyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki artık hiç çikolata yemiyor muyum? Yiyorum. Ama arada bir. İki üç kare yersem arada bir, bana yetiyor. O da şişmanlatmıyor zaten. Tatlı da öyle. Bu yöntemin en güzel yanı gıda çıkarmıyorsun alışkanlıklarından gıda ekliyorsun sadece. Yararlı gıdaları ekleyip, hiç bir işe yaramayan kalorileri azaltıyorsun. En zor yanı da yiyecekler konusunda bilinçlenmek. Hangi yiyeceği tüketirken hangi besinleri alıyorsun onları öğrenmek. Zahmetli biraz evet. Ama uzun vadede bu zahmetin karşılığını alıyorsun. Ben aldım.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Nerden başlayacaksınız?&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;World's healthiest foods sitesi çok mükemmel çok komple. Tek kusuru o kadar çok bilgi var ki nereye bakacağını şaşırıyor insan. Size tavsiyem işe &lt;b&gt;food advisor&lt;/b&gt;'dan başlamanız. Böylece yirmi dakikada bu yöntemin sizin için uygun olup olmadığını, doğru beslenip beslenmediğinizi anlayabilirsiniz. &lt;a href="http://whfoods.org/"&gt;Siteye girdiğinizde&lt;/a&gt; aşağıya inin. En soldaki sütünda &lt;b&gt;eating healthy&lt;/b&gt; diye bir başlık var. Orada &lt;b&gt;food advisor&lt;/b&gt;'ı tıklayın. Kırmızı okla gösterdiğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TMM87El7liI/AAAAAAAAAJI/umWhKeXwhVA/s1600/food+advisor.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="142" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TMM87El7liI/AAAAAAAAAJI/umWhKeXwhVA/s320/food+advisor.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çıkan formu doldurun. Üyelik, email adresi filan gerekmiyor. Direkt doldurabilirsiniz. Terms and bilmemneyi kabul ederimi işaretledikten sonra Submit for analysis düğmesi var aşağıda. Orayı tıklayın. Sonuçlar ekrana çıkacak.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TMM_dOKUSjI/AAAAAAAAAJM/trYCWu7svGw/s1600/sonu%C3%A7.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="148" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TMM_dOKUSjI/AAAAAAAAAJM/trYCWu7svGw/s320/sonu%C3%A7.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Benim örnek olsun diye uyduruktan doldurduğum formdan çıkan sonuçlar yukarda. Sol sütünda kırmızı olarak çıkan yüzdeler hangi besinin beslenmemde ne kadar eksik olduğunu gösteriyor. Eğer hiç kırmızınız yoksa ve çok az sarınız varsa o zaman bu yöntem size göre değil. Zaten doğru besleniyorsunuz demektir. Ama kırmızılar bolsa o zaman ciddi bir değişiklik yapmanız gerekiyor beslenme alışkanlığınızda. Sağdaki sütun besin çeşidine göre yiyecek maddelerini listelemiş. Bu listeye göre örneğin ıspanak beslenmemde eksik olan 12 besin maddesini birden karşılıyor. Dana ciğeri (calf's liver) 9 besin maddesini. Ve öyle gidiyor. İsterseniz soldaki listede en üst sırada yer alan copper'a (bakır) tıklarsınız. Ve bakır eksikliğinin belirtilerini, hangi besinlerde bulunduğu ile ilgili bilgilere ulaşırsınız. Sayfanın daha aşağısında da yemek tarifleri var. Soldaki rakamlar gene hangi yemek tarifinin kaç besin maddesini karşıladığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılların alışkanlığı birden değişmez tabii. Yavaş yavaş gidin. Ben işe beslenmeme ıspanak ve ciğer eklemekle başlamıştım. Ekmeği yedi tahıllı ekmekle değiştirdim. Her hafta iki öğün ıspanak ve iki öğün ciğer yemeye çalışırım hala. Ciğer çok severim zaten eklemesi zor olmadı. Artık yapmıyorum ama ilk zamanlar diğer öğünleri (ıspanak ve ciğer dışında) hep yediğim gibi bırakıp kahvaltılarımı değiştirmiştim. Sadece kahvaltıyı değiştirmekle bile kilo verebilmiştim. Dönüşümlü olarak &lt;a href="http://whfoods.org/genpage.php?tname=recipe&amp;amp;dbid=200"&gt;Strawberry smoothie'yi&lt;/a&gt; (mevsim meyveleri ile adapte ederek) şu anda sitede tarifini bulamadığım suda pişmiş yumurtalı bir kahvaltıyla yiyordum. ( yedi tahıllı bir dilim ekmek, rokka yaprakları, bir dilim domates, suya kırılmış yumurta, üzerine zeytinyağı, tuz karabiber). Ama siz damak zevkinize göre istediğiniz &lt;a href="http://whfoods.org/recipestoc.php#recipes"&gt;kahvaltıyı listeden&lt;/a&gt; seçebilirsiniz. Strawberry smoothie'yi içtiğim ilk günün akşamında çikolata ve bisküvi isteğim bıçak gibi kesilmişti. Ve enerji artışım, tokluk hissim de inanılmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten zayıflamayı uzun vadede mümkün kılan da bu aslında. Fedakarlık ve irade bazlı bir sistem değil. Bilinçlenme ve bilgi bazlı. İpin ucunu kaçırmak gibi bir dert yok. Zaten yavaş yavaş geçiş yapıyorsun. Ve kısa sürede kendini daha iyi hissettiğin için de devam ediyorsun. Buna rağmen hala eski alışkanlıklarıma geri dönmeye meyilim var. Geçen ay mesela üst üste her akşam lokma tatlısı yemeye başlayınca anladım ki gene sağlıksız besleniyorum. Sağlıklı beslensem lokma almak aklıma gelmeyecek. Onun yerine &lt;a href="http://cafefernando.com/turkce/elma-blueberry-ve-mandalinali-crumble/"&gt;elmalı crumble&lt;/a&gt; yaptım. Cafe fernando'nun tarifinden. İçinde ceviz ve yulaf var. Elma ve mandalina var. Tarçın var. Biraz beyaz şeker de var. Ama onu dert etmedim. Hamurlu lokmaya yeğdir diye düşündüm.&amp;nbsp; Bakliyatları ve balığı ekledim öğünlerime mesela. Bugüne kadar tam yapamamıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sisteme ilk geçtiğimde yürüyüş de yapıyordum. Doktor dayatmıştı. Her gün yürümeye çalışıyordum. Şimdi genç kızlık kiloma dönünce yürüyüşleri bıraktım ama gene başlamak istiyorum. Size kalmış. Ne kadar sağlıklı olmak istediğinize. Şimdi gidin ve World's Healthiest Foods'un altını üstüne getirin. Sonrasında da habersiz bırakmayın beni. Yorumlarınızı merakla bekliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3470521205819550647?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3470521205819550647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3470521205819550647' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3470521205819550647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3470521205819550647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/ac-kalmadan-nasl-17-kilo-verdim.html' title='Aç kalmadan nasıl 17 kilo verdim?'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TMM87El7liI/AAAAAAAAAJI/umWhKeXwhVA/s72-c/food+advisor.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3173889713492684849</id><published>2010-10-23T02:20:00.000+03:00</published><updated>2010-10-23T02:20:42.715+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Telaşlı günler ve yeni bir hayat.</title><content type='html'>Telaşlı günlerdeydim. Telaşın biri bitince yenisi geliyor. Yurtdışından üç farklı ülkeden, üç arkadaşım aynı hafta içinde İstanbul'a gelip buluşmak isteyince sosyal fakiri bünye strese girdi. Aynı haftanın sonunda bir kuzeni evlendirdik hem de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitti mi? Bitmedi. O sıkışıklıkta dört sene önce ders verdiğim öğrencimin küçük kardeşi aradı. Ağbisinin okulunu kazanmış. Sınavı varmış. Ona da yetiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de aylar önce kaydolduğum bir listeden nihayet bir kişi çeviri için başvurdu. Ne zaman? Tabii ki o haftanın sonunda. Fakat onu reddettim. Hem başka dersim vardı o gün. Hem de standart ücreti beyefendi Türkiye şartları için yüksek bulmuş. Yarısını teklif etti. Saçmalamasın. Çevirmeni bütün gün alıkoyup niteliksiz işçi fiyatına razı olmasını bekliyor bazı fransızlar. Dedim senin haberin var mı o dili o şekliyle öğrenmek insanın kaç senesine ve kaç parasına mal oluyor? Ciddi bir zaman ve para yatırımı. Sen bana telefonda "fransız mısınız" diye soruyorsun ama. Anlamadı tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bu haftanın başında bir öğrenci dersleri askıya aldı. Yeni telaş dediğim o. Mesaili iş bulma konusu bir anda öncelik oldu. Bu hafta sonu cv ve başvuru mektubu yazmam lazım. Yayınevlerine başvurmayı düşünüyorum. Bakalım ne olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev düzenlemesi başarıyla devam ediyor. Banyoyu bugün hallettim. Mutfağın rafları kaldı. Tezgah tam puan. Yemek hazırlamak daha kolaylaştı. Toplaması da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de ev düzenlemesi kapsamında dün dört beş saat uğraşıp yemek listesi çıkardım. Bu konu için ayrı bir post yazmak istiyordum. Nasıl 17 kilo verdim başlıklı.&amp;nbsp; Aslında bununla ilgili bir ekitap yazıp işi ticarete dökmeyi de düşündüm ama sonra o fikir hoşuma gitmedi. Vazgeçtim. Aç kalmadan, iradeye yüklenmeden bir buçuk senede nasıl 17 kilo verdiğimi, ve on aydır o kiloyu koruduğumu merak edenler yorumlara mum diksin. İlgilenen olursa bir post yazacağım. Amme hizmeti. Bedeva :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş ve eş konusunu da halledersem daha da bir derdim kalmıyor işte. Hikaye yazmak dışında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş bulduğum takdirde hayat tarzım tamamen değişecek. Yeni bir dönem başlıyor. Heyecanlıyım. Ya bulamazsam diye cılız bir korku var içimde. Yalan olmasın. Ama cızırtı yapan radyo gibi esas şarkıya odaklanmaya çalışıyorum. Yıllar önce okuduğum bir kişisel gelişim kitabından öğrendiğim bir teknik var korkuya dair. Meyvesini çok yedim. Yarış arabası benzetmesi olarak sunulmuştu kitapta. Yarış arabasını sürüyorsun. Bir yerde aniden yoldan çıkıyor ve kendini duvara doğru dümdüz giderken buluyorsun. Bu durumda gözünü az sonra çarpacağın duvara dikersen oraya çarpmaman mucize olur. Onun yerine gözünü tekrar girmek istediğin yola dikmen gerekiyor. Onu başarırsan arabayı kurtarma şansını yükseltiyorsun. Kısaca nereye gitmek istiyorsan gözünü oraya dik. Bakma başka yere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni insanlarla tanışmak istiyorum. Farklı ortamlar tanımak. Farklı işlerle uğraşmak. Farklı bir hayat.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3173889713492684849?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3173889713492684849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3173889713492684849' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3173889713492684849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3173889713492684849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/telasl-gunler-ve-yeni-bir-hayat.html' title='Telaşlı günler ve yeni bir hayat.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7801472894620913804</id><published>2010-10-20T03:56:00.000+03:00</published><updated>2010-10-20T03:56:12.208+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><title type='text'>Sabahın tam üçünde.</title><content type='html'>Saat sabahın üçbuçuğu ve ben fraktal nesnelerin peşinden google'u ve evreni gezmeye çıktım. Yetmezmiş gibi bir yandan da kafama, her zaman olduğu gibi, hikaye parçacıkları, diyaloglar filan geliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; -&lt;i&gt;Sence bu ne? diye sordu Büyücü.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; -...&lt;i&gt;her şey diye yanıtladı Gezgin gözlerini tablodan ayıramadan.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; -&lt;i&gt;Evet. Nerden bildin?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Sanki bir şeyleri anlayacak gibiyim. Hayata dair. Sanki anlamak mümkünmüş gibi. Hayata dair bir şey anlamasam bile daha az ulvi bağlamda lotodan voleyi vurabilirmişim gibi. Ahah! Bu geceki rüyalar çok şenlikli olacak. Tabii eğer uyursam. Fraktallerin babası matematikçi Benoit Mandelbrot vefat etmiş. Mekanı harikulade bir düzen olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TL46RsNqSPI/AAAAAAAAAJE/KqqroXzC4yE/s1600/fractal-Jan19_1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TL46RsNqSPI/AAAAAAAAAJE/KqqroXzC4yE/s320/fractal-Jan19_1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;a href="http://www.fractal-recursions.com/files/fractal-Jan19_1.html"&gt;http://www.fractal-recursions.com/files/fractal-Jan19_1.html&lt;/a&gt; adresinden alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7801472894620913804?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7801472894620913804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7801472894620913804' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7801472894620913804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7801472894620913804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/sabahn-tam-ucunde.html' title='Sabahın tam üçünde.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TL46RsNqSPI/AAAAAAAAAJE/KqqroXzC4yE/s72-c/fractal-Jan19_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3076806155498428706</id><published>2010-10-11T03:21:00.000+03:00</published><updated>2010-10-11T03:21:37.491+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Ev düzenlemesi ve derin mevzular.</title><content type='html'>Ne o ne bu ne şu hallerinden geçici de olsa geçmiş gibiyim. İftiharla bildiririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ve bugün mutfak temizlik ve düzenlemesiyle uğraştım. Sanki eve 20 m2 eklenmiş gibi. Sanki eve yeni taşınılmış gibi. Sanki yeni eve taşınılmış gibi. Mutfak tezgahı artık gerçek bir tezgah. Hala bitmedi. Dolapların içine raf yaptırıcam. Bir de lavabo altı dolabının kapısının içine mutfak bezini asmak için çengel yapıştırıcam. Hali hazırda bezler mutfak radyatörünün üzerinde duruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta evin bütün bölümlerini tek tek elden geçirmeyi planladım. En kolayı banyo olacak. En zoru da hobi odası. Muhtemelen bu hafta yetmeyecek. Ev işlerini yaparken ve belki de hayatın diğer alanlarında bardağın dolu tarafını görmek kendini kandırmak değilmiş. Elzemmiş. O olmadan yol alınmıyormuş. Ev işi yaparken sürekli yapılmamış işlere odaklanırsan bir süre sonra bünye sana yürü giti basıyormuş. Haksız mı? Yerden göğe kadar haklı. Ev düzenlerken başka önemli ve yararlı bir kriter varmış: kullanım sıklığı. Çok sık kullandığını yukarı dolaba ayda yılda bir kullandığını da mutfak tezgahının üzerine bırakırsan olmuyormuş. Böyle yazınca e tabii günaydın diyebilirsin de insanın gözü alışınca eşek kadar şeyi görmüyor. Neyse işte öyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka şeyler de öğrendim. İşleri keyifle dengelemek. Dergi, müzik, temiz hava, beyoğlu, yeğen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhteşem bir blog keşfettim. Sinek sekiz. Yanda yolunu gözlediklerim kısmında linkini bulabilirsiniz. Sebze meyve yetiştiriyorlar. Yemek artıklarını kompost yapıp sebze toprağını güçlendirmek için kullanıyorlar. Bahçe etiketi altında ne var ne yoksa bir gece sabahın dördüne kadar bir solukta okudum.Kafamda dönüp duruyor. Ben de yapabilir miyim? Nelerden vazgeçebilirsiniz diye sorun kendinize diyor tavsiye isteyen birine. Şehirden vazgeçebilir miyim? Emin değilim. Yeni bir işe girip çalışmayı düşünüyorum. Daha fazla para kazanmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu çok derin ama o blogu okuduktan sonra insanoğlunu yeni bir devrimin beklediğini düşünmeye başladım. Sanayi devriminden sonra tarım devrimi. Tekrar toprağa dönüş. Sanayi devrimi bir kısır döngüye kapatmış insanlığı. Bu fikir çok belirgin bir yerde aklıma düştü. Domateslerden çıkan çekirdekleri atmıyorlar. Biberlerden çıkan çekirdekleri atmıyorlar. Saklayıp zamanı gelince tekrar ekiyorlar. Doğada bolluk var. Sonsuz domates. Sonsuz biber. Herkese yetecek kadar. Hatta daha fazlası. Enişteyle bir keresinde birbirimize giriyorduk politika tartıştık tartışılmayacağını bile bile. Ben de isterim dedim herkes insan gibi yaşasın, insan gibi eğitim alsın, sevdiği işi yapsın. Ama olmuyor işte. Kim çöpçü olmak ister ki. Çöpçü de lazım. O zaman da sen kendi insanını eğittikten sonra gidip üçüncü dünya ülkesinden çöpçü ithal edeceksin. Ve sonra gelsin sosyal problemler. Tıkanma noktası buydu güzel fikirlerimizin, niyetlerimizin. En azından benimkinin. Somut olarak bakıyordum. Oysa şimdi farklı düşünüyorum. Çöplerini kompost yapabileceğin bir alanın varsa ve gereksiz ambalaj kullanmıyorsan o zaman çöpçülük diye bir işe gerek kalmıyor. Çöpün sana sebzelerini besleyecek toprak olarak geri dönüyor çevreyi de kirletmiyorsun. Ve bir adam gecenin onikisinde kötü kokular yayan bir kamyonun arkasında başkasının sokağa attığı torbaları toplayarak değerli ömrünün zamanını harcamak zorunda kalmıyor.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok derin bir soru ve kafamda dönüp duracak. Cevabı dünyayı değiştirebilir. Nelerden vazgeçebilirim? Sen nelerden vazgeçebilirsin? Ya o? Ya onlar? Çok gerekli sandığımız ama sadece gözümüz alıştığı için elimizin altında fuzuli yer işgal eden neyi kaldırıp bir dolaba koyabiliriz? Belki de o kadar çok paraya ihtiyacımız yok. Farklı şartlarda. Derin konular bunlar. Saat gene üç olmuş. Yatma vakti. İyi geceler küçük Co.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3076806155498428706?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3076806155498428706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3076806155498428706' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3076806155498428706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3076806155498428706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/ev-duzenlemesi-ve-derin-mevzular.html' title='Ev düzenlemesi ve derin mevzular.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3418517371392986596</id><published>2010-10-09T02:53:00.000+03:00</published><updated>2010-10-09T02:53:08.424+03:00</updated><title type='text'>Mim</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TK-gaS4yKiI/AAAAAAAAAJA/bOLw9C5xsd4/s1600/masa%C3%BCst%C3%BC+mim.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TK-gaS4yKiI/AAAAAAAAAJA/bOLw9C5xsd4/s320/masa%C3%BCst%C3%BC+mim.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bal Sultan beni mimlemiş. Masamın üstü. Ben de Fikirleri değişir diye Ashley'i ve uzak'ımı mimliyorum. Hadi bakalım kızlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3418517371392986596?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3418517371392986596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3418517371392986596' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3418517371392986596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3418517371392986596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/mim.html' title='Mim'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TK-gaS4yKiI/AAAAAAAAAJA/bOLw9C5xsd4/s72-c/masa%C3%BCst%C3%BC+mim.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-1026269092371671738</id><published>2010-10-08T16:08:00.000+03:00</published><updated>2010-10-08T16:08:32.536+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Sonbahar yağmurunda ev kedisi olmak.</title><content type='html'>Sabahtan beri sicim gibi yağıyor. Gök bile gürledi. Sonbaharı başka seneler bu kadar özlemle ve sevinçle karşılar mıydım? Evin içindeyim kahvaltım bitti. Aslında bugün de yazmayacaktım hatta bilgisayarı hiç açmayacaktım evin işlerini halledecektim bütün gün ama dışardaki yağmur şıkırtısının üzerine ve hafif karanlık salon ortamına Groovy kind of love çalınca radyoda dayanamadım. Çayım önümde. Kombiyi yaktım. Termometreyi dışarı koydum. 12 dereceye kadar kısaldı kırmızı çizgi. O dandik termometrenin gerçekten ısıyı ölçtüğüne inanamadım. Benden önceki kiracı evi boşaltırken civardaki eve servis yapan dükkanların kartlarını, mıknatıslı promosyon şeylerini benim için mutfak çekmecesine bırakıp gitmiş. Onların arasında dandik bir mahalle pizzacısının verdiği mıknatıslı promosyon şeysinin kenarında işaret parmağımdan kısa ahı gitmiş vahı kalmış bir termometre var. İşte o. Ölçüyormuş, bugün tasdiklendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün annemin doğumgünüydü. 80. yılını doldurdu. Hastaneye gittik. Dikişlerini aldırdık. Kırıklar henüz kaynamamış. Mezarlığa uğradık. Hiç tanımadığım anneannemle dedemin mezarlarının başına gittik. Annem dua etti. Oraya kadar gitmişken az ötedeki Hrant Dink'in mezarını da ziyaret ettik. Taze çiçekler vardı mezarın başında. Bir de güvercin. Yaşlandı gözlerim, hüzünlendim. Bir taksi şöförü demişti bunu bana, her zaman taze çiçek var mezarında demişti, konusu nerden açılmışsa artık, ben açmadım ondan eminim. Bu bile yeterince duygulandırıcı değil mi? Bir taksi şöförünün her zaman çiçek olduğunu bilecek kadar sık ziyaret etmesi onun mezarını? Sonra bu yaz annemin vefat eden arkadaşının mezarının başına da gittik. Mezarlıktan sonra manifaturacılar çarşısına uğradık. Kumaş lazımdı anneme. Alışverişimizi yaptık. Oradan benim eve geldik. Biraz sohbet ettik. Biraz birşeyler atıştırdık. Sonra onlara gittik. Pasta kestik. Hediyelerini aldı sevinçle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra eve geldim. Yayla çorbası pişirdim. Yani adından emin değilim aslında. &lt;a href="http://oyaninmutfagi.blogcu.com/yogurtlu-pirinc-corbasi-yayla-corbasi/4749242"&gt;Yoğurtlu pirinç çorbası&lt;/a&gt;. Üzerine tereyağında kavurduğun kuru naneyi döküyorsun. Olağanüstü oldu desem abartmış olurum. Tadı normal çorba tadıydı gene de olağanüstü bir yanı vardı. Midemle beraber ruhumu da doyurdu beklenmedik şekilde. Bu yeni başlayan soğuklarla iyi gitti. Hem de insana o anda yaşamı kaliteli yaşıyormuş hissi veriyor. Herkese böyle mi oluyor? Yoksa annemin diyetisyeninin dediği mi? Ermeni bir hastası ona demiş ki: bir Istanbul Boğazı bir de Ermeni boğazı. Puhaha diye güldüm kadına. Bayramlarda midye dolması yapıp yapmadığını soruyordu anneme, ben de yapmaz olur mu dedim, o da bunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün aslında Eminönü'ne gidecektim. Camlı fenerlerden alacaktım iki tane içine mum konan. Onu da televizyon sehpasının yanına koyacaktım ya da orta sehpanın üzerine. Bir de french press kahve yapma "kahvedanlığı". Amerikan mutfak masasının üzerine de küçük krom abajurlar Şişhane'den. Ikea nasıl koşullamışsa beni orada bulamayınca başka yerden almayı akıl edemedim. Annem henüz İkea'ya ayak basmadığı için etki altında değil hala özgür iradesi var. Dün o söyledi de dank etti "başka yerden baksana" diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak kaç gündür aynı şey oluyor. Evin derleme toplanmaya ihtiyacı var. Benim canım güzel bir kahve yapıp kitabımı alıp kanapeye uzanmak sıkılınca da örgüme devam edip ev kedisi olmak istiyor. Eşzamanlı olarak Eminönü ve Şişhane'de aklım. Ayrıca manavdan mandalina almak da istiyorum. Bir yandan başka bir işe de girsem mi ne işi filan onları düşünmem ve harekete geçmem lazım. Yemek dergilerinde aklımın başka bir bölümü. Hikaye yazmayı saymıyorum daha. Ve tabii ki ne oluyor? Ram'ı zayıf düşmüş bilgisayar gibi beklemede kalıyorum hiç bir işlemi yapamadan. O mu bu mu şu mu derken ne o ne bu ne şu gibi saçma sapan geçiyor gün ve beni sinir basıyor. Elimde bir öncelik listesi bile var önem sırasına göre. İşe yarıyor mu? Hayır! Sorun daha derin bir katmanda kesin ama o katmana inip bakmak da bir iş. Ayh! Biri beni kurtarsın...Blogumun kenarında yeni yazıların habercisi var onları da okumak için yanıp tutuşuyorum daha. Dur bakalım elbet bir hal çaresi bulacağız bu duruma. Dur bakalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-1026269092371671738?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/1026269092371671738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=1026269092371671738' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1026269092371671738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1026269092371671738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/sonbahar-yagmurunda-ev-kedisi-olmak.html' title='Sonbahar yağmurunda ev kedisi olmak.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3281536972144698487</id><published>2010-10-03T20:56:00.000+03:00</published><updated>2010-10-03T20:56:19.251+03:00</updated><title type='text'>Çıkmaz yoldan geri geri gitmek.</title><content type='html'>Çıkmaz yoldan kurtarabilmek için kendimi geri geri gitmekten bahsederken buraya kadar geldim. Bir nevi zamanda yolculuğa çıktım. Bilmiyorum ki ilginizi çeker mi bu hikaye. Toplam yaklaşık yirmi yıl geriye gitmişim de söyleyeyim en baştan. &lt;i&gt;Nasıl geçti habersiz...&lt;/i&gt;Bilmeyenler için bu olaylar Fransa'da geçiyor.&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;J-P'i ilk gördüğümde tıp fakültesinde öğrenciydim, anatomi kitaplarının fotokopisini çekmeye bir arkadaşımın tavsiye ettiği, fakültenin az ilerisindeki yokuşun aşağısındaki fotokopiciden dönüyordum. O zamanlar C. diye tipsiz biriyle bir ilişkim vardı ve ben de ondan daha çekici değildim. Makyaj yapmayı bırak, kaşlarımı bile düzeltmiyordum. Üstüme iki beden bol gelen bir kar montum vardı, ayağımda da en kabasından beyaz lastik ayakkabılar. C. benim güzel olduğumu sabahtan akşama söylese de kendimi hiç beğenmiyordum ve bunu artık sorun da etmiyordum. Kabullenmiştim. Bazı erkekler bana hayatta bakmayacaktı ama hayat böyle bir şeydi. O gün iki ciltlik anatomi kitabının fotokopisini çekmek ne kadar sürdü bilmiyorum. İşimi bitirip yokuştan yukarı fakülteye geri giderken, o tenha yolun kaldırımında fransız filmlerinden fırlamış kadar yakışıklı ve karizmatik benden yaşça azıcık olgun bir adamın bana ilgiyle baktığını farkettim. Bir arabaya binmek üzereydi. Yanında bir kadın, biri üç biri de yedi yaşlarında iki küçük oğlan çocuğu vardı. Bana uzun uzun bakıp gülümsedi. İnanamadım. Etrafıma bakındım başka birisine mi bakıyor diye ama sokak bomboştu. Ben de ona gülümsedim. Karşı kaldırıma geçmek zorunda olsam da baktım ona bir süre. Sonra arabasına bindi galiba. Ben de fakülteye döndüm. Öyle bir sevgilim olmasını hayal bile edemedim. Beni beğenmişmiydi ki? Hayatın bana bir lütfu olarak hatırladım o günü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan bir kaç yıl geçti. Tıp sınavını veremedim. Psikolojiye kaydoldum. O tipsiz sevgiliye yol verdim. Kaşlarımı düzelttim. Spor ayakkabılarını atıp, topuklulara geçtim. Makyajın yüzüme ne kadar yakıştığını ve buna bağlı olarak insanların bana bakışının ve davranışlarının ne kadar değiştiğine hayretler ettim. Biraz ruj, biraz fondöten, biraz eyeliner'ın ne kapılar açabileceğine şahit oldum. Artık dış görünüşüme güvenim tamdı. Hatta şımarmıştım azıcık. O kadar ki üçüncü sınıf stajı için diğer öğrenciler ikinci sınıfın bitiminde staj aramaya başlarken ben üçüncü sınıfın ikinci sömestrinde başladım. Yedi ay sonra.&amp;nbsp; Özel muaheyenehanesi olan bir psikologdan staj için telefonla randevu aldım. Özelde stajyer almadıklarını, ayrıca staj aramak için çok geç kaldığımı ama eğer muayenehanesine kadar gelirsem bana yol gösterip yardımcı olmayı teklif etti. Hemen gittim. Beni karşısında görünce o kadar şaşırdı ki, dirseğini masaya dayamak isterken sarhoşlar gibi masayı ıskaladı, yere yuvarlanmaktan son anda kurtuldu. Neyse bana bir hastane tavsiye etti ve onun tarafından gittiğimi söylersem oradaki psikologun bana staj için yardımcı olacağını söyledi. Teşekkür ettim. Stajımı bulmuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastane, hastanelerin ve tıp fakültelerinin olduğu bölgedeydi. Benim eski fakültenin karşı blokunda, fotokopicinin arka tarafında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stajımın başladığı Pazartesi sabahı girdiğim toplantıya benden az sonra artist gibi bir adam girdi. Doktormuş. Diğer doktorlarla ve hastabakıcılarla selamlaştı beni pek farketmedi. Bense gözümü ondan alamıyordum. Aralarda bir kaç kez rastlaştık. Bir ay süren stajımın bitiminde orada çalışan asistanlardan birinin hastanede bir veda partisi vardı. Beni de çağırdılar, gittim. Artistim de oradaydı. İlgimi belli etmeliyim dedim kendime. Pencerenin oradaydı. Ben de duvar kenarında. Aramızda belki altı metre mesafe vardı. Göz göze gelinceye kadar baktım ona. Bana bakınca da gülümsedim. İnanamadı. Etrafına bakındı başkasına mı gülümsüyorum diye. Hayır ona gülümsüyordum. O gece veda partisinin devamı olan veda yemeği vardı. Ona da davetliydim. O da. Yemekte fırsatını bulup konuşmaya başladık. Boşanmış ve iki oğlu olduğunu söyledi. 34 yaşındaydı. Çok çekiciydi, ve nasıl oldu bilmiyorum o gece beni eve arabasıyla o bıraktı. O gece aramızda bir şey olmadıysa da başka bir akşam başbaşa yemeğe çıktık. Gerçek gibi değildi. Film gibiydi. Üstelik de başrolü bana vermişlerdi. Yemek bitiminde onun evinde "kahve içmeye" karar verdik. Nerede oturuyordu dersiniz? Fotokopicinin yokuşunun aşağısında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonrası iki sene süren rüya gibi, büyü gibi bir hikaye. Yer yer kabus. Ama çok özel. Beraber olduğumuz o ilk gecenin sabahında beni apartman kapısına kadar geçirmişti. Son basamaklarda tam kapıdan çıkacakken dayanamayıp dönüp ona bakmıştım. O bakışımın nasıl ruhuna işlediğini sonradan söylemişti bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sordum ona bir gün fotokopicinin orada olanları. Hatırladı. Ne bulmuştun ki bende dedim? &lt;i&gt;&lt;/i&gt;Başını öne eğdi, gülümsedi, hoştun dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece o postu yazdıktan sonra neti altüst ettim J-P'in yeni bir fotoğrafını bulurum diye. Hem de bir haber alırım belki ümidiyle. Onun yerine facebook'ta küçük oğlunun sayfasını buldum. Koca adam olmuş. J-P bana evlenme teklif ettiğinde kabul etseydim şimdi o boyda yakışıklı bir oğlum olacakmış.&lt;br /&gt;Daha yazardım ama deprem oldu şu an :S&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3281536972144698487?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3281536972144698487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3281536972144698487' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3281536972144698487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3281536972144698487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/ckmaz-yoldan-geri-geri-gitmek.html' title='Çıkmaz yoldan geri geri gitmek.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2053198832152156286</id><published>2010-10-02T03:48:00.000+03:00</published><updated>2010-10-02T03:48:31.728+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><title type='text'>Kendi kendime</title><content type='html'>Saat sabahın ikisi. Palmiye pişiyor fırında. Canım tatlı-kurabiyemsi bir şeyler çekti diye. Bakkal da iki saat önce kapattı. Canım bir tek kurabiye çekmiyor. Canım onu çekiyor. Üç aydır konusunu açmayı kendime yasakladığım onu. Bal Sultan duysa beni döver. Ben geçenlerde onu görmeye gittim de. Gittim de buraya bile yazmadım gördüm onu diye. Öyle bir yasak kendime. O portreler şu an solumda klavyenin yanında duruyorlar. Gözlerim dolu. Boğazım düğüm düğüm. Niye kendime bunu yapıyorum? Niye takılıp kalıyorum adamın birine? Bana ilgisini belli etmeyen adamın birine özellikle. Hah! İyimserliğimi sevsinler. İlgisini belli etmeyenmiş. İlgisiz desene şuna düpedüz.&lt;br /&gt;Palmiyelerim yandı :( Bahtsız mıyım neyim?&lt;br /&gt;Bir yanım nasıl gururlu. Bir yanım da bir o kadar...arabesk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyamda bir adam vardı peri gibi. Parmak boyundaydı ben onu farketmiyordum. Erkek olduğunu bile yüzünü yüzüme yaklaştırdığımda anlıyordum. Ben onu farkedince o normal boyuna geliyordu ama zınk diye yokoluyordu. Daha sonra onu ilerde solumda görüyordum. Ve hep baktığım ama hiç görmediğim birisi olduğunu anlıyordum. O da aklımdan geçenleri biliyormuş gibi hüzünlü bakıyordu. Beni niye farketmiyorsun niye sevmiyorsun der gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmak yürümeyen ilişkinin kişisini. Neden bu kadar zor? Cevabını arasam bulurum biliyorum. Aklımda bin ansiklopedilik bilgi var ruh mekanizmalarıyla ilgili. Soru değil ki o, dilek sadece. Kolay olsun. Kolay olsa unutabilir miydim peki? Sanmıyorum. İstemiyorum onu unutmak. Başkasını istemiyorum çünkü. Zor olan gerçekleri kabullenmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak güzelim. Çok güzel bir sokak vardı. Hayal edemeyeceğin kadar güzel. Ferah, güneşli, ağaçlar, kuşlar sincaplar. Ağaçlar en sevdiğin ağaçlardı: ıhlamurdu ılık ılık kokuyordu baharda. Kuşlar muhabbet kuşuydu, sohbete doyamıyorlardı, sincaplar ordan oraya atlıyorlardı, mutlu oluyordun onları seyrederken. Ve en sevdiğin laleler ekiliydi bahçelere, bakmaya doyamıyordun. Girdin hemen o sokaktan içeri. Yolun başındaki uyarı levhasına aldırmadın. Kocaman çıkmaz sokak yazıyordu. Fark etmez geri giderim diye düşündün. Ama iki senedir o sokağın dibinde yolun devam etmesini bekliyorsun.&amp;nbsp; Budur senin dramın. O yolun açılacağı yanılgısına düştün ya bir kere. Açılmayacak. Hadi topla tası tarağı. Dem bu demdir. Kendini kolla biraz, kayır hatta. Suni dert çıkarma boşuna. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O peri sensin. Sen de o. Seni kabul etse onun perisi olurdun. Ama o senden yana bakmıyor. Boşa akıyor o kadar aşk. Üzülmen de hiç bir şeyi değiştirmiyor. Bu işler böyle. Biraz kendine peri olsan yırtıcan. Ol. Daha da bir şey demiyorum. Çünkü biliyorum boşa konuşuyorum kendi kendime.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2053198832152156286?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2053198832152156286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2053198832152156286' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2053198832152156286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2053198832152156286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/10/kendi-kendime.html' title='Kendi kendime'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3310539167136939481</id><published>2010-09-29T01:36:00.000+03:00</published><updated>2010-09-29T01:36:48.523+03:00</updated><title type='text'>Kıyaslama ve iç kavrulması.</title><content type='html'>Psikolojide okurken, hocanın anlattığı vakaya ortadan bazen bir yorum gelirdi ki anam anam. Nasıl yerinde nasıl doğru nasıl mükemmel bir bakış açısı ve anlayış. Cuk diye otururdu yorum vakaya. İçim kavrulurdu. Ve yanımda oturanın da öyle hissettiğinden emindim. Yorum sonrası sessizlikte o iç kavrulmalarının çıtırtısını duyabilirdiniz. Ah ulan ah ben nasıl bunu düşünemedim. Hatta "ah ulan ah kırk yıl düşünsem böyle bir şey diyemem".&amp;nbsp; Fakat oraya kadar engelleri aşa aşa gelmiş olmanın verdiği esneklikle bu kanırtıcı iç kavrulmalarına da bir çare bulmam gerektiğini anladım. Ve buldum da. Birincisi bütün o mükemmel yorumların tek bir kişiden gelmediğine aydım. Yani aslında herkes sene boyunca tek bir mükemmel yorum yapıyor belki. Ben de yaptım zaten kaç tane. Kıyaslama daha adil oldu o andan itibaren. İkincisi içini kavurmakla uğraşacağına kendine örnek al dedim kendime. Yorumun özünü kavra başka yerde, yeri geldiğinde kullan. Öğrenmek için orada değil misin zaten? İçin kavruluyorsa sen de öyle olmak istiyorsun demektir. Ne istediğini bilmek kadar önemli bir şey var mı? Sonrasını bir şekilde yaparsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öğrendiğimi şimdi hayatın diğer alanlarına yayabilirsem mükemmel olur. Son zamanlarda içim çok kavruluyor çünkü. Gereğinden fazla. Demek ki her şey çok güzel olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3310539167136939481?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3310539167136939481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3310539167136939481' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3310539167136939481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3310539167136939481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/09/kyaslama-ve-ic-kavrulmas.html' title='Kıyaslama ve iç kavrulması.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-1196146681118145654</id><published>2010-09-25T23:51:00.000+03:00</published><updated>2010-09-25T23:51:11.560+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Hulusi</title><content type='html'>Yazı sineği ısırdı beni sanki. Durmaksızın yazabilirim. Gün içinde de böyle oluyor. Uzun zaman önce başladığım bir roman var sanki okuduğum bir romanmış gibi devamını merak ederken buluyorum kendimi. Fakat araya başka mecburiyetler giriyor ve ben o yazma hevesimi kaybediyorum. Gene de heyecan verici. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temizlik yaptım bugün. Yarına mecburiyet kalmasın diye. Bir de bir örgüm vardı aylardır kanapenin yanında bekleyen. Onu ilerlettim. Kazak olacak kışa. Başka &lt;a href="http://lescreationsdemm.canalblog.com/archives/2009/08/17/14762591.html"&gt;kazak modelleri&lt;/a&gt; buldum netten. Sıra onlara gelsin diye bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün nihayet çok istediğim ve çok beklediğim iki kitabı alabildim. Beyoğlu'na gittim bunun için. Havanın kapanıp sağanak sinyalleri vermesine aldırmadan. Istiklal kitabevi'ne girdim akşam saatlerinde. Hava kararmıştı. &lt;b&gt;&lt;u&gt;Manzaradan parçalar&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;'ı ve &lt;b&gt;&lt;u&gt;1002. gece masalları&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;'nı aldım. Keyfimi katlamak için karşısındaki Starbucks'a girdim sonrasında. Bir karamel macchiato aldım ve rahat koltuklardan birine biraz sabrettikten sonra kapağı atabildim. Gençten bir adam vardı benden önce gelip rahat koltuklardan birini kapmış kitabıyla tek başına keyif yapıyordu. Şimdilik adını Hulusi koyalım. Onunla tanışmak istedim. Zaten sonradan kaptığım koltuk Hulusi'nin çaprazında kalıyordu. Ara sıra kafamı kaldırıp ona bakıp tanışma fırsatı kollasam da, karavana. Hiç bir şey olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani oldu. Ama benim beklediğim gibi değil. Önce bir telefon görüşmesi yaptı. "Starbucks'tayım seni bekliyorum" dedi. Kesin sevgilisi diye düşündüm. Fakat ben tam kitaba kendimi kaptırmışken, onun koltuğuyla benimkinin arasında kalan bölgede oturan, elinde benim Nikon'un aynısından olan kızla karşısındaki erkeğe, fotoğraf makinesiyle ilgili bir soru sorarak, benim şaşkın bakışlarım arasında tanıştı! Onlar sohbete daldılar ve ben kendimi geçen günkü sokak partisindeki gibi hayatı feci halde ıskalıyormuş hissine kapıldım ikinci kez. Hayatla arama cam duvar giriyormuş gibi. Hulusi'nin elindeki kitap Küçük Prens'in fransızcasıydı. Istiklal Kitabevi'nde kasanın orada gözüme çarpmıştı hatta elime alıp bakmıştım. Yani Hulusi'nin frankofon olduğu böylece ortaya çıktı. Benden az önce o kitabevinden alışveriş yapmış ve benim gibi Starbucks'ta keyif yapmayı düşünmüş. Neyse dedim kendime zaten birazdan sevgilisi gelecek. Fakat gelen kendi yaşıtı bir adamdı. Kalktılar ve gittiler. Ben salak mıyım, hayalperest miyim, kimim ben gibi derin sorgulamalara giriştim sonrasında. Neyse çok yakışıklı değildi zaten. Hem fransızca bilip de Küçük Prensi daha bu yaşında okuyan biriyle ne konuşabilirim ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir daha sefere makyajlı gidicem oraya! Üstüme başıma çeki düzen vericem, ve bu sefer gözüme kestirdiğimle tanışıcam. (&lt;i&gt;Desem de inanma&lt;/i&gt;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbahar ne güzel geldi. Az önce kendime tarçınlı sahlep yaptım. O sıcak tarçın kokusuna ölüyorum. Toz sahlep bulabildiğim ve sahlebi yerinde içtiğim için şükrettim. Istanbul'u uzaktan yaşamak ve özlem duymak zorunda olmadığım için. Üzerimde hırkam var. Ayaklarım çıplak ve üşümesinler diye bağdaş kurup dizlerimin arkasına sıkıştırdım. Biraz daha örgü örüp belki bir hikaye okurum 1002. gece masallarından.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-1196146681118145654?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/1196146681118145654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=1196146681118145654' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1196146681118145654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1196146681118145654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/09/hulusi.html' title='Hulusi'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3446569164036291459</id><published>2010-09-24T00:23:00.000+03:00</published><updated>2010-09-24T00:23:50.179+03:00</updated><title type='text'>Bir zamanlar fırtınalar estirirdim...</title><content type='html'>Nasıl yazasım var. Ve doğru dürüst bir konum yok. Hazırlamadığım bir derse gitmek gibi bir duygu. Sevimsiz ama heyecanlı bir yandan da. Doğaçlama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemeğin üzerinden çay demledim. Ve Ş.'cığımın bana hediye aldığı tütsüyü yaktım. Dışarda çöp kamyonları sokaktaki çöpleri topluyor. Evimdeyim. Bir önceki posttaki gerginlik ve huzursuzluk hormonalmiş. Bugün fıss diye söndü. Oysa uykusuzum. Ve köpek gibi yorgun. Yazı şu anda hayatımın tek anlamı ve gayesi. Öykülere bir süre ara vermiş olsam dahi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün gene offline bir gündü akşam saatlerine kadar. Üç saat hastanede doktor sırası bekledik. Bir ara neyi niye beklediğimizi unutacak kadar uzun geldi o bekleyiş. Ondan önce annemin pansumanlarını değiştirttik. Bir ara 80 yaşında olduğunu kızının elindeki dosyadan okuduğum yaşlı bir teyze öyle güzel poz verdi ki, oturduğu yerden çenesini iki eliyle tuttuğu bastona dayayarak, gözler ufacık ama hülyalı, fotoğraf makinemi almadığıma hayıflandım. Sonra avuttum kendimi o eşek kadar makineyi o kadar insanın içinde çıkartıp cesaret edecek miydim hasta bir teyzenin fotoğrafını çekmeye? Kendimi azıcık tanıyorsam: hayır tabii ki. Ama kaldı işte içimde o poz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*********************** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hikaye var uydurduğum. Icq zamanında uydurulmuş komiklik olsun diye. Karşımdakine hayat hikayemi anlatıyorum güya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kimsin sen nereden geliyorsun? diyor karşımdaki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorum ki ben Sulukule'de dansözdüm eskiden. Bana derler Belikırık Zilli Zarife.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hadi ya, diyor. Anlatsana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatayım bak dinle. Eskiden genç ve güzel bir çingene kızıydım. Masaların üzerinde fırtına gibi eserdim. Adeta bir efsaneydim. Zapzayıftım o zamanlar. Belim o kadar inceydi ki kafamdan, omuzumdan geçse yüzük takabilirdin belime. Zilleri takıp dansederdim masaların üzerinde, kıvrak kıvrak, dünyanın dört bir yanından izlemeye gelirlerdi beni, poz poz resimlerim dünyayı dolaşmıştır. &amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sırf seni mi izlemeye gelirlerdi? diyor. Zaten turistik değil mi Sulukule?.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karıştırma şimdi orasını. Ben masanın üzerine çıktım mı herkes soluğunu tutup izlerdi. Büyülenirlerdi dansımdan ve güzelliğimden. İncecik belimi kıvıra kıvıra müzikle beraber havalanırdım adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sonra ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir gece öyle kıvıra kıvıra dans ederken, bir iş kazası geçirdim. Belim, o incecik belime nazarlar mı değdi artık ne, ne olduğunu anlayamadan tutuldum masanın üstünde öylece kaldım. Taş oldum sanki. Beş kişi zor taşıdılar beni hastaneye karga tulumba. Fazla kıvırmaktan belim kırılmış. Altı ay yerimden kımıldayamadım. Doktor tekrar masalara çıkmamı yasakladı. Doktor dedim yapma etme bu benim ekmek param. Yok dedi olmaz, felç olursun belden aşağısı tutmaz. Mecburen kaderime boyun eğdim. Hareketsizlikten mecburen şişmanladım. O incecik belim döndü mü fıçıya. Masaya çıksam masa çöker. Ne yapsam ne etsem. Günlerce düşün, taşın. Dedim beli sakatladım ama kalbim temiz. Ben iyisi mi falcılık yapayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açtım tezgahı. İlk gün narin yapılı bir kız geldi, baktım kızın gözlerinin içine, dedim senin kalbini biri çok fena kırmış. Şaşırdı, dedi nerden bildin. Dedim ama hem çok pişman hem de gururlu. Azıcık da öküz. O yüzden özür dileyemiyor. Acı acı güldü. Dedim kızım bak, hatasını bilip de özür dilemeyenden, iyiliğini görüp de bir kuru teşekkür etmeyenden hiç bir hayır beklemeyesin. Gözleri doldu, gitti. İki arkadaşını göndermiş ertesi gün. Biri uzun boylu esmer azıcık kibirli. Onu aldım karşıma. Baktım baktım. Görene kadar. Görünce dedim ben sana anlatmayayım. Dedi anlat. Yok dedim gördüklerim hoş değil. Ne görüyorsun dedi. Sana kestirmeden söyleyeyim o zaman, daha da bir şey söylemiycem. Dedi dinliyorum. Her şeyini kaybedeceksin sen dedim. Ama kendini kazanacaksın. Ne demek o dedi. Dedim daha bir şey diyemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzattım lafı. Falcılığa başladıktan beri ünüm yayıldı. İlk önce memnun müşteriler eşi dostu gönderdiler.&amp;nbsp; Belikırık Zilli Zarife'nin yeri burası mı diyen içeri girdi. Sonra başka şehirlerden gelmeye başladılar. Yetişemez oldum. Herkes eşine dostuna beni tavsiye etmeye başlamış. Yüzüne baktı mı şıp diye anlayıveriyor demişler. İyicene abartmışlar beni, o kadar ki, yurtdışında psikoloji eğitimi aldığım söylentisi yayılmış. Düşünebiliyor musun? Ben! Sulukule'nin Zilli Zarife'si, ne anlarım yurtdışından, eğitimden. Ben sadece bir çingene kızıyım, bir zamanlar güzelliği ile büyüleyen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3446569164036291459?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3446569164036291459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3446569164036291459' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3446569164036291459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3446569164036291459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/09/bir-zamanlar-frtnalar-estirirdim.html' title='Bir zamanlar fırtınalar estirirdim...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3018799635451659922</id><published>2010-09-21T18:20:00.000+03:00</published><updated>2010-09-21T18:20:50.403+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>İç döküntüsü</title><content type='html'>Tuhaf hallerdeyim. Şımarık kaprisli çocuklar gibi. Bir yanım hadi yaz diyor, bir yanım banane ıııh onu yazmam diyor. Onu yazmazsan bari bunu yaz. Iıh banane olmaz onu da yazmam. Eeeeh yazmazsan yazma deyince tamam o zaman offline günlüğüme diyor.&amp;nbsp; Sonra offline günlükler nasılsa çöpe gidecek boşuna yazma o kadar önemli şeyi oraya diyor.&amp;nbsp; Hem ya çingeneler okursa? Bir keresinde benim eve giden caddede çöpleri karıştıran muhtemelen çingene bir kadın çöpten bulduğu bir defterin sayfalarına bakıyordu da tek tek. Belki boştu o defter ama o günden beri - ve aslında öncesinden de- öyle bir korkum var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sigarayı dün içtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün zaten başlı başına gerçeküstü bir gündü. Tam bitti derken, evet bu da bu günün noktası derken, cümle uzadı.Ve son nokta önceki noktalı virgülden daha vurucu oldu. Ama anlatmayacağım. Kapristen değil, istesem de anlatamam. Dün gece ağlaya ağlaya uyurken en son düşüncem: sinirlerim bozuldu hepsi bu'ydu. En sonunda sinirlerim bozuldu. Çok düzgündü de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak twitter'da yazmış: &lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;İnsanın ruh hali iniş çıkışlı. Ne çok halden geçiyoruz aslında. Güçlü de biz zayıf da İyimser dost canlısı da biz, karamsar &amp;amp; içe kapanık da.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Aynen böyleyim işte. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Ne çok halden geçiyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt; ve ne kadar hızlı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Her şey aynı anda ne kadar önemli ve ne kadar önemsiz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt; Aynı anda ne kadar şanslıyım ve ne kadar şanssız. Herkes bir şeyler yaşıyor ve herkes kendi penceresinden görüyor herkese olanları. İyi mi yaptım kötü mü? Aslolan aşktı hani? Gezegenleri döndüren güç filan. &lt;i&gt;Yalan dostum aşk diye bir şey yok&lt;/i&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Bir sevgili lazım ki bu dünyada yok. Ben git desem de gitmesin. Ben gittiğimde beni bırakmasın. Sımsıkı sarılmak istediğimde yanımda olsun. Hiç kırmasın beni, incitmesin. Özlesin ve söylesin. Sevsin ve söylesin. Hem söylesin hem belli etsin. Hiç ölmesin. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;Filmimi gittim aldım DVD'cimden. Birazdan izlerim. Tost yedim ama doymadım hala. Öyle işte. Sonbahar sıkıntısı mı artık ne bilmiyorum. Yaz da ne ferahtı ya. Peh. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3018799635451659922?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3018799635451659922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3018799635451659922' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3018799635451659922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3018799635451659922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/09/ic-dokuntusu.html' title='İç döküntüsü'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2620475309160856467</id><published>2010-09-19T15:14:00.001+03:00</published><updated>2010-09-19T19:40:07.209+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Günlerden Pazar. Dersim vardı az önce iptal oldu. Hava misler gibi. Güneşli ve kavurucu değil. Nispeten erken kalktım. On buçukta. Kahvaltı ettim. Hastanede verdikleri kahvaltıyı çok beğenmiştim aynısını yaptım. Beyaz peynir, kaşar peynir, salatalık-domates-zeytin, tereyağ, bal. Demli çay, kızarmış ekmek. Ben çocukken kızartma teli diye bir şey vardı. Ocağın üzerine oturtulurdu. Üzeri delikli altı bütün iki katlı saplı sac bir aparat. Babam kızartırdı ekmekleri herhalde. Çünkü ocak üstü tost makinesinde kızartırken ben ekmekleri, yayılan o mis gibi koku babamı hatırlatıyor hep. Mutlulukla karışık güvende olma kokusu. Bir çeşit huzur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün adaya gittim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXsADyE5bI/AAAAAAAAAIo/LCjbL-ahzAI/s200/DSC_1133.JPG" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" width="200" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Geçen sene sevdiğimle kurduğum hayaller geldi aklıma.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXsADyE5bI/AAAAAAAAAIo/LCjbL-ahzAI/s1600/DSC_1133.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXrr6DRwwI/AAAAAAAAAIg/UEpuVfM5kqI/s200/DSC_1122.JPG" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" width="200" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXrK6ZzEMI/AAAAAAAAAIY/A8G2teC8BOs/s200/DSC_1109.JPG" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" width="200" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Deniz ve martı sordular seni, neredesin?&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXrr6DRwwI/AAAAAAAAAIg/UEpuVfM5kqI/s1600/DSC_1122.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXrK6ZzEMI/AAAAAAAAAIY/A8G2teC8BOs/s1600/DSC_1109.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXt37vnoyI/AAAAAAAAAI4/U32w5cnvXRU/s200/DSC_1137.JPG" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" width="200" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXt37vnoyI/AAAAAAAAAI4/U32w5cnvXRU/s1600/DSC_1137.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXtmgGRpkI/AAAAAAAAAIw/q5ALf-t6P_c/s1600/DSC_1135.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXtmgGRpkI/AAAAAAAAAIw/q5ALf-t6P_c/s200/DSC_1135.JPG" width="133" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah erken kalktım dedim ya. Kahvaltı ederken televizyonu açtım. Trt türk'te çok güzel bir program yakaladım. Heybeliada'da yaşayan iki yazarla keyifli bir söyleşi vardı. Yiğit Bener ve Ayşe Sarısayın. İki yazarı da okumadım. Ama ekleyeceğim okuma listeme. Yazınevi yapmışlar kendilerine. Aynı evde yazıyorlar. Çok imrendim. İyi ki dedim erken kalkmışım. Yoksa kaçıracaktım. Hem ada hem yazarlar, ben keyif alayım diye hazırlamış sanki Trt türk programı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün adadan döndükten sonra Taksim'de kitapçılara uğradım. Çoktandır istediğim Zahrad'ın şiir kitaplarını aradım. Dolaşa dolaşa buldum bir tanesinde sonunda. Adam yayınlarından çıkmış Işığını söndürme sakın'ı bulabildim. Diğerleri ellerinde yoktu. O kadar beğeniyorum ki. Okumaya kıyamıyorum. Can Yücel'in çevirisinden bir tanesini koyayım buraya:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;u&gt;&lt;b&gt;Ayrım&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gigo kendine bir gözlük aldı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Neye baksa hep mavi görüyor&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gökleri mavi-denizleri mavi&lt;br /&gt;Sevdiği kızın gözleri mavi &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Mavi görüyor hep neye baksa&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Etrafina bakınıyor burnunda gözlüğü&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Sen diyorsun ki denizler mavidir oldum olası&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Sen diyorsun ki gökler mavidir oldum olası&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yeni oldu bu diyor- inanmıyor sana&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gigo kendine bir gözlük aldı&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Maviyi mavi görüyor artık&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Zahrad&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Akşam da Dizüstü edebiyatın sokak partisine katıldım. Tek başıma gittiğim için sap gibi kaldım tanımadığım insanların ortasında. İçki içmediğim sigarayı da evde bıraktığım için bir süre orta yerde dikildim kollarımı kavuşturup ve medeni salaklığımdan ötürü kendimi kutladım. Salak dedim kendime sokak partisi senin neyine? Istiklal caddesi zaten bir sokak partisi nerden baksan.&amp;nbsp; Neyse gitmesem içimde kalacaktı. Gittim mi partiye? Gittim. Gözümle gördüm mü? Gördüm. Sonra eve döndüm mü? Evet. Tamam işte o zaman.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İzlediğim bloglardan biri (çok özür diliyorum hangisi olduğunu hatırlayamıyorum) bir animasyon film tavsiye etmiş. Mary and max. Kahvaltıdan sonra DVD'cimi arayıp onu sipariş verdim. Heyecanla bekliyorum. Çok seveceğimden eminim hakkında okuduklarımdan.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Şiir, film, dünden temizlenmiş bir ev, ocakta yeniden demlenen çay, dışarda mis gibi hava. Budur işte Pazar günü keyfi. Belki zencefilli kurabiye pişiririm. Belki yazı yazarım. Belki çıkıp gezerim biraz. Kahyası bilir keyfimin.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2620475309160856467?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2620475309160856467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2620475309160856467' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2620475309160856467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2620475309160856467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/09/gunlerden-pazar.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TJXsADyE5bI/AAAAAAAAAIo/LCjbL-ahzAI/s72-c/DSC_1133.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-1064385716789691648</id><published>2010-09-18T01:03:00.000+03:00</published><updated>2010-09-18T01:03:41.388+03:00</updated><title type='text'>Gece yarısı düşünceleri</title><content type='html'>Anlamıyorum&lt;br /&gt;Yılları alıp alıp&lt;br /&gt;Nereye gidiyor&lt;br /&gt;Bunca hayat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmıyorum&lt;br /&gt;Ama diyelim inanıyorum&lt;br /&gt;İnsanlar öbür dünyaya gidiyor da&lt;br /&gt;Ağaçların hiç mi ruhu yok&lt;br /&gt;Onca yıl ışığa yükselip de&lt;br /&gt;Neden sonunda karanlığa karışırlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanlışlık olmasın bu işte&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-1064385716789691648?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/1064385716789691648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=1064385716789691648' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1064385716789691648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1064385716789691648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/09/gece-yars-dusunceleri.html' title='Gece yarısı düşünceleri'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2027425275933320568</id><published>2010-09-16T00:39:00.000+03:00</published><updated>2010-09-16T00:39:38.125+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>"Bayramı geçirmeye geldik..."</title><content type='html'>Yemek üzerine içmek için demlediğim çayım masamda. Radyo açık. Bir ara Joy.fm'i tutturmuşum bilmeden. O çalıyor. Evimdeyim. Her şey yoluna girdi sayılır. Her şey yoluna girer bir şekilde. Nefes aldıkça ümit vardır diyordu bir dizi tanıtımı. Dermansız dert olmasın dedi hemşire. Bayramı hastanede geçirdik (netekim diye eklesem uygunsuz kaçacak). Son kaç zamandır izlemediğim kadar televizyon izledim o yüzden. Annem hele ntv'nın alttan geçen haberlerini ezberlemişti artık. Dizi tanıtımının ne dediğini oradan biliyorum. Oniki dev adamın Slovenya galibiyetine de sessiz sessiz sevindik hastanede. Referandum sonuçlarını orada takip ettik mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arife günü annemlere gittim adaya. Akşam nasılsa döneceğim diye bilgisayarı bile kapatmamıştım. Bindiğim vapur adaya yanaştığı sıralarda annem merdivenlerden sırtüstü düşmüş. Dönemeçteki duvara toslamasa yirmi basamak yuvarlanacakmış. Toslamanın etkisiyle kolunun iki kemiği kırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin merdivenlerinden yukarı çıkarken komşuların sesini duydum aşağıdan. Herhalde misafir uğurluyorlar diye düşündüm. Kapılarının önü kalabalık. İzin verseler de geçsem derdindeyim. "Bak kızın da geldi" dedi kadın bana bakarak. Üstüme alınmadım. Resmi olarak tanışmıyoruz bile. "Kolu kırıldı" dedi sonra bana. Kim kolunu kırdı anlamadım ki. Ne zaman kırdı? Benimle ne ilgisi var? Merdivenlerden düştü dedi arkasından. Çengelli iğne getirin diyor birisi. Birden annemin saçını ve sırtını gördüm, kanlar içinde. Annem!!!!! Onun mu kolu kırıldı? Merdivenlerden düşen o mu? Olamaz ki. Ölür direkt. Beynim almıyor bilgiyi. Uzun süre almadı. Ekonomik modda çalıştı bir süre sanki. Ağbim de o kalabalığın arasındaymış sonradan farkettim, yüzü atmıştı. Apar topar Istanbul'a hastaneye gittik o gece. Ağbim-annem-ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemin iyice çenesine vurdu. Acildeki doktor gidin film çektirin diyor. Annem olur belki beni artist yaparlar diyor adama. Ameliyat kararı çıktı filmlerden. Yatacak hastaneye. Odaya çıkıyoruz. Geçmiş olsun ne oldu diyor hemşire, bayramı burda geçirmeye geldik diyor annem. Neyse işte. Öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben miydim oniki'den önce uyanabilmek için çareler arayan? Ben miydim çok fazla internete giriyorum biraz offline bir hayatım olsun diyen?&amp;nbsp; Ben miydim herkes gibi üç öğün yemek yesem diyen? Buyur bir de burdan yak. Yat bakayım saat birde. Saat başı hemşire girsin odaya ışıkları yakıp. Otel değil ki orası. Hemşire girmediğinde sen olayın şokundan kendi kendine sıçrayarak uyan. Uyuyamadığın gecenin sabahında, yedi buçukta kahvaltı gelsin. Kalk kalk kalk kalk. Sen yedireceksin kahvaltıyı hastana. Gene de iyi direndim. İlk sabah refakatçi yatağını saat onbire kadar toplamadım gene yatıcam diye. Fırsat olmayacağını hesaplayamazdım. Ağbim gelip de kendi toplamaya başlayınca benim yatağı, anladım ki bu iş böyle olmayacak. Ve alıştım. Hem uykusuzluğa hem anneme. Ve anladım ki insan HER duruma uyum sağlama yeteneğiyle geliyormuş bu dünyaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi evimdeyim. Yalnız kalmak tuhaf bile geliyor. Şu yakınlarda bir sevgili edinsem fena olmayacak. Nereden bulacaksam. Bir sevgili bankası filan olmalı. Eskileri verince yenisinin faiziyle tahsil edildiği. Tabe. Sperm bankası yapana kadar. Ey insanoğlu akıllıyım diye geçinmeyi biliyorsun. Eski sevgiliye rastladım da bugün bir ara. Konuştuk ayak üstü. Onu bozdurabilirdim mesela hiç içim kıyılmadan. Ne güzel olurdu.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Off yazmayı ne kadar özlemişim. İyi geldi dökünmek. İzleyici olarak bu bloga kaydolmuş 45 kişi: tuttuğunuz altın olur umarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2027425275933320568?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2027425275933320568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2027425275933320568' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2027425275933320568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2027425275933320568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/09/bayram-gecirmeye-geldik.html' title='&quot;Bayramı geçirmeye geldik...&quot;'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8000316479182020353</id><published>2010-09-05T18:10:00.000+03:00</published><updated>2010-09-05T18:10:18.426+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><title type='text'>Sıradan düşünceler.</title><content type='html'>Herkes kendi hayatını sıradan zanneder mi? Bence zannetmez. Bill Gates'in twitter'ını keşfettim bugün. Bir buçuk milyon izleyicisi var. Bir buçuk milyon. İnternete ulaşan kişi sayısını bilmiyorum o zaman orantısı çıkardı. Bill Gates'i ayırsak bir kenara. Her gün sokakta metroda karşıma çıkan insanlara indirgesek soruyu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıyla ilgili aslında bu sorumun dibi. Okumaktan en çok zevk aldığım kitapların ortak bir özelliği var. Hep sıradan hayatlardan bahsediyorlar. Sadece kitabın sonunda başkasının sıradanının benimkinden farklı olduğu saptaması kitabın zevkli olup olmamasını belirliyor benim gözümde.&amp;nbsp; Gerçek yaşam kesiti gibi bir yandan, diğer yandan günlük hayatın koşturmasının içinde farketmeye zaman ayırmadığım derinlikleri incelikleri barındırıyor. Benzerlikleri farketmek de diğer yüzü okuma zevkinin. Başkalarının hayatı. Başkalarının gözü. Başkalarının yüreği. Başkasının evinin içini merak etmek gibi, edepsizce. Benim gibi mi seviyor herkes? Benim kadar üzülüyor mu sevdiğine kavuşamayınca? Ben boş bir sokak görürken orada o sokak lambasının etrafında dönen ateş böceklerini gösteriyor parmağıyla. Bak orada ne var. Ne? Gördün mü? Aa evet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tanıdığım sanat hakkında öyle ortaya konuşurken, "sanat benim için insanları biraraya toplayan bir havuz" demişti. Çok düşünmüştüm bu lafı. Hala düşünürüm. Benim için sanat ilk önce kendini ifade aracıdır. Biliyorum hiç entelektüel bir yaklaşım değil benimki. Betondan duvarlarla ayrılmış mekanlarda benzer tecrübeler yaşadığımızı idrak etmek. Bunu daha yeni düşüne düşüne anladım. En ucunda insan olmanın nasıl bir şey olduğu hakkında bir fikir edinme aracı. Şarkılar hiç olmasaydı, romanlar, şiirler, dilden dile dolaşan efsaneler, sinema olmasaydı, tiyatro olmasaydı, televizyonda diziler hiç olmasaydı, masallar, fabllar, olmasalardı, tek bir heykel yontulmamış tek bir resim mağara duvarlarına bile çizilmemiş olsaydı sanki insanlığımıza kör bakardık gibime geliyor. Anlatısız bir dünya. Kim olurduk o zaman? &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatı. Tam da minik kardeş ve eşiyle yaptığımız konuşmadan çıkardığımız etimolojik sonuç. Ermenice kelime haznem türkçe ve fransızcama hatta ingilizceme göre bile çok zayıf. İki tane bildiğim sözcükten bahsediyorduk onlara gittiğimde geçen gün. Biri "şair" diğeri "psikolog". Ermenice "şair" demek ne kadar zahmetli filan diye dalga geçiyorduk. Panasteğdz (türkçe fonetik okunuşu bu tabii). Şiir daha da zahmetli: panasteğdzutyun. Psikolog nispeten daha kolay, üç heceyle bitiriyorsun işi: hokepan. İkisindeki pan sözcüğü birbiriyle bağlantılı mı diye düşünürken kardeşim bağlantılı olduklarını iddia etti. Ve sonra annemle teyit ettim ertesi gün, bağlantılıymış. Hokepan: hoki ve pan ile oluşmuş. Hoki: Can-ruh ve pan: söz-anlatı. Ruh hakkında konuşan. Fransızcada psikolog kelimesinin oluşumunun aynısı. Psişe: ruh, logos: konuşan. Bütün bilimdallarının ismindeki log aynı kökten türemiş. Sosyolog, kardiyolog ...O konu hakkında konuşabilen, söz sahibi. Şair kelimesi ise pan: söz ve ısteğdzel- yaratmak&amp;nbsp; sözcükleriyle oluşmuş. Yani söz yaratan tasarımını yapan bir yerde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu düşüncelere nereden geldim. Orhan Pamuk'un Cem Erciyes'le Radikal kitap için yaptığı yeni bir &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;amp;ArticleID=1016773&amp;amp;Date=05.09.2010&amp;amp;CategoryID=40"&gt;söyleşisini &lt;/a&gt;okudum. Hikayelerinin Hindistan ve Çin'de ne kadar çok okunduğundan bahsediyor. Hintlilerin ve Çin'lilerin yaşamlarının bizimkine ne kadar benzediğini. Genel olarak yoksul ülkelerde yaşayan insanların yaşamlarının birbirine benzediğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya yazasım vardı bugün. Özlemiştim işte bilirsiniz. Ama dört duvar ve ben. Yazacak özel hiç bir şeyim yoktu. Sabah kalktım. Kahvaltı ettim. Gene Bülent Ortaçgil dinledim. Temizlik yapmam lazım. Öyküyü bitirmem lazım. Bunlar çok sıradan geldi bana. Evet arada internete filan girdim. Twitter'ı kurcaladım. İşte sıradanlığı o zaman düşünmeye başladım. Bugünkü hayatım çok sıradan. Herkes kendi hayatını sıradan zanneder mi? Sıradanlık yazmaya engel mi? Hayal kurdum. Ben kendi semtimdeki sıradan hayatımdan bahsetsem ve bunun sonuncunda Çin'liler ve Hindistan'lılar ve diğerleri birbirlerine daha çok yakınlaşsa...Mesela. Dünyaları fethettiğini düşlemek gibi bir şey.&amp;nbsp; Bazısı hayal etmekle kalmayıp bunu gerçekleştiriyor. Darısı başıma desem çok mu iddialı olur?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8000316479182020353?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8000316479182020353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8000316479182020353' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8000316479182020353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8000316479182020353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/09/sradan-dusunceler.html' title='Sıradan düşünceler.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-564359761266130907</id><published>2010-08-31T00:24:00.001+03:00</published><updated>2010-08-31T00:39:10.744+03:00</updated><title type='text'>Gece yarısı pişmanlığı</title><content type='html'>Hiç bir şey acıtmaz insanın canını&lt;br /&gt;İnsanı ıskalamak kadar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz kıyısına atılmış bir masa iki sandalye&lt;br /&gt;Aylak dolaşıyordum&lt;br /&gt;Aylak oturuyordu kimbilir o da&lt;br /&gt;Geç otur dedi&lt;br /&gt;İstersen&lt;br /&gt;Yok oturmayayım dedim&lt;br /&gt;Neden? Ah neden!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa neler paylaşırdık biz eğer otursaydım o gün&lt;br /&gt;Belki her gün konuşmaya başlardık kimbilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl acıtır insanın canını&lt;br /&gt;İki canın birbirine sebepsiz yalnızlığı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-564359761266130907?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/564359761266130907/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=564359761266130907' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/564359761266130907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/564359761266130907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/08/gece-yars-pismanlg.html' title='Gece yarısı pişmanlığı'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8634202037599775404</id><published>2010-08-30T00:59:00.000+03:00</published><updated>2010-08-30T00:59:12.816+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Gene günlerden Pazar.  İşte günlüğümden bir sayfa.</title><content type='html'>Bugün Orhan Pamuk'un Manzaradan Parçalar adlı yeni çıkan kitabıyla ilgili bir röportaj yayınlayacaktı NTV. Haberi aldığım anda unuturum korkusuyla bilgisayarıma hatırlatma postiti yapıştırdım. Dün gece de saatimi kurdum atlarım kaynar bir şekilde kaçırırım diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah minik kardeşin telefonuyla uyandım. Sabah dediğime bakma günlük. Öğleden sonra 2'ydi saat. Seyahatten dönmüş. Size nasıl oluyor bilmiyorum benim yeni uyandığımdaki sesim Marge Simpson'unki gibi çıkıyor aynen. Çok fena. Neyse ayılmaya çalışarak konuştum. Telefonu kapattıktan sonra röportajı hatırlayıp heyecanla kahvaltı hazırlamaya koyuldum. Hemen NTV'yi açtım. Türkiye'nin kime karşı oynadığını anlayamadığım sadece galip olduğunu anladığım sıkı bir basketbol maçı vardı. Ona baka baka kahvaltı ettim. Sonra baktım daha röportaja bir saat var. Günün önemli yapılması gerekenlerinden biri de temizlik. Önce sırf makineyi geçerim dedim. Sonra viledaya da zaman ve enerji kaldı. Ben kan ter içinde kaldım ama röportaja kadar çamaşır makinesinde kirliler yıkanmış evin temizliği bitmişti. Ne büyük bir doyum anlatamam. Keyifle bir saat yayıla yayıla röportajı dinledim. Kaçıranlar başlıklarına &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25127144/"&gt;şuradan &lt;/a&gt;ulaşabilir. Bööyle düşüncelere daldım. Hayaller kurdum. İçime yazma hevesi doldu. Ama çok değil yelkene rüzgar bir an nasıl dolarsa öyle. Yazı masamın duvarına yarın ozalitçiler açıldığında kağıda bana o hevesi veren yazarların fotoğraflarını bastırıp çerçeveletip asıcam. Öyle karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportaj bittikten sonra ben de duşa girip temiz pak giyindim. Kaç gündür aklımda palmiye yapmak vardı. Hadi dedim yapayım. Günün diğer önemli eylemi şu meşhur hala bitmemiş beşinci öykü. Dedim ben palmiye yiyip yanında sütlü kahvemi içip yazarım öykümün sonunu. Palmiyenin hamurunu hazır almıştım marketten en son alışverişte buzlukta bekliyordu. Çıkardım hazırladım. Pek bir şeye benzemeyecek gibiydi. Ama benzedi. Aynı palmiye oldu. Altı karamelli. Mmmmh. Sadece tarifte yazılanın iki katı zamanda pişti yani 40 dakikada. Soğuması da bir 15 dakika. Etti mi bir saat. Öyküde bir kaç değişiklik yaptım ama gene sinmedi içime. Sonu hazır aslında. Ama beğenmek istiyorum o öyküyü ben. Yazıp bitirmek yetmiyor. Sıkıldım. Ev de bana dar geldi. Bir dışarı çıkayım hava alayım dedim. Hala aklım Manzaradan Parçalar'da. Bir bölümünü okumuştum internetten. Bir de elime alayım dedim. Çıktım yürüdüm. Kitapçıya. Orada vardı kitap ama almak için daha elimin bol olduğu bir zamanı beklemem gerekecek. Sayfalarında göz gezdirdim. Neyse gene de diğer kitaba da bir göz atmak istiyordum. 1002. gece masalları. Beyoğlu'na gittim. Evde daralınca Beyoğlu iyi geliyor. Her zaman. Orada İstiklal kitabevi'nde aratıp buldum istediğim kitabı. Ursula Le Guin'lerin arasındaydı ki onları da okumak istiyorum. Öyle işte. Sonra otobüse atlayıp evimin önünde indim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmak bazen çok boş bir iş gibi geliyor. Yani işmiş gibi gelmiyor. Bazen değil, hep. Edebiyat boş iştir demiyorum tabii ki. Demek istediğim, hayatın ve ölümün karşısında insanoğlu o kadar acizken nasıl sözcükleri ciddiye alabiliyor? Onlara nasıl zaman ayırabiliyor? Onların gücüne nasıl inanıyor? Peşlerine takılıp onları fikir olarak kümeleyip kağıtlarda biriktiriyor. Bunu yapanlara şaşırıyorum. O yüzden bugünkü röportaj benim için önemliydi. Gözümle görmem lazımdı yazıyı, kurguyu yaşam biçimi olarak seçmiş birini. Var olduğunu kendime ispatlamam gerekiyordu. Dumanı eliyle yakalayabilmiş birisini tanımak istemek gibi. Hayatı boyunca duman yakalamaya çalışmış ve başarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikoloji'deyken sınıfımdaki bir öğrenci stajında karşılaştığı bir kişiden bahsetmişti şimdi o geldi aklıma. Demişti ki: o yalan söylemiyor sadece sözcüklere inanmıyor. Kimse ona verdiği sözü tutmamış ki sözlerin bir ağırlığı olsun. O da "yarın geleceğim" diyor ama gelmiyor ve gelmek zorunda hissetmiyor çünkü "yarın geleceğim" sadece havaya savrulan seslerden ibaret. Bundan nasıl bir roman kahramanı olur yalnız. Ne hikayeler çıkar. Ve belki de çıkmalı. Bir yanım sözcükleri çok hafif buluyor benim. Yazıysa daha da beter, dilsiz hali sözcüklerin. Sese ve anlama kavuşmak için başkasına muhtaç. Buyum işte ben, kan tutan cerrah, sözcükleri hafif bulan yazar. Sonumuz hayrolsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8634202037599775404?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8634202037599775404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8634202037599775404' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8634202037599775404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8634202037599775404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/08/gene-gunlerden-pazar-iste-gunlugumden.html' title='Gene günlerden Pazar.  İşte günlüğümden bir sayfa.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-162359795414772931</id><published>2010-08-27T23:32:00.000+03:00</published><updated>2010-08-27T23:32:10.063+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Tatsızlık, kendi kendine söylenme falan filan...</title><content type='html'>Nasıl tatsızım. Nasıl param pinçik düşünceler. Toparlayamıyorum. Ne düşündüğümü neye üzüldüğüme bile karar veremiyorum. Oysa akşam yemeğinin üzerine meyveli dondurma kupu hazırlamıştım kendime moral olsun diye. Kendimi yalnız hissediyorum. Ama sevgili de istemiyorum. Hele koca. Aile olmuş tanıdıklara bakıyorum "aaa ne güzel hayat böyle olmalı" diyorum. Ama çocuk yapmak hele hiç istemiyorum. Hayatın kocaman bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Sonra diyorum ki kendime ama zevkli tarafları da var. Kapı gibi hedeflerim bile var. Sonra diyorum ki ama benim de çocuklarım olmalıydı. Bir kaç sene öncesine kadar bu ihtimal dahilindeydi bile. Bir baltaya sap olamadım. Ne çocuk yaptım ne kariyer. Ki ikisini de kendim için yapacak türde bir insanken. İmaj için değil. Bır bır ve vır vır. Böyleyim işte. Ne zamandır bilmiyorum. Daha ne kadar böyle gider onu da bilmiyorum. Evet taze regl oldum. Belki yarına hormonlar düzene girer. Öfff bu ne ya...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-162359795414772931?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/162359795414772931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=162359795414772931' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/162359795414772931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/162359795414772931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/08/tatszlk-kendi-kendine-soylenme-falan.html' title='Tatsızlık, kendi kendine söylenme falan filan...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7477917480980317138</id><published>2010-08-26T03:10:00.000+03:00</published><updated>2010-08-26T03:10:47.608+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Görev tamamlamak ne hoş bir duygu. Çalışmanın en güzel (y)anı bana sorarsanız. Akşam dersten eve geldiğimde öğrenciye postalanacak bir alıştırma ve çevrilmeyi bekleyen iki kontrat vardı. Üçünü de tamamladım şu an. Özgürüm. Küçük bir serçe kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve kapanmaktan ve kendime dayattığım projeye günde 8 saat ayırmaktan ruhumda çirkin çirkin çatlaklar oluşmaya başlamıştı. Zaten kimseyle görüştüğüm yoktu. O yüzden Salı günü kendimi azıcık şımartıp ruhuma şifa bulmaya çalıştım. Fotoğraf makinemi yanıma aldım şehrin merkezine gittim. Niyetim blogda yayınlayabileceğim bir şehir enstantanesi çekmekti. Yürüdüm yürüdüm. Fotoğraf makinem omuzumdan asılı, ön cebinde cüzdanım ve yan cebinde anahtarlarım. Cep telefonumu almayı bile unutmuşum. Öyle minimalist bir hal. Ayaklarım beni kitabevine götürdü. Kırtasiyeleri inceledim uzun uzun. Güzelim Clairefontaine defterleri. Bir gün bana piyango'da en büyük ikramiye çıkarsa Clairefontaine'i satın alabilirim. Param artarsa arkasından Caran D'Ache'ı almak isterim. Aşığım ben onlara. Sonra dergilere baktım. Ne kadar çok ilgimi çeken dergi var. Edebiyat, dijital fotoğraf dergileri, moda ve kadın dergileri, dekorasyon dergilerini unutmayalım onu başa almalıydık hatta, yemek dergileri, gezi dergileri...Hadi dedim kendime bugün kendini şımartma günü seç kendine bir dergi. Yemek dergisi seçtim. Serinletici içecekler vaat ediyordu. Aldım koltuğumun altına. Okumadan bile mutlu oldum. Kitaplara yöneldim. Yeni çıkanlar. Bir reyon hep siyasi. Kurgu sanki çok az var. Dünya öyküleri, Türk edebiyatı. Mizah. Aziz Nesin. Yaşar ne yaşar ne yaşamaz'ı aldım elime. Tuhaftı. Arkasını okudum. Ben hiç Aziz Nesin okumadım günlük. Biliyorum ayıp. İtiraf etme bari değil mi...Okuyacağım ama. Söz. Bir an okumak istediğim ne çok kitap olduğunu ve belki de hepsini okumaya ömrümün yetmeyeceğiyle alakalı bir sıkıntı duydum. Tıpkı o fransızca şarkıdaki gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt; &lt;i&gt;&lt;b&gt;Je n'aurais pas le temps, pas le temps...(zamanım yetmeyecek)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Meme en courant (koşsam bile)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Plus vite que le vent (rüzgardan hızlı)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Plus vite que le temps (zamandan hızlı)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Meme en volant (uçsam bile)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Je n'aurais pas le temps (zamanım olmayacak)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;De tout faire. (her şeyi yapmaya)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Uzaklaştım oradan. Kasada ödememi yaptım. Dışarı çıktım, ılıklık uzaktan  hızla yaklaşıp bedenime sarıldı. Anladım ki klimalı ortamdaymışım deminden beri. Saate baktım. Sonra gidip sinema seansının saatine baktım. Arada bir saat vardı ve karnım çok acıkmıştı. Eve gidip gelsem sinemaya yetişemeyecektim. Hem buzdolabı&amp;nbsp; tam takır kuru bakır cinsinden. Hadi dedim buralarda bir yerde bir yemek yiyeyim. Oraya gittim buraya geldim. En sonunda bir yer buldum kendime göre. Oturdum. Karnımı doyurdum. Etrafımı seyrettim. Sonra filmin saati geldi. İnception. Nihayet. Üç saat sürüyormuş. Hiç beğenmedim. Bir yerden sonra anlamak için kasmaktan sıkıldım. Bitsin de evime gideyim diye düşündüm. Ne büyük hayal kırıklığı. Ben son on yılın en etkileyici filmini izlemeyi bekliyordum oysa. Bu "gerçek hangisi" sorunsalı çok bayat geliyor bana. Ortak rüya görmek temasıysa harcanmış bence, çok daha güzel bir yere çekilebilirdi. Niye kimse aleyhine konuşmuyor filmin anlamıyorum. Neyse bana hiç bir şey katmadı. Ama sinemaya gitmiş olmak güzeldi gene de. Seviyorum sinema salonunun o kendine özgü sessizliğini. Başkalarıyla ortak rüya görmek odur asıl. Beraber bir film izleyip, kendini kaptırmaktan öbür izleyicileri unutmaktır. Film izliyor olduğunu unutmaktır. Bir anda, atıyorum, Fas'ın dar sokaklarında bir adamı kovalamaktır nefes nefese. Neyse işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerim kapanmaya başladı. Davulcu da geçtiğine göre saat geç olmuş demektir. Küçük bir serçe kadar özgürüm ama serçelerin de uykuya ihtiyaçları vardır. Çok üşeniyorum bilgisayarı kapatmaya. Dişlerimi fırçalamaya. Işıkları söndürüp yatağa yatmaya. Yarın Orhan Pamuk'un Manzara'dan Parçalar kitabı çıkıyormuş. Onu alıp adaya gitmeli. Vapurda okumalı. Bir yandan çayımı yudumlarken. Ve fotoğraf çekmeli. Ve bloga koymalı. Ve böylece biter&amp;nbsp; bir post ve hayatımızın bir günü daha. Biter gider geçmişe karışır. Ardından anıları kalır. Sümüklü böceğin izi gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7477917480980317138?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7477917480980317138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7477917480980317138' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7477917480980317138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7477917480980317138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/08/gorev-tamamlamak-ne-hos-bir-duygu.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6094488127588041874</id><published>2010-08-24T00:26:00.000+03:00</published><updated>2010-08-24T00:26:44.011+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kendine güvenmek'/><title type='text'>Seçme şansınız var: kendinize bir yetenek beğenin.</title><content type='html'>Uzak'cım rica etmiş onu mu kırıcam. Aynı günün gecesi işte size bir post.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abuk yazlar serisinin üçüncüsünü tamamlamak üzereyim. İnsanlar tatile gidip eğlenip dinlenirken ben yılın en kötü deneyimlerini yaşamakla meşgül oluyorum. Üç yazdır. Yukardaki beterinden saklasın diyelim gene de. Tahtalara taşlara vuralım. Batıl inancım yok gibidir ama şu lafa inanırım: insanın ters giderse işi, muhallebi yerken kırılır dişi. Ama keyfinizi bu olumsuzlukları anlatmakla bozmak istemiyorum ne de benimkini. Hem grafikte bir yükseliş bile görebiliriz iyimserliğimizi azıcık zorlarsak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salon penceresinin önünde duruyor bilgisayarım. Koca siyah koltuğa kuruldum, pencere açık. Dışardan arada hafif bir esinti ferahlatıyor beni. Yarın Salı. Çarşamba derse gidiyorum. Perşembe adaya annemleri ve teyzemleri ziyaret edeceğim. Cuma gene ders.&amp;nbsp; Kırklı yaşlarıma sekiz ay kaldı. Geçenlerde Uzak'cım 30'lu yaşlarla ilgili kurulan hayalleri ve gerçekleri karşılaştırıyordu. Bir de bunun kırklı yaşları var. Ben kırkımda boşanmış olmaktan ikinci evliliğimi yapıyor olmaktan korkardım. Biraz fazla korkmuş olmalıyım ki birinci evliliğe bile henüz sıra gelmedi. Bunu doktora anlatsam ucunun nereye varacağını çok iyi biliyorum. Kendi anne- babamın her ikisinin kırklı yaşlarında ikinci evliliklerini yapıyor olmasına varacak konu. Hem de onların bir çok arkadaşlarının da. Aman ne de bilgilendirici. Üfff...Ferah günler için sakladığım bir konum vardı. Ona getirmek istiyorum lafı iki saattir dolandırıp duruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar vardır sekiz yaşında istediklerini onsekiz yaşında uygulamaya sokar ve yirmisekiz yaşında elde ederler. İstikrarlı olmak da denebilir buna. Ben öyle bir insan olamadım hiç bir zaman. Hep daldan dala kondum, meraklarımın ardı arkası kesilmedi. Bana onaltı yaşımda hangi mesleği seçmek istediğimi sordular. Bilmiyordum. Ve doğru dürüst bir yanıt veremedim. Sonradan çok büyük zorlamalarla meslek seçmem gerekti. Seçtim bir tane. Hakkını da verdim mesleğimin. Gel gör ki hayat beni başka yere attı. Söyleyeceğim o değil. Başından bana deselerdi ki seçme şansın olsa hangi yeteneği seçenerdin o zaman bir yola girmem daha kolay olurdu sanki. Senin yeteneğin nedir demek yerine, seç bakalım kendine bir yetenek deselerdi, hangi konuda başarılı olmak isterdin? Sanki hala çocuklara böyle sormuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde ingilizce dilli bir kişisel gelişim blogunda bu konuyla ilgili bir yazı okudum ve önümde farklı kapılar açıldı. Bu singapurlu kızımız diyor ki,&lt;b&gt; hangi konuda 10 000 saat pratik yaparsan o konuda dünyanın en yetenekli insanlarından biri olursun.&lt;/b&gt; Beatles'lardan örnek vermiş mesela. Meşhur olmadan önce o kadar saat sürünmüşler (yani barlarda çalmışlar tanınmadan) . Günde ortalama 3 saat, yılda 365 gün ve on sene hiç yılmadan ediyor toplam bu saat. Onu bir söyleyeyim. Bu durumda on sene sonra nerde olmak isterdim diye düşünüp plan yapanlara iyi bir yol gösterici olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarı konusunda bu singapurlu kızımızdan öğrendiğim ikinci şey bir stratejiye göre çalışmak. Stratejinin en önemli noktası 80/20 denen sistemi uygulamak. Yani önceliklerini belirlerken en az gayretle (yüzde 20) en çok sonuç (yüzde 80) alacağın işi öne almak. (oranlara çok takılmayın kabaca fikir almak açısından) Ders çalışma konusunda örnek veriyor.&lt;br /&gt;Az çaba/ Az ödül: ders çalışırken son dakikaya bırakmak.&lt;br /&gt;Çok çaba/ Az ödül: Bütün derslere katılmak ama derste dikkatini vermemek. &lt;br /&gt;Çok çaba/ Çok ödül: Bütün derslere girmek, her gün ders çalışmak. Soruları ve cevaplarını ezberlemek.&lt;br /&gt;Az çaba/Çok ödül: Kilit derslere katılıp çalışmak ve öğrenmek.Kilit prensipleri anlamak ve öğrenmek. Sınavlarda çıkabilecek soruları geçmiş senelerin sorularından tahmin etmek ve hocalarla konuşmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir konuda başarıya ulaşmak için uygulamayı öğrendiğim başka bir nokta da daha önce bu işi yaparken beni neyin başarısızlığa uğrattığını belirleyip buna önlem almak. Kız zayıflama konusunda bir örnek veriyordu. Mesela hep donut zaafı bozuyormuş rejimini. O da annesine eve donut almamasını söylemiş, donut'a alternatif bir yiyecek bulmuş filan, donut satan yerlerden geçmemeye çalışmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak edenler yandan Personnal Excellence bloguna göz atabilirler daha ayrıntılı bilgi için. Link verdim. On sene sonrası için onbeş senedir umutsuzca başarısız planlar yapan ben bakalım sonunda başaracak mıyım? Ya siz? Uğraşması on sene de sürse hangi yeteneğinizi geliştirirdiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6094488127588041874?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6094488127588041874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6094488127588041874' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6094488127588041874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6094488127588041874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/08/secme-sansnz-var-kendinize-bir-yetenek.html' title='Seçme şansınız var: kendinize bir yetenek beğenin.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-556883950369512523</id><published>2010-08-11T00:31:00.001+03:00</published><updated>2010-08-11T17:37:16.864+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Saat başı duşa girip suyla temas etmekten yüzgeçlerim çıkacak.&lt;br /&gt;Kaşıntım hala geçmedi.&lt;br /&gt;Tavşan'ın patisi şişti ağzı burnu yara içinde. Bugün veterinere götürdüm eliyle müdahale etti, üç kere tansiyonum düştü midem filan bulanmaya başladı bayılıyordum. Aldım eve geldim. Derdim bitti mi? Bitmedi. Evin koridorunda işaret parmağımın boyunda bir hamam böceği. Sanırım buraya hiç yazmadım. Bende böcek fobisi var. Gerçi artık böcek görünce ciyaklamıyorum direkt, kendimi kontrol edebiliyorum. O işaret parmağım büyüklüğünde hamam böceği yürürken hış hışşş diye ses çıkartıyordu ya da benim kulağıma öyle geldi. &amp;nbsp; Bir şekilde tutup dışarı atmayı düşündüm önce ama evin altı restoran. Ayrıca tutamam ben o kocaman canlı şeyi. Geçen gün sokakta görmüştüm aynısından, ve tiksinmekten yolumu değiştirmiştim. Kendimi aşmam gerekti. Hamam böceği dediğin çift çift gezer ve yumurtlar ve kurtulamazsın. O yüzden o tekinin ne olursa olsun yok edilmesi şarttı. Evet öldürdüm onu. Ben. Güvelere bile kıyamazken. Ve üstüne bile bakamazken. Annemi aradım. Ben bütün delikleri kapatmıştım dedi. Banyoya bak. Daha da tiksindim. Banyo küvetinin deliği açıktı. Kapattım. Var ya, ben banyo yaparken bir hamam böceği çıksın o delikten yemin ediyorum ölürüm. Ya inme gelir, ya kalpten giderim ama bir şekilde şu dünyadaki varlığım aniden sonlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki bugün hakkında ne güzel planlarım vardı. Inception'ıizlemeye gidecektim. Dondurma yiyecektim. Tavşanımın o halini gördükten sonra hiç bir şey gelmedi içimden tırıs tırıs eve döndüm. Sonra minik kardeş aradı. Yeğenim beni özlemiş telefonda konuşmak istiyormuş. Günün en güzel olayı oydu. Onun o minik sesini duymak. Sıcaklardan şikayet ettik. Komik şeyler anlattı bana gene her zamanki gibi. İsviçre'den telefon eden arkadaşı ona konuşmanın sonunda hadi ben dışarı çıkıyorum demiş. O da demiş ki nereye çıkıyorsun dışarısı 40 derece demiş. O da demiş ki kızım burası İsviçre. Ona güldük işte. Kardeş muhabbeti. Sonra o "ay gülünce terliyorum" diye şikayet etti. Sıcaktan gülemiyoruz rahat rahat. Sanki kime söylüyorsam. Sanki herkes aynı durumda değil. Gerçi geçen gün taa kazakistan'dan birisi okumuş blogumu. İstatistik şeysi öyle diyordu. Ay ben çok boş konuşmaya başladım. Ne faydalı bilgiler öğrendim oysa yetenek üzerine mesela. Bu sıcaklarda hiç anlatamayacağım. Havalar biraz serinlesin öyle. Bugün de böyle geçti. Yarın dersim var normalde. İptal eder miyim ederler mi? Bir sonbahar gelse artık ya ne olur. Şöyle üşüsek. Ürpersek mesela evin içinde.&amp;nbsp; Burnumun ucu üşüse evet evet...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-556883950369512523?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/556883950369512523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=556883950369512523' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/556883950369512523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/556883950369512523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/08/saat-bas-dusa-girip-suyla-temas.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-1352041328954417569</id><published>2010-08-04T23:54:00.001+03:00</published><updated>2010-08-04T23:57:16.776+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Uyuz olmak.</title><content type='html'>Mecazi anlamda sandınız siz şimdi eminim. Sinir olmak. Gıcık olmak gibi. Bense asıl anlamında söyledim. Cüzzam olmak gibi. Deri hastalığı gibi. Uyuz olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen Pazar. Hart hurt diye kaşınıp, kaşındıkça da daha çok kaşınırken. Alerji ilacından iki gündür alıyorum bugün üçüncüsünü alacağım niye fayda etmedi diye düşünürken. Haftalardır her gün baktığım ilaçlarını sürdüğüm öpüp kokladığım kulağına tatlı tatlı sözler söylediğim tavşanımın egzema değil de uyuz olabilme ihtimali beynimde şimşek gibi çaktı. Böööyle. Bir anda.&amp;nbsp; Ya uyuzsa ve bana geçtiyse? Tanrım! Uyuz! Orta çağ hastalığı gibi. Bende?!&amp;nbsp; İnterneti taradım. Parmak aralarında inci gibi su kesecikleri. Evet var! Bir tane. Sağ baş parmak ve işaret parmak arasında! Derhal pılımı pırtımı toplayıp elli metre ötemdeki poliklinikte aldım soluğu. Polikliniğin nöbetçi (!) doktoru o gün hasta bakmaya Adapazarı'na gitmiş. Dedim Adapazarı çok yakın gitmişken Katmandu'ya kadar gitseymiş hasta bakmaya. Adapazarı'nda doktor yoktu herhalde bizim zavallı polikliniğin doktoru yetişmek zorunda kaldı. Demedim tabii. O kadar hazırcevap olsam şu an başka bir konumda olurdum. Ama çok sinirlendim. Neyse çok uzatmayayım. O gün veterinerle konuştum, veteriner beni sakinleştirmeye çalıştı. Olsa bize de geçerdi dedi. Hem havalar çok sıcak. Hem uyuz olsa tavşan hep kaşınırdı. Benimkisi kaşınmıyor. Boylu boyunca uzanıyor yere arka patileri yan yatırıp. Biraz sakinledim. Evet bünyem alerjik bünye. Ayrıca şimdi düşününce o garip cilt kanserli rüyayı gördükten sonra çıktı o kaşıntı. O rüya kesin vücudun rahatsızlığının rüyadaki "figuration"'uydu. O rüyanın ertesi günü çıktı kaşıntılar. Kaç zaman kendinden geçsin diye bekledim. Neyse eve döndüm ve alerji ilacının üçüncüsünü de aldım. Kaşıntı azaldı mı? Rahatladım mı? Ohhh...&lt;br /&gt;Korkusu kendisi kadar bir illetmiş bu. Kendisini tanımadım ve tanımak da istemem ama yine de.&lt;br /&gt;Gofret alırdım küçükken annem "bu sıcaklarda bu gofreti yersen her yerin dökülür" derdi. Yedirtmezdi. Varmış bir bildiği. En azından bir bildiği :). Üç gün en sıcak günlerde yemek yiyemediğim için abuk subuk kurabiyelerle albenilerle beslendim. Sonra da böyle oldu işte. Hala kaşıntı devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaa günlük. Bu da gelecekmiş başıma. Neyse iyi haberlerim de var. Beşinci öyküyü yarıladım. Yani yapısını.Yazdım da başını ortasını. Bu akşam aslında onu yazmak üzere geçmiştim bilgisayarın başına. Bu pazara deadline koydum. Bakalım becerebilecek miyim pazara kadar bitirmeyi. Dördüncü öyküyü de tekrar okudum. Sonunun bir yeniden ele alınması lazım ama fena da değil. Şaheser filan hiç değil. Sadece utandırmadan insan içine çıkabilir. Kardeşim eski iş yerinden tanıdığı bir arkadaşının ikinci romanını çıkardığını söyledi. Buraya adını yazmakta bir sakınca görmüyorum. &lt;a href="http://www.cilerilhan.com/tr-tr/"&gt;Çiler İlhan&lt;/a&gt;. İnternetten bakındım. Güzel gibi konuları. Kof değil. Eğer Pazar'a kadar öyküyü bitirebilirsem kendime ödül olarak içinde Çiler'in öyküsünün de bulunduğu &lt;a href="http://www.metiskitap.com/scripts/catalog/book.asp?id=1887"&gt;1002. gece masalları&lt;/a&gt; adlı fantastik öyküler seçkisini alacağım. Asıl niyetim yazdıklarının tümünü okumak. Diyeceğim o ki günlük, bakma uyuz-muyuz-korku-evham. Aslında kendimi güçlü hissediyorum. Keyfim iyi. Hatta dua öğrendim ben. Ateist duası. Ondan ayrı post olur. Belki yazarım bir gün. Hadi ben artık yazımın başına döneyim. Bu seferlik bu kadar. Sağlıkla kalın efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-1352041328954417569?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/1352041328954417569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=1352041328954417569' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1352041328954417569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1352041328954417569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/08/uyuz-olmak.html' title='Uyuz olmak.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-8910941050022688894</id><published>2010-08-03T02:13:00.001+03:00</published><updated>2010-08-03T02:18:40.733+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><title type='text'>Aşk -Mitoloji ve saire.</title><content type='html'>Çekenler bilir: aşk acısı tam da "bak bitmiş işte artık onu düşünmüyorum" dediğin yerde yeniden başlar. Artık onu düşünmüyorum. İnsan beyninin kendi eylemine karşı yaptığı bir ironidir bu. Bir çeşit şaka. Kimi düşünmüyorsun gülüm? Onu işte. Kimi? Biliyorsun kim olduğunu. Düşünmüyorsun öyle mi? Evet. Düşünmüyorum. Tabii. Bence de düşünmüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi mitolojik hikayedeydi o? Tanrılardan biri ölmüş karısını ölüler diyarından kurtarmak için bir kerelik izin alıyor. Ölüler diyarı da bir çeşit kapılı mağara. Elinden tutup getireceksin ama çıkışa kadar arkanı dönüp onun yüzüne bakmak yasak diyor. Derste hocalar anlatmıştı bu hikayenin insan ruhuna tekabül ettiği dinamiği. Ve tabii ki unuttum. Aklıma o geldi. Ama kendi yorumum bu sefer. Aşk acısı öyle bir şey sanki. Geride bıraktığında arkamda mı diye bakmayacaksın. Arkanda bıraktığından şüphe ettiğin an zaten arkanda değildir o artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben başka şeyler yazmak istiyordum bugün. Bir sürü konum vardı. Garip bir dönem yaşıyorum. Hem hiç bir şey olduğu yok. Hem de çok şeyler oluyor. Beşinci hikayenin yapısıyla uğraştım bugün. Olmadı henüz. Belki yarın taze kafayla uğraşırsam biraz yol katederim. Bloga da yazmak istiyorum. Du bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-8910941050022688894?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/8910941050022688894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=8910941050022688894' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8910941050022688894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/8910941050022688894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/08/ask-mitoloji-ve-saire.html' title='Aşk -Mitoloji ve saire.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3064644203675981159</id><published>2010-07-30T15:11:00.000+03:00</published><updated>2010-07-30T15:11:59.297+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Şu anda türk kahvem çalışma masamda ılınmayı bekliyor. Altını çizerek gururla söylüyorum: öğlen yemeğinin üzerine içilen kahve bu. Çünkü bu sabah erken kalkamama sorunsalına değişik bir açıdan yaklaştım, hiç uyumayarak. Evet canım, saat 03.40'ta yatağa yatıp ezanı duyana kadar düşüncelerle uğraştıktan sonra dedim işte gün ağaracak ve ben şimdi uykuya dalabilirsem kimbilir kaçta kalkıcam ve bir günüm daha battı ve vicdan azabı ve kendine kızma ve saire. Sonra ampul filan yandı kafamda. Dedim bu saatte kalksana nasılsa daha kaç saat uyuyamayacaksın. Dedim iyi peki kalkayım barim. İçimden bin kere "yaşasın bu sabah saat 06.00'dan önce kalktım" diye inanılmaz bir sevinçle sürekli tekrarlıyorum. Rahat rahat duşa girdim. Kurulandım, giyindim. Kahvaltımı hazırladım. Ortalığı da topladım: mutfak ve kurumuş çarşaflar. Çamaşır makinesini bile çalıştırdım. Erken kalkınca birikmiş ıvır zıvır işler için ne kadar çok vakit oluyor. Sonra yeni ticari projemle ilgili notlar alırken saat 07.00 gibi pilimin hafiften nalları diktiğini hissettim. Önce direndiysem de iyi uykum gelmişse madem ve verimli olamayacaksam uyuyayım diye düşündüm. Dersim de var bugün. Tek derdim onu kaçırmamak. Ve panjurları indirdim. Sızmışım sonrasında. Tam 12.00'de uyandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok can sıkıcı. Kaçta yatarsam yatayım 12.00'de uyanıyorum. Daha erken yatmayı da denedim. 23.30 gibi mesela. Faydası yok. Sonra gene ticari proje için araştırmaya daldım internette. Ve saat 13.30'da karnım acıktı. Belki bu şekilde normal ritmi bulurum diye bir ümidim var şimdi. Normal saatte karnım acıkıyorsa belki normal saatte de uykum gelir ve normal saatte de kalkarım. Öyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam tavşana bakmaya dönüşte DVD'ciye uğradım. &lt;a href="http://www.qunegond.com/"&gt;Qunegond&lt;/a&gt;'un bahsettiği ve başkalarından da duyduğum Julie &amp;amp; Julia'yı aldım. Gece geç saat onu izledim. Çok ender DVD izleyen bir insanım. Neden bilmiyorum. Halbuki sinemaya yalnız gitmeyi tercih ederim. Bundan sonra belki daha sık izlerim. Çünkü durdurmak ve not alabilmek mümkün. Sinemada bir filmin sana düşündürdüklerini yazamıyorsun o anda ve bir kısmı heba oluyor. DVD bu imkanı sağlıyor. Hem bir filmi çok beğenirsen tekrar da izleyebilirsin istediğin kadar. Evet biliyorum bu yenilik değil. Bana yenilik bir tek. Neyse akşam internete dalıp zamanı buharlaştıracağıma böyle güzel geçti zaman. Onu demek istiyordum. Bu gece de kitap okuyabilirim. Şu anda Rick Riordan'ın The Lightning Thief'ini okuyorum. İyi yazılmış. Mitoloji'den esinlenme çocuk kitabı. Böyle işte günlük. Şimdi kalan diğer işlerle uğraşmam lazım. Beni izlemeye devam edin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3064644203675981159?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3064644203675981159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3064644203675981159' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3064644203675981159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3064644203675981159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/su-anda-turk-kahvem-calsma-masamda.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6303746871152072335</id><published>2010-07-28T02:49:00.000+03:00</published><updated>2010-07-28T02:49:54.940+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='su gibi akıp gider zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Çok sıcak bir yaz akşamı. Okkalı bir türk kahvesi pişirdim kendime. Bir sonraki evimi balkonuna göre seçmeye karar verdim. Aslında bahçeli ev istiyordum. Ekip biçmek için. Ama ona geçiş yapana kadar herhalde balkonla idare edeceğim. &lt;a href="http://pinomino.blogspot.com/2010/07/inislerim-ckslarm.html"&gt;Pino&lt;/a&gt;'cuğun blogundan İnişlerim Çıkışlarımı dinliyorum. Evin içinde yalnızım çoğu zaman olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sim's karakteri gibi hissediyorum gene kendimi. Yemek yapma konusunda yani. İki gündür uyduruk yemekler yapıyorum kafamdan ve buzdolabında bulabildiğim malzemelerden. Fena da olmuyor hem değişiklik de oluyor. Hep yan tekerlekli bisiklete binerken birdenbire yan tekerlekler olmasa da bisiklette dengeyi tutturabilmek gibi bir his.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Dia'nın kasiyeri bana ilk defa "hoşgeldiniz nasılsınız" dedikten sonra, üstüne bir de "beyaz çok yakışmış" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfağı yemek sonrası gıpgıcır topladım hatta bulaşık makinesinin çalışması bile bitti şimdi. Yarın dersler başlıyor. Beşinci hikayenin çerçevesini hala çizmedim. Halbuki Perşembe günü bir hafta olacak üzerinde çalıştığım. Bir türlü sıra gelmiyor. Her gün bir şey çıkıyor. Erken kalkabilseydim ne güzel olurdu. Yedide filan kalksam. Sekize kadar duşumu alıp üzerimi giyinip kahvaltımı yapıp bulaşıkları toplasam. Sekizde bilgisayarın başına geçsem. Öğlene kadar yazsam. Her insanoğlu gibi öğlende yemek yesem mesela fena mı olurdu? Fransızlar gibi düşündüm bir an. Onlar öğle yemeğini 12'de yiyor ya. Fark etmez ya ha 12 ha 1. Öğle yemeğinden sonra diğer işlerimle ilgilensem. Günün üçte birini her gün heba ediyorum uyuyarak. Sonra da "aaa 39 mu? 26-27 gösteriyorsunuz". Tabii canım benim göbek adım uyuyan güzel, sen bilmiyorsun. Yaşamıyorum ki yaşlanayım.&amp;nbsp; Neyse ne işte. Kuruyorum saati yarın vesselam. Kalkacam sabah yedide. Ahan da buraya yazıp ilan bilem ettim. Ama şimdi yatmam lazım. Dört saat kalıyor çünkü geriye. Acımiycam ama kendime! Diğer günlere sayicam! Hadi eyvallah. Siz bu yazıyı okuduğunuzda umarım ben artık kalkmış olurum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6303746871152072335?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6303746871152072335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6303746871152072335' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6303746871152072335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6303746871152072335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/cok-scak-bir-yaz-aksam.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7244166720828858511</id><published>2010-07-20T19:20:00.000+03:00</published><updated>2010-07-20T19:20:01.427+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Ev gıpgıcır yeni temizlendi. Ben de duşumu aldım pirupak giyindim, kokular süründüm. Karnım acıktığı için köşedeki unişten ayçöreği aldım, çay taze demleniyor mutfakta. Birazdan çıkıp tavşana vitaminini vereceğim. Diyeceğim o ki, keyfim yerinde. Sabah da bulaşıkları kaldırıp, çamaşır makinesindeki ıslakları asmıştım. Evin zorunlu bakımlarına alışıyorum sanki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çay demlemek insanın hayat standardını yükselten masrafsız ve zahmetli denmeyecek bir şeymiş. Yıllarca sallama poşet içmişim boşuna. Genel anlamda yemek yapma becerisi edinmek de öyle. Bu akşam mücver yapmayı deneyeceğim ilk kez. Sim's de vardı oynayanlar bilir: eve yerleştirdiğiniz "karakter" yemek kitabı okursa yemek yapma yetisi gelişiyordu ve daha kısa zamanda daha tok tutan yiyecekler yapıyordu bu da keyfini olumlu yönde etkiliyordu. Sim's teki karakterlerin varoluşsal sorgulamaları yoktu tabii söz keyiften açılınca...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Ş.'la buluştuk. Yazıdan da bahsettik. Aslında daha önce bitirdiğim öykü var dedim ona. Hatta bitenleri bir dosyada topladım dedim. Beş tane filan olması lazım. "-Beş tane mi???? Beş taneyle kitap yayınlıyorlar" dedi Ş. heyecanla. Sihirli cümle buymuş: beş taneyle kitap yayınlıyorlar. O kadar yer etti ki içimde bu söylenen, eve geldim hemen saydım bitenleri. Vitüöz'le beraber üç ediyordu bir de o gün henüz bitmemiş olanı vardı. Yanlış saymışım. Başlayıp yarım bıraktığım hikayelerle bitmişlerin ortalamasını almışım kabaca. Beş tane öykü önemsenecek bir hedef olarak şekillendi kafamda. Şevk geldi. Beş tane henüz yazmadıysam da yazabilirim sanki. Dün gece sabaha doğru dördüncüyü de bitirdim: randevu. Yazdığım ilk beşi yayınlatmasam bile artık daha somut bir hedefim var. Sonra yarım bıraktığım romana baktım. Cahil cesaretiymiş öyle büyük çaplı bir işe kalkışmak. İlerde belki. Biraz pişince. Kendime daha iyi davranmayı öğrendiğimde. Çok acımasız, çok sert ve çok yıkıcıyım kendime. İnsan içine çıkacak kıvamda hikaye yazmayı başardığımda umuyorum ki kendime davranışımı da düzeltmiş olacağım.&amp;nbsp; Öğrencilerime gösterdiğim anlayışın hoşgörünün yüzde birini kendime göstersem yeter zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyküye başlamak kolaymış. Zor kısmı bitirmekmiş. En azından bana. O yüzden bazı romanların sonu hayal kırıklığı olurmuş. Bugün beşinci hikayeye başlamak niyetindeyim. Bir de bir çok yazı sitesinde bugüne kadar bolca rastladığım fakat şu an sanki kendim uydurmuşum gibi izine bile rastlayamadığım "idea book" kavramı var. Fikirlerini topladığın defter yani. Başlangıç cümleleri, esin veren cümleler, isimler, diyalogları kaydet derdi makaleler. Nerdeler?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7244166720828858511?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7244166720828858511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7244166720828858511' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7244166720828858511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7244166720828858511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/ev-gpgcr-yeni-temizlendi.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-575256180418974324</id><published>2010-07-18T03:30:00.000+03:00</published><updated>2010-07-18T03:30:23.536+03:00</updated><title type='text'>Ağır gün. Ağır post.</title><content type='html'>Aynada kendi yüzümü görüyorum. Gözlerimin altı ince ince kırışıklarla dolmuş. Ne kadar yaşlandım. Yanağımda bozuk para büyüklüğünde üç tane leke. Cilt kanseri lekeleri bunlar diyorum kendime. Hass...r. Kanser oldum. Üff şimdi işin yoksa kemoterapiyle filan uğraş. Hikayeler yarım kalacak bitmiş halini göremeyeceğim. Sonra içerdeki aynada bakıyorum yeniden yüzüme. Oranın ışığı farklı. Cildim ışıl ışıl, lekeler meğer küçücük sivilcelermiş, gözlerimin altı aynı olsa da. Yeğenim parmağını değdiriyor sivilcelerime " aldım ben onları" diyor. Hay Allah ne kadar yaygaracıyım, sivilceyi cilt kanseri zannediyorum diyorum kendime rahatlayıp. Sonra ter ve sıkıntı içinde uyanıyorum. Aynaya bakıyorum. Gözlerimin altı sadece gülümseyince kırışıyor. Sivilce filan yok, sadece dünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalkıp hazırlanıyorum. Cenazemiz var bugün. Dört nesildir ahbaplık ettiğimiz ailenin anneme en yakın ferdini kaybettik. Hayatın direğiymiş gibi, asla devrilmeyecekmiş gibi, hayatımızın mihenk taşlarında hep yanımızda olmuş ve hayat sürdükçe de yanımızda olmaya devam edecekmiş gibi duran birini kaybettik bu hafta. Ben cenazelere hiç alışkın değilim. Her şeyi çok yadırgıyorum. İnsanların rahatlığını. Ben miyim bu dünyanın en duygusalı? Anlayamadım. Tören boyunca düşündüm durdum, törenlerin önemini, ölüm gibi bir bilinmez ve kaçınılmazın karşısında insanların kendilerince geliştirdikleri savunma mekanizmasını. İnsan uzaya bile gidebildi, fakat yeryüzünde o kadar aciziz ki. Toplaşıyoruz işte. Birlikten kuvvet doğar ya...Kuvvetli olmak için. Halbuki ölüm hepimizden daha güçlü. Ama aldırmamak durumundayız, yine de "bir şeyler" yapmalı. Dua okunuyor. "Remember me" filminde Gandhi'nin bir sözü geçiyordu : "Whatever you do will be insignificant but it's so important that you do it.".&amp;nbsp;&amp;nbsp; Son durak burası dedi ağbim mezarlıkta yan yana otururken. Helva yemek, kahve içmek. Ne kadar tersime gitti. Helva ne uğursuz bir tatlı gibi geldi bana. Bir daha durduk yerde yiyemeyeceğim galiba. Bundan sonra anca mecburiyetten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümkünse bir süre kimse ölmesin. Üst üste fazla geldi. Bir buçuk ay önce oğlunun mevlutunda görmüştüm onu en son zaten. Ağladığında içim parçalanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat altıda annemlerdeydim. Tavşanın bakımını bitirmiştim. Sıcaktan ve duygulardan ağırlaşmış yorulmuştum. Kafamı dağıtmak ve kendimi şımartmak için dedim ki bari güzel bir kitap alayım kendime. Kitapçıda belki bir saat durmuşumdur. Murakami'ye , Sema Kaygusuz'a, Alain de Botton'a baktım, hiç birini beğenemedim. Bıraktım çıktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi evime geldim. Açtım. Kaç gündür kötü beslenmenin acısı çıkıyordu. Ayakta zor yürüdüm. Tansiyonum filan düştü kesin. Yemek hazırladım adam gibi. Yerken televizyonu açtım. Birşeyler birşeyler. Tam kapatacakken, Erol Evgin, Zeynep Talu, Candan Erçetin. Melih Kibar ve Çiğdem Talu'dan bahsedip durdular. En son kapanış şarkısı, Aldım başımı gidiyorum. Ağlamaya mecalim kalmadı artık bu gece. Benimki kimbilir nerelerde, hangi düşüncelerde.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğmak zor, yaşamak zor, ölmek zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden, denize karşı bir sofra kurmalı. Mehtap parlamalı karşı kıyının tepelerinde. Dostları toplamalı, rakıları doldurmalı kadehlere. Keyif almalı hayattan, olduğu kadar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-575256180418974324?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/575256180418974324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=575256180418974324' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/575256180418974324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/575256180418974324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/agr-gun-agr-post.html' title='Ağır gün. Ağır post.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2236185699134250245</id><published>2010-07-12T01:53:00.000+03:00</published><updated>2010-07-12T01:53:23.816+03:00</updated><title type='text'>Dikkat dolandırıcı!!!!! Pepsi Yaşatır Seni---</title><content type='html'>Bugün şöyle bir sms geldi telefonuma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Değerli Abonemiz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Seda Sayan'ın Pepsi Yaşatır Seni Özel Günlerde kampanyasından 100 bin ve 10 bin tl ödül ikramiyesinde hattınız 1500 hat arasında 9. çıktı 20 bin tl ödül ikramiyesi kazanmıştır. Pepsi bilgi ve işlem için merkez 0534 347 32 80 pepsi danışma hattını arayın...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere pepsi içmem. Hiç bir kampanyaya ya da çekilişe de katılmadım. Katılsam bile hitap kısmı "değerli abonemiz" değil başka bir şey olmalıydı. Daha dahası koskoca pepsi şirketinin bilgi işlem merkezi nasıl oluyor da bir cep numarası oluyor diye iyice kıllandım. Bilgisayar açıktı. Hemen pepsi bilgi işlem merkezi diye google'da arattım. Bir sürü dolandırıcılık uyarısı çıktı. Ben de başkasını uyarıp faydalı olurum diye burada da yayınlıyorum. İnsanları dolandırıp özel bilgilerini alıyorlarmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pepsi firmasının bu durumun üzerine gitmesini beklerim açıkçası. Onların isimleri kullanılıyor. Kurumsal imaj açısından hoş bir durum değil derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafımda buna kanabilecek bir çok insan tanıdığımdan en azından bir de buradan uyarayım istedim.&lt;br /&gt;Sevgiler herkese.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2236185699134250245?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2236185699134250245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2236185699134250245' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2236185699134250245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2236185699134250245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/dikkat-dolandrc-pepsi-yasatr-seni.html' title='Dikkat dolandırıcı!!!!! Pepsi Yaşatır Seni---'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-6538529436052674344</id><published>2010-07-10T19:06:00.000+03:00</published><updated>2010-07-10T19:06:17.278+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Hayat-sevgili-yazı.</title><content type='html'>Bazı günler vardır, sanırsın hayat sana taktı. Uğraşır durur sanki senle. Dün öyle bir gündü. Doğrudan benimle ilgili olmasa bile bazı olaylar, duygusal açıdan yoğun, çetrefilliydi. Neyse dün bitti. Dur bir neskafe koyayım geliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koydum neskafeyi. Şu anda masada ılınmayı bekliyor. Dışarda hava kapalı ve basık. Her an yağmur bastırabilirmiş gibi. Seviyorum bu havayı galiba. İpod'dan Mirkelam'ı dinliyorum. Ahu gözlüm. Bu şarkının olmayan bir hatırası var. Şöyle ki. Hani tam bir sene evvel bu zamanlar ben sevdiğimle buluşmaya Nikon'umla gitmiştim ya. Ve poz poz fotoğraflarını çekmiştim. Daha sonra da bir gün gene çekerim diye düşünerek. Onu çok özlediğim zamanlarda, gene bir sonraki buluşmaya Nikon'umu götürsem artık diye buluşmayı hayal ederken, onun o yakışıklı prens gülüşünü doğal yoldan elde etmenin yollarını düşünüyordum. Ahu gözlüm o noktada devreye girebilirdi. Ben makinenin ayarlarını tamamlayıp, gözümü vizöre dayayacaktım, sonra en cilveli sesimle Ahu gözlümü söyleyecektim ona...&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Ahu gözlüm&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Güzel yüzlüm&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Bana biraz&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Güler misin?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Şıkırrağğk.Şıkırrağğğk. Şıkırrağğk.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Senaryo buydu. Fakat hiç götürmedim Nikon'u oraya bir daha. Ahu gözlüm de işte öyle kaynadı gitti. Hem kaynadı hem kaldı.Olmayan bir hatıra olarak arşivime geçti. Özledim onu galiba. Artık görüşmeyeceğiz. Bitti. Söylememiştim burada değil mi?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yazı var hayatımda. İkinci öykü 770 sözcüğü buldu. Hala bitmedi. Yazı üzerine okuduğum onca belgenin içinde bu öykü için çok faydalı olan bir tavsiyeden bahsetmek için başlamıştım bu posta. Klişelerle ilgili. Çok bilgece geliyor bana. Ve bu öyküde işime yaradı. Kimin söylediğini unuttum. Ve nerde okuduğumu. Sanırım fransızcaydı. Çok eski. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Klişeleri tamamen eleyemezsiniz. Ama bir klişeden yola çıkmak, bir klişeye varmaya yeğdir.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Keşke kimin sözü olduğunu hatırlasaydım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İleri doğru baktığımda heyecan basıyor içimi. Hiç kaybolmasa bu heyecan keşke. Daha yolun çok başındayım. Olsun razıyım ben sabretmeye, emek vermeye. Yeter ki şu iki arada bir derede- ne seninle, ne sensiz -halimden kurtulayım. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-6538529436052674344?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/6538529436052674344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=6538529436052674344' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6538529436052674344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/6538529436052674344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/hayat-sevgili-yaz.html' title='Hayat-sevgili-yazı.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-1962859263851806116</id><published>2010-07-07T01:42:00.000+03:00</published><updated>2010-07-07T01:42:10.180+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oh  happy days'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Sevgili Günlük,</title><content type='html'>Bugün salak başlamıştı. Mesela geç uyanıp, güneşin altında 25 dakika otobüs bekledim. Otobüse nihayet binebildiğimde beni arkadan sıkıştıran kadın, araç ani fren yapınca düşmesin diye tutunmak isterken gözümü kör ediyordu. Çok içinden geldiğini hissettiğim bir özür diledi, ve ben nerden çıktığını anlamadığım bir hoşgörüyle "önemli değil" dedim, en şefkatli ses tonumlan. Sonra otobüs daha da sıkıştı ve arkalara doğru sürüklendim. Ondan sonra en arkalarda bir adam bana işaret etti, dar yerlerden geçip daha da sıkışacaktım ama gittim, meğer bana yer gösteriyormuş. Teşekkür edip, oturdum, püfür püfür devam etti yolculuk. Derse girdim. Öğrencim sorduğum bütün soruları bildi. Sonra ders bitti. Gene otobüs. Metro. Metroda boş bir yer buldum. Hemen yerleştim. Bir durak sonra solumda oturan kişinin fransızca bir metin okuduğunu farkettim. Kim bu fransızcacı diye merakla yüzüne bakmamla kulaklıklarımı kulağımdan koparmam bir oldu. Çok sevdiğim lise arkadaşımla yan yana gidiyormuşuz metroda farkında değilim. Aynı semtte ders verip, yakın semtlerde oturuyormuşuz. Telefonlarımızı alıp verdik. Artık buluşuruz. Yazıdan konuşuruz bol bol diye hayallerim var. Çünkü lisedeyken ya onun kompozisyonları sınıfa okutulurdu ya da benimkiler, bazen de her ikimizinki. Ve facebook sağolsun, onun bir yazı atölyesine kaydolduğunu öğrenince çok duygulanmıştım bırakmamış yazının peşini iyi de yapmış diye. Facebook'a rağmen hiç buluşmamıştık. Ne güzel oldu bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha daha ne oldu bugün? Hımm. Yeni bir lezzet ikilisi yakaladım: bitter çikolata parçalı carte d'or dondurmasıyla, eti çay keyfi yedim yemeğin üzerine. İkisi birbirine çok yakışıyor bence. Evet regl olmak üzereyim. Çok mu belli oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte.&amp;nbsp; Bir de dün akşam yeni bir blog keşfettim. Dikiş blogu. Yanda linlki var Laçin'in blogu diye.&lt;br /&gt;Alt üst ettim. Çok süper. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de candan erçetin'e takmış durumdayım şu sıralar her gün yeni bir şarkısını keşfediyorum. Bugünkü çok oynak zor tutuyorum kendimi sokaklarda oynamamak için. &lt;a href="http://www.izlesene.com/video/muzik-candan-ercetin-vay-halime-ilkkez-%21/1473220"&gt;Vay benim halime&lt;/a&gt;.Çok güzel yorumlamış. Hakkını vere vere:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Birine aşık oldum&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Düştüm peşine&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Hayat çok güzel göründü birden gözüme &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Annem sakın yapma dedi&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Güldüm yüzüne&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Çok seviyorum anne dedim&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;Karışma bize.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-1962859263851806116?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/1962859263851806116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=1962859263851806116' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1962859263851806116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/1962859263851806116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/sevgili-gunluk.html' title='Sevgili Günlük,'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-3532928266165485668</id><published>2010-07-05T02:58:00.000+03:00</published><updated>2010-07-05T02:58:10.268+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kendiyle uzlaşmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Daldan dala...</title><content type='html'>Çok doluyum. Bir oturuşta 40 farklı postu arka arkaya yazabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tanesi hayat kırkından sonra başlar konulu. Bu sözü duyardım küçükken, hiç inandırıcı gelmezdi. Hem de doğru bile olsa ne acı derdim kendi kendime. Benimkisi daha önce başlamalıydı. Başlamıştı bile hem. Oysa şimdi kırk'a bir kala ne kadar iyi anlıyorum ne demek istediklerini. Olgunlaştığımı hissediyorum adım adım. Her gün yeni bir yaprak veren bir ağacı izler gibi izliyorum olgunlaşmamı. Hayatımdaki onca olumsuzluklarla barışmadıysam bile, onları kabullendim mi sanki ne? Aramıza bir kol mesafe bırakıp, geçmişimde tuttukları yeri bilgelikle sanki dışardan bakar gibi ama değil, bakıyorum işte bugünden geriye. Kızmadan. Nötr kalarak. Hani şarkıda diyordu ya "bu dünyadaki en olgun kişi acıya gülendir", gülmesem de ağlamıyorum artık en azından. Öfkelenmiyorum, bu böyle olmamalıydı, ben daha iyisini hakediyordum, her şey daha güzel olacaktı. Şu "onun bunun çocuğu" herşeyi bozdu. Çok güçlü olmak lazım bu noktaya varabilmek için, ve bu güç hayattan bana gelen bir güç, benim karakterime filan ait değil. Yaşla beraber gelen ve belki de onca terapinin sonrasında vardığım nokta. Hayat, dış olumsuzlukları nötralize ettikten sonra bir şeye benzemeye başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yazı maceram var. O da ayrı bir kendini tanıma süreci. Ayrı bir başlangıç. Dramatik yapıyı kurmak zor ve zahmetliymiş. En azından bana. Her söylemek istediğin bir hikayeye dahil olamıyormuş, her gördüğün, her hissettiğin. Ama bir anı var bu maceranın, inanılmaz bir keyifti. Bir an yamaç paraşütüylen süzülüyormuşcasına özgür hissettim kendimi. Tüm dünyayı fethedebilirmişim gibi.&lt;br /&gt;Günlük yazmak ve hikaye kurmak bambaşkaymış. Acemi adımlarım var, biliyorum, badi badi gidiyorum kurmaca dünyasında. Baskının da topuzunu kaçırmışım iyi bir iş çıkarayım derken. "Ben bu işi iyi yaparım" dedirten kısmı, işin sadece bir kısmıymış ve başka, daha birincil, yönlerimi de geliştirmem gerekiyormuş. Bakalım geliştirebilecek miyim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ağlak oldum ben son zamanlarda. Herşeye ağlıyorum. Dünya kupasında, Gana'lı bir futbolcu galibiyet kazandıracak penaltıyı kaçırdı ve penaltı atışlarına kaldı eşitliği bozmak. İlk penaltı atışını Gana'nın atacağı belirlendi ve ilk atış az önce kaçıran futbolcuya verildi ve ben ağladım...Attı da. Ama biliyordum atacağını. Az önce atamamış olmanın verdiği kahırla golü atmayı ondan daha fazla isteyen başka bir futbolcu yoktu o an takımda. Neyse işte...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-3532928266165485668?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/3532928266165485668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=3532928266165485668' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3532928266165485668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/3532928266165485668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/daldan-dala.html' title='Daldan dala...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-780116759000604905</id><published>2010-07-03T13:32:00.000+03:00</published><updated>2010-07-03T13:32:04.325+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Yazar yazar.</title><content type='html'>Yazamıyorum yazamıyorum dedim, yazdım en sonunda. Evet dünyanın en mükemmel hikayesi olmadı. Evet sonu biraz zayıf oldu ama banane. Dün oldu bunlar. Bahanelerle yüzleştikten sonra. Bir saat vermiştim kendime iki saat sürdü. Yaklaşık 500 sözcük. Bugün gene yazmak istiyorum. "Kötü bir öykü yaz" direktifi verimli oldu. En azından şunu öğrendim, 500 sözcük yazmak için kesintisiz iki saate ihtiyacım varmış. Bu şekilde her gün yazmanın gerçekten faydalı olacağına inanmak bir yana, bunun zevkli olacağını düşünmeye başladım. Aslında "kötü bir öykü yaz" değil direktifim, "mükemmel bir öykü yazmak zorunda değilsin", meali "yaz birşeyler be güzelim, taşa yontmuyorsun ya, kafana göre takıl, çok kasma kimse o kadar yakından bakmıyor..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir konu bulup ona yoğunlaşma aşamasında takılıyormuşum bir de ben...Şimdiye kadar, bu günlükler hariç, okulda filan konular hep dışardan gelirdi. Ya da aşk zoruyla bir kaç sayfa bir şeyler yazardım. Halbuki yazın bir gününde canın kağıt-kalem-silgi çekerken, karşıda duran bankın yanındaki asırlık çam ağacını ve üzerindeki kozalakları resmetmekten bir farkı olmamalı yazı yazmanın. Her çizdiğine nasıl sanat eseri beklentisi yüklemiyorsan, yazdığın için de bu böyle olmalı. (bu arada bilgisayar tableti kaç paradır acaba? düşmüştür onun da fiyatları, alsam mı?) Çizerken konuyu bulmak nasıl zevkin yarısıysa yazarken de öyle olmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece yazacaktım bunları ama internet bağlantım gitti. Telefon açtım arıza kaydı bıraktım. Bu sabah 9'dan beri geleceklerdi, erken kalktım onların yüzünden ve internet kendiliğinden düzeldi. Erken kalkmış olmak yanıma kar kaldı. Gelen giden de yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 13.30. Bugün de birşeyler yazayım. Sonra da yürüyüşe çıkarım. Sonra belki Haruki Murakami'nin bir kitabını alırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-780116759000604905?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/780116759000604905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=780116759000604905' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/780116759000604905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/780116759000604905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/yazar-yazar.html' title='Yazar yazar.'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-7335176802023613635</id><published>2010-07-02T18:05:00.000+03:00</published><updated>2010-07-02T18:05:38.471+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Yazar yazamaz...</title><content type='html'>Yeni imajımı nasıl buldunuz? Yeterince havalı mı? Yeterince "gerçek" bir yazar mekanına benzemiş mi? Beş senedir kendime yazar dedirtiyorum hala olamadım onun acısı var içerlerde. Zaman zaman havlu atıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep şu oluyor. Hadi bugün artık yazmaya başlayayım. İyi, güzel başlayayım. Yazmak için önce Radikal'in kitap ekini/ Stephen King'in On writing'ini/ Holly Lisle'ın karakter yaratmak üzerine yazdığı makaleyi/İlham verecek yazı alıştırmasını ( daha uzar bu liste) okuyayım ondan sonra masanın başına oturup yazacağım, söz. Ve tabii o kitap/makale/alıştırma hiç bir zaman yeterli gelmiyor. Ve onu okumayı bitirdikten sonra ne roman ne öykü hiç bir şey çıkmıyor ortaya. Tamam bazen çıktığı da oluyor. Ama zaten çıkanı işten bile saymadığım için çıkmamış gibi oluyor. Bu iş yaş, yonca. Daha beş sene gider bu. Belki on. Şu anda da karnım acıktı mesela. Buzdolabındaki pizzayı ısıtsam mı diye düşünüyorum bir yandan. Hatta fırında mı ısıtsam, tavada mı ısıtsam? Tava kirli. Fırında ısıtmak işi uzatır. Sandwich mi hazırlasam kendime? Pizzayı tost aletinde ısıtayım geliyorum ben okuyucu. Sen sakın ayrılma, biliyorsun aynı zaman boyutunda değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün aklıma başka bir taktik geldi. Dedim ki kendime:" kötü bir öykü yazmaya çalış". Beğenme zorunluluğu kalksın işin ucundan. Sıfırdan başlayacağına eksi birden başlamak gibi. Sırf ivme kazanmak adına. Ama hep araya başka bir iş illa ki sokuyorum. Diary of a wimpy kid'i de okumayı bitireyim, ondan sonra. Temizlik de yapayım ondan sonra. Önce bir mail'lerime bakayım. Offff....Lise sonda yapmıştım ben bunu en son. Masa başına oturuyordum ders çalışmak için. Ondan sonra beş saniyede bir kalkmak için bir bahane uyduruyordum kendime. Lise bitirme sınavını veremeyecektim az kaldı. Çareyi müzik setine kulaklık kulaklıkları da kulağıma takmakta bulmuştum çünkü masa başından ayrıldığımda kulaklıklar kulağımdan çıkarak farkına vardırtıyordu masa başından ayrıldığımın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerde yanlış yapıyorum. KOCAMAN.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-7335176802023613635?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/7335176802023613635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=7335176802023613635' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7335176802023613635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/7335176802023613635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/07/yazar-yazamaz.html' title='Yazar yazamaz...'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-2239476732693996160</id><published>2010-06-28T01:18:00.000+03:00</published><updated>2010-06-28T01:18:40.242+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'>Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var?</title><content type='html'>Kardeşimin mutfağında eski radyolara benzeyen ahşap bir el radyosu var. Ondan özenerek ben de bir el radyosu aldım son gittiğimde Eminönü'nden. Kaç yere sordum. Fenerlisi var, mp3 çalarlısı var. Sırf radyo yayını yapan düz bir el radyosu yok, sanırsın. Arayan mevlasını da bulurmuş hesabı en sonunda buldum bir tane. Cızırtılı sesler çıkartıyor. Ses ayarı bozuk. Ama dün akşam öyle çalarken &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xbk4vj_candan-ercetin-bahar_music"&gt;şu &lt;/a&gt;şarkıya rast geldim. O kadar güzeldi ki. Hem daha önce duymamıştım. Uzak'ın bana reçete olarak önerdiği şarkları dinleyeceğime bunu dinliyorum kendimi coştura coştura. Ama korkma günlük. Daha iyiyim. Hatta az önce beraber olduğumuz hayalinin üzerine bir kat çıkıp, beraber olmadığımız için şu anda göremediğim sevimsiz yönlerini hayal ettim. Mesela sevişme sonrası o sigarasını içerken yatağımda, bana tamamen ilgisiz davrandığını ve bundan ne kadar nefret edeceğimi hayal ettim. Kendi kabuğuna çekilse mesela yakınlaşmadan sonra. Yokken sevgiliyi mükemmel düşlemek o kadar işin kolayına kaçmak ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Off bir sonraki sevgili, nerdeysen uğraştırma beni ve çık ortaya. Umarım çok uzaklarda değilsindir.Umarım hoş karizmatik ve zekisindir. Umarım kibar ve asil ruhlusundur. Umarım bana deli gibi aşık olursun. Bana güzel sözler söylersin: hep senin gibi birini aradım dersin bana. Nerdeydin bu kadar zaman dersin. Umarım romantiksindir. Duygusalsındır demiyorum çünkü o zaten default option. Umarım başımı döndürür ayaklarımı yerden kesersin. Hayatıma renk, ruhuma can katarsın. Umarım beraber çok eğleniriz. Konuşa konuşa sabahlarız boğazın kıyısından ayaklarımızı sarkıtıp dürüm yiyerek mesela. Umarım gözlerimiz birbirine değince kıvılcımlar çıkar. Sen bana komiklikler yaparsın ben de kahkahalar atıp ne kadar mutlu olduğuma şükrederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşimin bir arkadaşı kendine böyle bir mektup yazmış. Sevgili istiyorum diye. Şöyle şöyle olacak diye şartları dizmiş sıralamış. Sonra da bulmuş onu. Korkmuş kendinden ama bulduğunu anlayınca ve şartlar tek tek uyunca. Her istediğim oluyor diye. Geçenlerde bir akşam anlattı bize. Kukla perdesini yeğenime götürdüğümün gecesi. Çok güzeldi o gece. Çok komik anlattı ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün evi topladım ve temizledim. Toplama faslı zaten bir saatimi aldı. Ama iyi oldu. Kışlıkların hurcunu naftalinleyip dolabın üstüne kaldırdım. Kaç zamandır dolabın önünde yerde sürünüyordu üzerinde çıkardığım kıyafetler yığılmaya başlamıştı. Sonra belki altı aydır salonun ortasında duran boncukları kaldırdım. Çöpleri çıkardım. Yorulunca kendime limonata yapıp blogları dolaştım. Akşam yemeği yaptım temizlikten sonra. Uyduruk bir tavuk yemeği yaptım evde bulduklarımla, güzel oldu, biraz acı da koydum. Bol bol sigara içtim. Çıkıp bakkaldan çikolata aldım. Ama hala doymamış gibiyim. Ben artık herkes gibi üç öğün yesem? Sadece mesaili çalıştığım zamanlar öğlende acıkıyorum. Şu anda bir tabak peynirli makarna yiyebilirim yanında da bol salatalık. Yarın alışveriş yapayım menümü belirleyeyim de.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-2239476732693996160?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/2239476732693996160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=2239476732693996160' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2239476732693996160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/2239476732693996160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/06/ayrca-bunun-seninle-ne-ilgisi-var.html' title='Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var?'/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17658268.post-5505139937723607031</id><published>2010-06-26T01:32:00.000+03:00</published><updated>2010-06-26T01:32:15.601+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='munalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bunalım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayallerim aşkım ve ben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='falan filan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='manyak hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ömür geçer gönül geçmez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günlük'/><title type='text'></title><content type='html'>Yazacak doğru dürüst bir konum yok şu an ey okuyucu. Yani az sonra okuyacakların şu an yok. Sızlanmaya geldim. Yalnızlığımı hissetmek istiyorum, iyice dibe vurmak için. Hissedince canım o kadar yanıyor ki ruhum nefessiz kalıyor gibi oluyor. Bu eve taşındığımdan beri, evi çok sevmemin bir nedeni de hiç kendimi yalnız hissettirmemesiydi. Dışarı çıkınca bir kaç esnafla selamlaşmak iki çift laf etmek. Ailemin bana yakın oturması. Bunlardan sanıyordum. Halbuki onunla doldurmuşum her köşeyi bucağı farkına varmadan. Sanki beraber yaşamışız bu evde de "boşanınca" onun eksikliğini duyuyormuşum gibi. Her yeri onunla doldurmuşum. Sadece evin içini değil. Kaldırımları. Otobüsleri. Geleceği. Ders çıkışı otobüs beklediğim durakta, onu düşünmenin keyfini çıkarmaya, bir gün daha geçti onu görmeye bir gün daha yaklaştım diye sevinmeye alışmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi pirinçten taş ayıklar gibi ayıklıyorum onun düşüncesini hayatımdan. Zannettiğim kadar karşılıklı değilmiş bu aşk, söyleyenler haklı çıktı. En acı kısmı bu olmalı. Acılar bitince tam olarak anlayacağım. Şu an üst üste, değerlendiremiyorum. Yarısını boşuna yanmışım . "ben ağlamışım ikimizin yerine". Gerek yokmuş onun yerine ağlamaya. Zaman makineleri icat etme hayalleri kurmaya gerek yokmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim eskiden faal bir aşk hayatım vardı. Durulmuşum. Yaşlanıyor muyum acaba? Sevgililerin birisi gidince ikisi gelirdi. Fonda da iki-üç "soupirant" mutlaka dururdu. Üfff ne yapayım ya, barlara mı atayım kendimi? Daha neler? Bu yaşta...Oralar çoluk çocuk doludur şimdi. Hiç uğraşamam. O zaman gökten yağmur değil, sevgililer yağsın günlük ne diyim? Başka türlü iyi olamayacağım ben. Elimin altında da bana iki sene önce verdiği kartı. El yazısıyla cep numarasını eklemiş. Gene ona döndü düşünceler, neyse bir günden iyileşecek değilim nasılsa kendime çok da yüklenmeyeyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17658268-5505139937723607031?l=yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/feeds/5505139937723607031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=17658268&amp;postID=5505139937723607031' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5505139937723607031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17658268/posts/default/5505139937723607031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2010/06/yazacak-dogru-durust-bir-konum-yok-su.html' title=''/><author><name>ne yazdı ne yazamadı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08730974682337028106</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/_0mnLex-Vlx8/TQ1Ova-XqkI/AAAAAAAAAKc/YK8DNHYogF8/S220/ya%25C4%259Fmur%2Bdamlac%25C4%25B1klar%25C4%25B1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
